Hakiki Hikmet Nedir?

Abdullah Sert Hocaefendi, bilgiyi ahlaka ve amele dönüştüren, kalbi arındırıp eşyanın hakikatini kavratan ilahî hikmetin Kur’an ve Sünnetteki derinliklerini anlatıyor.

Hikmet; yalnızca bilmek değil, bildiğini ahlaka ve amele dönüştürme sanatıdır. Bu yazıda; kalbi arındıran tezkiyenin, eşyanın hakikatini kavratan basiretin ve kuru bilgiyi yaşayan bir fazilete dönüştüren "amelî hikmetin" kapıları aralanıyor. İlmin kibrinden kurtulup hakiki irfana ulaşmanın yolları ele alınıyor.

HİKMET VE NEBEVÎ TERBİYE

Peki hikmet ne? Kur'ân-ı Kerîm'de Resûlullah (s.a.v.) Efendimizin bir de hikmetle görevlendirildiği bildiriliyor. Neydi o âyet-i kerîme?

"Size içinizden bir resul gönderdik; o resul size kevnî ve kitabî ayetleri okur, sizi en güzel şekilde, en ideal insan haline getirmek için size tezkiye yollarını gösterir." Kalbiniz temiz olsun, eliniz temiz olsun, diliniz temiz olsun, malınız temiz olsun, canınız temiz olsun... Her şey fıtratta yaratıldığı şekilde Allah'ın huzuruna en güzel haliyle gitmenin yollarını size gösterir. Yani sizi tezkiye eder, size lazım olan bilgilerle buluşturur ve bir de size hikmeti öğretir. Evet, Kur'ân-ı Kerîm baştan sona bir hikmetler kitabıdır; ilahî hikmetler... Ama beşerî hikmetler değil. Hani beşer bazı düşüncelerine de kendine "hikmet" diye izafe ediyor ya; hayır, öyle değil. İlahî hikmetler, Allah Teâlâ’nın kulu için murat ettiği güzellikleri Kur'ân-ı Kerîm üzerinden bize anlatıyor.

Kur'ân-ı Kerîm'de, kitabı ve hikmeti öğreten bir peygamber olarak Allah'ın Resûlü (s.a.v.) tanıtılıyor. Bu ayetlerden hareketle, Kur'ân-ı Kerîm'in tefsiriyle meşgul olan ulemamız diyorlar ki: "Hikmet, eşyanın hakikatini kavramaktır, doğru hüküm verme yeteneğidir ve bir de esas ilimle amel etmektir." Hikmet, bir de kalbe yerleşmiş bir basirettir. Demek ki bir insan Allah Resûlü (s.a.v.) Efendimizin hakiki talebesi olursa, Kur'ân-ı Kerîm'in talebesi olursa, Sünnet-i Seniyye'yi yaşarsa; Cenâb-ı Hak ona eşyanın hakikatini kavrama basiretini verir, doğru hüküm verme gücünü verir ve ona bir de ilimle amel etme kabiliyeti/yeteneği verir.

Özellikle de ilimde derinleşebilmek için Cenâb-ı Hak yaşayışımıza dikkat etmemizi bize bildiriyor: "Vettekullâh ve yuallimukullâh" (Allah’tan korkun, Allah size öğretir). Siz ne kadar hayatı hassas yaşarsanız —hani geçmiş sohbetlerimizde takvayı "dikenli bir yolda yürürken insanın göstermesi gereken hassasiyet" diye ifade etmiştim— insan ne kadar hayatı böyle hassas ve dikkatli yaşarsa; gözünü, dilini, kalbini, elini korur; malına ait hukuka dikkat eder, aile hayatındaki hukuka dikkat eder. Kısacası Hakk’ın murat ettiği şekilde hassas bir ömür sürerse, Allah ona vasıtasız olarak ilim kapılarını açar; onun muallimi Cenâb-ı Hak olur. Size doğrudan Allah öğretir.

Dolayısıyla bilgiyle amel arasında, hikmet açısından çok önemli ve yakın bir bağ vardır. O bakımdan İmam-ı Taberî Hazretleri buyuruyor ki: "Hikmet dediğimiz şey; Allah'ın kitabını yani yüce Kur'ân'ı önce doğru anlamak, sonra da onunla amel etmektir."

Genelde "hikmet" denince insanlar sadece bazı kişilerin kalbe nüfuz eden, hayranlık duyulan sözler söylemesini anlarlar; bazen felsefeyle karıştırırlar. Oysa hikmet tamamen Kur'ânî bir kelimedir. O kelimenin içinde hakiki bilgiye ulaşmak vardır ama sadece ulaşmak değil; o bilgiyi hayat haline getirmek vardır.

Bütün ulemamız da bunu iki başlık altında kullanmışlardır:

  1. Nazarî Hikmet: Bu, bilmekle ilgili hikmettir. Allah'ın varlığını ve sıfatlarını tanımak, kâinattaki ilahî düzenin farkında olmak; iman, ruh, ahiret ve sebep-sonuç ilişkilerini tanıyabilmektir. Bunun içinde kelam ilmi vardır, akait vardır, tefsir vardır, metafizik vardır. Ama bu bilgi eğer amele dönüşmezse, insanı kibre bile götürebilir; bu defa "ilmin kibri" veya "âlimin kibri" olur, Allah muhafaza! Onun için buyuruluyor ki: "Nice bilenler vardır ki, bilginin yükü onları helak etmiştir."
  2. Amelî Hikmet (El-Hikmetü’l-Ameliyye): Ahlak ve hikmet kitaplarımızda ifade edilen bu bölüm, hikmetten asıl maksattır. Esas biz bunun peşinde olacağız; yani anladığımızı yaşamakla ilgili olacağız. Bu da bilginin davranışa, ahlaka ve hayata yansımasıdır. Konusu; nefis terbiyesi, ahlak, ibadet, adalet, hakkaniyet ve sosyal ilişkilerdir. Gayesi ise Hakk’ı tam manasıyla yaşamaktır.

İnsan bu hikmeti elde ederse kalbi arınır, ameli güzelleşir. Eğer hikmet kalbi arındırıyor ve amelleri güzelleştiriyorsa, işte o matlup (istenen) ve makbul olan hikmettir. Kur'ân-ı Kerîm'de "hikmet" geçtiği zaman, daha çok işin bu amelî tarafı kastedilir.

İslam ve İhsan

HİKMET NEDİR? HİKMETİN FAZİLETLERİ NELERDİR?

Hikmet Nedir? Hikmetin Faziletleri Nelerdir?

HİKMET BAĞINDAN GONCALAR

Hikmet Bağından Goncalar

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.