Hakiki Şifa Nerede? İslam’ın Maneviyatı mı, Modern Ritüeller mi?

Yoga, meditasyon, çakra ve modern spiritüel akımlar İslâm açısından nasıl değerlendirilmelidir? Hakiki huzur ve mânevî şifaya İslâm'ın bakışı.

Ne olacak bizim bu egzotik takıntılarımız? Nereye varacak, kompleksli, özentili hayatlarımız? Bir taraftan namaz kılar, bir taraftan çakra açmaya çalışırız! Bir yanda abdest alır, diğer yanda yogaya merak salarız. Tesbihatla, zikirle meşgul olup nefesi ve nefsi kontrol altına almak varken nefes egzersizleri deneriz… Elimizdekine bîgâne kalıp, daha câzip olana, ekranlarda gördüğümüz albenili-süslü dünyaya özeniriz.

HAKİKÎ ŞİFÂ NEREDE ARANIYOR?

Doğu milletlerine bakıldığı zaman Batı’ya doğru bir meyil, taklit, özenme hâli vardır, ama yazının konusu olan ışık, bu kez Doğu’dan yükseliyor. Taa Uzakdoğu’dan… Hindu ve Budist felsefelerin fersiz mum ışığında yaramıza merhem arıyoruz. Köklerimizden getirdiğimiz değerler kesmiyor artık, köksüzlüğe doğru tırmanıştayız. Göklerden ve köklerden beslenmek varken Hinduizm ve Budizm çöplüğünde gül yetiştirmeye çalışıyoruz.

Bedene yapılan yatırımın ruha yapılan yatırımı geçtiği zamandayız. Fânîye ve fânîliğe meyledip, Bâkî’nin göz ardı edildiği zamandayız. Âhiretin unutulduğu ve unutturulduğu modern zamanlara denk geldi kulluk hayatımız... Bir Kızılderili bilgesinin sitemini haklı çıkarır vaziyetteyiz:

“–Çok hızlı gittik, ruhlarımız geride kaldı!..”

Hayatı yüksek tempoda akan şehir insanı, stres ve yoğunlukla baş etmeye çalışırken rûhunu ihmal ediyor. Modern çağın insanı, “geride kalan” rûhunu toparlayabilmek için türlü türlü arayışlara giriyor. Buna “insanın anlam arayışı” diyor, “Mistisizm”, “Kadîm Bilgelik”, “Şifâcılık”, “Sır” ve “Efsun” diyor, ama bir türlü “İslâm” diyemiyor. Kalplerin ancak Allâh’ı anmakla huzur bulacağını[1] idrâk edemiyor. Vahyin aydınlığında ve Sünnet’in rehberliğinde huzurla ilerlemek, ham nefse zor geliyor.

Hayatın koşuşturması içinde bunalan ham nefis, rûhunun yaralarını sarmak için mâneviyâta yöneliyor. Ancak şifâyı çıkmaz sokaklarda, köhneleşmiş felsefelerin girdaplarında arıyor. Aradığı bu sahte mâneviyâtı bulması artık hiç de zor değil. Sanalda ve gerçekte “Sağlıklı Hayat” vaad eden pek çok adres, “bir tık” kadar yakınında yer alıyor.

YOGA VE MEDİTASYON GERÇEKTEN MÂNEVÎ HUZUR SAĞLAR MI?

Modern insan, namazın yerine yogayı, tefekkürün yerine meditasyonu, ibadetin yerine ritüeli koyarak yol almaya çalışıyor. Rûhunun yangınlarına su taşımak için çabalıyor. Ama bilmiyor ki o adresler yangını daha da alevlendiriyor; rûhun yaraları daha da açılıyor.

Hiçbir beşerî sistem, insanı ilâhî kaynaktan beslenmenin mânevî doyumunaa ulaştıramaz. Yoga, reiki, meditasyon, mindfulness vb. uygulamalar önce kulağa hoş gelir. Bu ritüelleri gerçekleştiren insanlar hafiflediğini, rahatladığını da söyler. Fakat bu gevşeme hâli gelip geçici ve şeytanî musibetlere de kapı aralayıcı bir hâldir. Kökeni Hinduizm ve Budizm’in duâ, telkin, hipnoz ve ritüellerine dayanır. Yoga esnasında çıkarılan “Om/aum” sesi, titreşimler yoluyla frekansları açmayı hedefler. “Mantra” denilen sözler, Doğu Dinleri’ne ait duâlardır.

İnsan vücudunda çeşitli “enerji merkezleri” vardır. Bunun tasavvuftaki adı “Letâif”, Budizm’deki adı “çakra”dır. Yapılan bazı temrinlerle bu merkezler açılabilir. Lâkin “ulvî”ye mi, “süflî”ye mi kapı araladığına bakmak gerekir! Medya, bilhassa sosyal medya vasıtasıyla bu akımlarla tanışanlar, yapılan reklam ve paylaşımların da albenisiyle arayışına çözüm bulduğunu zanneder.

GERÇEK MÂNEVÎ HUZUR NEREDE BULUNUR?

Fıtrat ve çevre olarak İslâm çatısında doğup büyüyen fakat bu hazinenin farkında olmayan nice kimse, bu gelip geçici hazlarla kendini kandırır. Gevşeme, rahatlama, kafaya takmama gibi telkinlerle kendini bulutların üstünde görür. Fakat, kaynağı vahye dayanmayan hiçbir ritüelin sonu parlak değildir. İç çatışmalar, gel-gitler eksik olmaz. Medyanın ve tüketim endüstrisinin câzip gösterdiği “Kaliteli Yaşam Felsefeleri”(!), rûhu doyuma ulaştıramayacağı için hüsranla sonuçlanır.

Kıyas götürmez ama, tasavvuftaki “tekke”nin yerini “kişisel gelişim akademileri”, tekke kültüründe “mürşid-i kâmil” denilen insan terbiyecilerinin yerini “yaşam koçları” aldı. “Letâif”lere “çakra”[2], “cezbe” hâline “trans”[3] denilir oldu. Nirvana’ya[4] ulaşma bir “hayat hedefi” hâline geldi. Dengeli ve îtidalli hayat sürme, Yin Yang[5] felsefesinin sınırlarına hapsedildi. Mindfulness ile “bilinçli farkındalık” sağlamaya çalışan müslümanlar, İslâm tasavvufundaki “hûş der dem”, “vukûf-i zamanî”[6] esaslarını görmezden geldiler.

Müslüman için beş vakit namaz, mânevî bir sofradır. Şükür ve arınma fırsatıdır. Her bir namazın günün farklı vakitlerine yerleştirilmiş olması, sebepsiz değildir. Hattâ namaza çağıran ezanlar bile o vaktin mânâ ve önemine binâen, insan psikolojisine iyi gelecek farklı makamlarda okunur. Ezan, bir terapi ve rehabilite imkânıdır. İnsanın biyolojik saatine göre programlanmış olan namaz ibadeti, dikkati yoğunlaştırma, unutkanlığa şifâ ve farkındalık aracı olarak pek çok felsefenin vaad ettiği rahatlığı, kalp ve beden âhengi içinde sunar. Namaz içerisindeki beden hareketleri de bulunmaz jimnastik hareketleridir.

İBADETLER SADECE RİTÜEL Mİ, YOKSA BİR ARINMA YOLCULUĞU MU?

Meselâ bugün Hıristiyanlıkta belli başlı bir oruç ibadeti yoktur. Perhiz ya da belli saatlerde gıdadan uzak durma şeklinde ritüeller icrâ edilir. Fakat müslümanın senede bir düzenli olarak tuttuğu Ramazan orucu, onun beden ve rûhuna senelik bakım yaparken, yenilenme ve maddî-mânevî arınma sağlar. Düzenli oruç tutan müslümanların irâde kontrolü başta olmak üzere, modern insanın muhtaç olduğu pek çok iyiliğe sahip olduğu görülür.

Batılı analist ve iktisat uzmanlarının senelerdir savunageldikleri bir husus vardır:

“Ekonominizi canlı tutmanın yolu, her sene %2,5 oranında kayıp vermenizdir!”

Bu oran, dînimizde malın kırkta birine tekâbül eden “zekât ibadeti”dir. Zekât yalnız malı arındırmaz, mânevî arınış da sağlar. Üstelik müslüman için son derece mühim bir âhiret müjdesi barındırır: “Verdiğin senindir!”

Hac ibadeti, tahrif edilmiş Yahudilik ve Hıristiyanlıkta da vardır. Hindu ve Budist felsefelerde ve bu felsefelerin uzantısı olan dinlerde de “belli yerleri ziyaret etmek”, dînî bir ritüel sayılır. Sağlık ve maddiyâtı elveren müslümanın neredeyse bütün ibadetleri içinde barındıran Hac ibadetini îfâsı, onun hem dünyayı ve dünya müslümanlarını tanımasını sağlayacak, hem de hakkıyla yerine getirildiği takdirde; onu “yeniden doğmuşçasına” tertemiz kılıp tezkiye edecektir.

GERÇEK MÂNEVÎ ŞİFÂ NEREDE ARANMALI?

Cenâb-ı Hak âyet-i kerîmelerde, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz hadislerinde bizi tefekküre çağırır. Bu çağrıda, kulun bakıp görebilmesi, işitip hissedebilmesi, akıl ve kalp âhengini muhafaza edip ihsan kıvamına ulaşarak dünya seyrüseferini tamamlaması hedeflenir. Tefekkürün nâfile ibadetten bile daha önde tutulması, onun zorluğundan kaynaklanır. Hakkıyla yapıldığı zaman, insanın idrâkinde ve kalp âleminde müthiş ufuklar açar.

Kökleri Hinduizm ve Budizm’e dayanan pek çok ritüel, bugün “bir psikolojik rahatlama biçimi”, “egzersiz” veya “spor” olarak sunulmaktadır. Fakat uygulamalarda kullanılan kelime ve hareketler, bir ibadet biçimi olup Sanskritçe ve Hintçe unsurlar taşır. Bu sözleri tekrarlayıp durmak, insanı şirke kadar götürür.

Hakîkatin kaynağı İslâm’dadır. Aradığımız şifâ, özümüzdedir. Zikirle nefes egzersizi yapılır, abdest almak yüz yogasıdır, gusül bir arınmadır, nötrlenmedir. Modern çağın insanı ne arıyorsa aslında köklerinde aramalıdır. Şeytan, ibadeti küçük gösterip ritüelleri âdeta parlatmaktadır. İbadetlerin dünyevî ve uhrevî pek çok faydası varken, parlatılan felsefelerde insan ruhuna geçici ilaçlar aranmaktadır.

Sosyal medyanın tesiriyle popülerliği artan Overthink, adı havalı dursa da vesveseden başka bir şey değildir. Bilhassa gece geç saatlerde gelen, uykuları kaçıran kaygılar ve kurgular bütünüdür. Peki, “doğan Güneş’i selâmlamak” ve “evrene mesaj yollamaya” ne demeli?

Sabah namazını kılarak, doğan Güneş’ten de önce kalkmış ve pek tabi, Güneş’in hattâ bütün kâinâtın Yaratıcısı’nı selâmlamış olursun. Zaman ve zemin kısıtlaması olmaksızın duâ ederek, kâinâta hayırlı mesajlar yollamış olursun. Üstelik hem kalbin, hem bedenin şifâ bulur. Yeter ki kibri ve kompleksi bırak! Özüne dön! Vesselâm…

Dipnotlar:

[1] Bkz. er-Ra‘d, 28.

[2] Çakra: Hinduizm’de lotus/nilüfer çiçeğine benzetilen vücuttaki enerji noktalarıdır.

[3] Trans: Yine Uzakdoğu dinlerinden neş’et etmiş bir hipnoz biçimidir. Odaklanma, gevşeme ve irade ile düşüncenin otomata geçmesidir.

[4] Nirvana: Budist felsefede bütün hazları kökünden silmek, acıyla ve bedene eziyet vererek ruhu yükseltmektir.

[5] Yin Yang: Çin kültüründen, Taoist felsefeden çıkan bir kavramdır. Zıtlıkların içindeki uyumu, iyinin içinde kötüyü, kötünün içinde iyiyi barındırmasını savunur.

[6] Tasavvufta Bahâeddin Nakşibend Hazretleri’nin ortaya koyduğu 11 esas vardır. Bunlardan “Hûş der dem” gâfil olmamak, günümüz tâbiriyle “an’da kalmak”; “vukûf-i zamanî” ise, her nefesin farkında olarak, zamana vâkıf olmaktır. Detaylı bilgiler için tasavvufî kaynaklara müracaat edilebilir.

Kaynak: Fatma Çatak, Altınoluk Dergisi, Sayı: 485

İslam ve İhsan

YOGA VE MEDİTASYON MÜ’MİNLERE HUZUR VERİR Mİ? İSLÂM NE DİYOR?

Yoga ve Meditasyon Mü’minlere Huzur Verir mi? İslâm Ne Diyor?

İSLAM NASIL HUZUR VERİR?

İslam Nasıl Huzur Verir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle