Mümin İçin Hakiki Kazanç Nedir?

Dünya hayatını ahiretin tarlası olarak gören bir şuurla, menfaat ve sevap beklentisinin ötesinde, sadece ilahi rıza ve aşk ile şekillenen hakiki kulluk yolculuğu...

Bir mümin için hakiki kazanç; Rahim olan Allah’a sığınmaktır. Açlık kapısının eşiğine gelmektir. Peygamber Efendimiz aleyhis-salât-ü-ves-selâm’ın hükümleri karşısında aklını feda etmektir. Gaflete, manevî körlüğe ve cehalete karşı kalp gözünü açmaktır. Farkındalık ve saadet meyvesini toplamaktır. Peygamber Efendimizin fakrını, ümmiliğini, yetimliğini ve evrenselliğini benimsemektir. Duada ve secdede gözyaşları içinde kendini kaybetmektir. Gönülde “Onlar için ne korku vardır, ne hüzün” (Bakara, 62) ferahlığına erişebilmektir.

EN YÜCE MAKAM: KULLUK VE ŞEHADET BİRLİĞİ

En yüce marifet; kulluk ve şehadeti kazanabilmektir! Şehadet mertebesi ubudiyet makamına eşittir. Şehitlik makamında, ubudiyet makamı tüm ihtişamıyla ve faziletleriyle parlar. Kulluk ve şehitlik makamı, erişen kişiyi varlığın ıstırabından kurtarmaktadır. Kul, varoluş mağarasını terk ettiğinde Cenab-ı Hakk’ın sonsuzluğunu idrak eder. Şehit her şeyden geçerek canını feda edip kabir hayatı görmeden Cemâlullah'ı müşahede eder. Kul, gönlünün en derinlerinden dünyaya parlayan tevhîd nurunun parlak aydınlığıdır. Şehit, Hak yolunda Allah’a kavuşma özlemi taşıyan, Cemalullah ile mükâfatlandırılan kişidir.

Cehalete düşmüşlerin kıblesi tok karındır; ancak inananların kıblesi ebedî âlemdir, gök sofrasıdır.  Allah yolu, sonsuz cemâl ve kemâl istikametine giden yoldur. Rıza aramak, şifa bulmak yerine şefaat, menfaat, sevap kazanmanın peşindeyiz. Dine kulluk yerine dini kullanmaktayız. Bir büyüğümüz; “Tevhidden uzak olmak dindarlık değil, dini darlıktır” buyurdular.

Günah Sildirici Değil Kulların Mücevheri: Habibullah

İbadetlerimizi ve dini mükellefiyetlerimizi gerçekleştirirken tek motivasyon kaynağımız cehennem korkusu, cennet ümididir. Hepimiz “Anam, babam, malım, mülküm, canım sana feda olsun yâ Resûlullah!” demek yerine “Şefaat yâ Resulallah!” diye yalvarıyoruz. Peygamber Efendimiz aleyh-is-salât-ü-vesselâm bir günah sildirici değil, Habibullah'tır, kulların mücevheridir!

Biz O'nun mahluklarına hizmet etmek için sebep aramayız. Ancak bizim O'na olan aşkımızı bitmeyen kulluk ile ispat etmeye ihtiyacımız vardır. Eğer Allah’ın Cemâline âşık değilsek, kendi kaderimizi gerçekleştiremeyiz; saflık, nurlanma ve aşk seviyelerine yükselemeyiz. Eğer Allah’ın muhteşem sonsuzluğu karşısında haşyet, merak ve hayranlık halinde değilsek, adeta bir makine gibi çalışıp, öyle yaşama tehlikesine düşeceğiz. Hz. Mevlânâ bu konuda da şöyle buyurmaktadır: “Ekmek isteyen derviş karadaki balık gibidir. Balık biçimindedir ama denizden kaçmaktadır. Rabbini sevap uğruna sever. Ruhu, Rabbinin Kemâl ve Cemâline âşık değildir.”

Allah bizim itaatimizi bozulmamış fıtrata göre görmek istiyor. Niyetimizi sağlam, işlerimizi benzersiz, sevgimizi sonsuz ve şartsız, cömertliğimizi kahramanca istiyor. Hakikat peşine düşmeye gayret edelim. Allah'ın kölesi ve kulu olalım. Ruhun özlemini takip etmeye çalışalım. Ebedî hayatı ve ölümsüzlüğü kazanmaya çalışalım. Diriliş gücüne erişmeye çalışalım. Özümüze, ilâhi köklerimize, asıl vatanımıza dönelim.

DÜNYA AHİRETİN TARLASIDIR: CENNETİ DÜNYADA KAZANMAK

Hz. Âdem dünyaya iki sebepten indi; birincisi cenneti kazanmak, ikincisi de aşkın Âdem’i olmak. Hz. Âdem’in düşüşündeki hikmet; dünyadaki cennet kazanmak üzere cennetten çıkarılmış olmasıdır. Ahmed Samânî şöyle buyurmaktadır: “Aşk âleminde cennet ve cehennem bir toz zerresi etmez. Seçilmiş insan Âdem'e sekiz cenneti verdiler. O hepsini bir tane buğdaya sattı. Emel yükünü talih devesine yükledi ve kalp acıtan dünyaya geldi.”

Cennet sadece dualar ile istenmez, cennet kazanılır. Cenneti kazanmaya çalışırsak cennet bize gelir. Şems-i Tebrizî şöyle buyurmaktadır; “Dilimde ne cennet var ne mihnet, seyrimde ne vuslat var ne hasret. Ben cennete yürümüyorum, cennet bana koşuyor.”

Cennetin burada kazanıldığını idrak edemedik. Dünyanın ahiretin tarlası olduğu şuuruna erişemedik. Ebediyet meyvesinin bu dünya sahnesinde, günlük hayatımızdaki mücadelelerimizle kazanıldığını kavrayamadık.

“Dünya Ahiret Ekinliğidir”

Cennet yukarıda, yüksek bir manevi âlemde bulunmaz. Cennet toprakta bulunur. İniş de yükseklerde bulunur. İslam dinindeki irfan, ebedî hayatta sunulan lütufların ve ilâhi ahengin, günlük hayattaki mücadeleler yoluyla kazanılmasıdır.  Peygamberimiz işte bu yüzden Şeriatın Sultanı olmuştur. Bu fânî âlem beka âleminin tarlasıdır. Bu yüzden, Rasulallah Efendimiz aleyhis-salât-ü-ves-selâm; ''Dünya ahiretin ekinliğidir!'' buyurmuştur.

Mutluluğun zirve noktası; kendimizi büyük aşkın bir parçası gibi hissetmektir. Bu dünya üzerindeki cennet budur. Gözyaşlarımız cehennem ateşini söndürdüğü zaman hakiki cennete kavuşulur. Bu dünyada, dünyayı gönülden çıkarttığımız zaman hakiki cennete kavuşulur. İçimizdeki menfi makam, mevki, şöhret, mal, mülk sevdasından kurtulduğumuz zaman hakiki cennete kavuşulur. Kendi zulmümüzden kurtulduğumuz zaman hakiki cennete kavuşulur. Bu dünyada, cehennem hapishanesinde mutlu olmaktan vazgeçtiğimiz zaman hakiki cennete kavuşulur.

Ölümsüzlüğü kazandığımız zaman hakiki cennete kavuşulur. Ruhumuzdaki özlemi takip ettiğimizde hakiki cennete kavuşulur. Hz. Hüseyin Efendimizin gönlündeki direnç gücünden bir zerre kadar miras ettiğimiz zaman cennete kavuşulur. Hz. Hamza’nın cesaret gücünden, Hz. Yusuf’un ve Hz. Eyyub’un imtihanlarına sabır etme gücünden, Hz. Hatice’nin aşk-ı Muhammedisinden, Hz. İsmail’in teslimiyet sevgisinden, Hz. Âdem’in pişmanlığından, hayâ ve tevazu vasıflarından bir zerre kadar miras ettiğimiz zaman cennete kavuşulur.

KURBİYET CENNETİ VE İLAHİ AŞKIN BEDELİ

Hakîkî cennet, kurbiyet cennetidir. Kul olmadan kurbiyet cennetine ulaşılmaz. Kurbiyet cennetini yaşamadan kul bilinmez. Kurbiyet cennetine ulaşmak için Allah Teâlâ'yı ve Muhammed Mustafa aleyhis-salât-ü-ves-selâm’ı tanımak gerekir. Tanımak için âşık olmalıyız. Allah’ın Habibi’ne olan muhabbette eriyerek kaybolmalıyız. Kendi varlığımızdan ne kadar ödün verebilirsek, ne kadar yüksek bir bedel ödeyebilirsek, Ashâb-ı Güzîn’in, Habîb-i Ekrem Efendimiz’in, Celâl ve İkrâm sahibi Rabbiyle olan kurbiyet cennetinin kokusunu alma şerefine o denli nail olabiliriz. Kur’ân-ı Hakîm’de şöyle buyurmaktadır; “O gün parlak yüzler vardır Rabblerine bakan.” (Kıyâme, 22, 23)

En Yüce Şeref

En yüce şeref; Allah rızasını kazanmaktır. Mükâfat olarak Allah Teâlâ bize O'na olan aşkımızı kulluk ile Efendimiz aleyh-is-salât-ü-vesselâm’a olan muhabbetimizi ise hizmet ve sünnet ile ispat etme fırsatı verir.

En yüce şeref; Allah rızasını kazanmaktır. Mükâfat olarak Allah Teâlâ bize haşır günü için prova yapma, hazırlanma, hazır olma fırsatı verir.

En yüce şeref; Allah rızasını kazanmaktır. Mükâfat olarak Allah bize fakirlerin, zayıfların, zulüm altında yaşayanların ihtiyaçlarını karşılama ve garipler, yetimler, habiller arasında olma fırsatı verir.

En yüce şeref; Allah rızasını kazanmaktır. Mükâfat olarak Allah Teâlâ bize dünya hayatında ilhâm kaynağı ihsan eder.

Hakiki kazanç bir şeyi kaybedip, onu geri aldıktan sonra eriştiğimiz kazançtır. Hakiki sıhhat, hastalık yaşadıktan sonra eriştiğimiz sıhhattir. Hakiki cennet, “Kalû belâ”dan ayrıldıktan sonra kazandığımız cennettir. Hakiki yükseliş,  düştükten sonra eriştiğimiz yüceliktir. Hakiki zenginlik, muhtaç olduktan sonra eriştiğimiz zenginliktir. Püf noktası; kaybettiğimiz, kazancımızdır!

Kaynak: Rabia Brodbeck, Altınoluk Dergisi, Sayı: 482

İslam ve İhsan

MÜMİN KİME DENİR? MÜMİNİN ÖZELLİKLERİ NELERDİR VE ANLAMI NEDİR?

Mümin Kime Denir? Müminin Özellikleri Nelerdir ve Anlamı Nedir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle