Hakiki Keramet

Hakiki kerametr nasıl gerçekleşir? Kerametin en makbul ve mergubu hangisidir? Hace Musa Efendi’nin dilinden hakiki keramet...

Allah Teâlâ hazretleri insanı en güzel şekilde yaratmış, onun için insana âlem-i asgâr denilmiştir. İnsan cismânî ve rûhânî olarak bütün mevcudatın hülâsâsıdır ve bu kâinat manzumesinin içinde sedefin ihtiva ettiği nefis bir inci mesâbesindedir. Cenâb-ı Hak hazretleri bütün mükevvenâtı, cemâdat, nebâtat ve mahlûkatı insana hâdim kılmıştır. İnsan kendi kıymetini ve mesuliyetini idrak ettikten sonra himmet ve gayretini yükselterek, lâyık olduğu yüce mertebelere yönelmelidir. O da kesiksiz dâimî olarak tevâzu üzere tam kulluktur. Lakin pek az kimse, yalnız Hâlik Teâlâ hazretlerinin irfan verdiği basîret ehli olanlar bu inceliği kavrarlar, kendi mükerremliğini idrak ederek hayatları müddetince eksiksiz olarak kulluk etmeye sa’y ü gayret ederler.

HAKİKİ KERAMET

Sâlik bir taraftan büyük bir îtinâ ile evradlarını yapmalı. Bir taraftan da lâzım, hatta elzem olan kendi nefsindeki ayıpları aramalıdır. Bu, Hak Teâlâ’nın kulu üzerindeki haklarındandır. Hakiki kerâmet ancak istikâmetin husûl bulmuş ve kemâle ermiş olmasıyladır. Bunun da mercii ikidir:

Birincisi; Hak Teâlâ ve Tekaddes hazretlerine imânın sıhhati.

İkincisi; Hâtem’ün-Nebîyyin’e zâhirde ve bâtında iktidâ ve tebaiyettir. Kula vâcip olan ancak bunlara vâsıl olmak için çalışmaktır. Âdetlerin hârikası manasına gelen kerâmet ise tahkik ehli nazarında ibrete şayan değildir. Çünkü istikâmette tekemmül etmeyenlerde de görülür.

BİR KİMSEYİ HAVADA UÇUYOR GÖRSENİZ ONA İTİBAR ETMEYİN

Ahmed er-Rufaî -kuddise sirruh- hazretleri de:

– Bir kimseyi görürsen ki havada uçuyor, ona itibar etme. Tâ onun sözünü ve işini şeriat terazisinde tartıncaya kadar, buyurmuşlardır.

Allah Teâlâ, bazı kullarına da keşf keramet ihsan eder. Kul, tam Cenâb-ı Hakk’a vasıl olmamış ise, bu onu kibire sevk eder ve övünmek, şöhret yapmak için herkese gizli tutulması icab eden bu hali ifşa ederler, bu onların yolda kalmasına sebeb olur, onunla meşgul olup, onunla oyalanırlar ve Cenâb-ı Hak’la aralarına büyük bir perde çekilmiş olur. Hâlbuki Cenâb-ı Hak yüksek velîlerin bir kısmına, kendileri tâlib olmadıkları halde muhtelif kerâmetler ihsan eder. Fakat onlar bu lütuf karşısında Cenâb-ı Hakk’a karşı kulluklarını, niyazlarını, istiğfarlarını artırırlar, azamet-i ilâhiye karşısında küçülürler, tevazuları artar, katiyyen hiç kimseye hissettirmemeye çalışırlar, ancak bunların hallerini erbabı sezer. İşte bu keramet makbul ve mergubdur.

Üftade -kuddise sirruh- buyurur:

Gerçek bu söz yârenler,

Gördüm demez görenler,

Keramete erenler,

Gizli sırrın açar mı?

KUTUPLUĞUNDAN HABERDAR OLMAYAN VELİ

Bazı velîlerin yüksek dereceleri olmalarına rağmen keşifleri açılmamış olabiliyor. Bunlardan birisi de kutbu’l-aktab Ebû Hafs Haddad –kuddise sirruh-’dur. Zamanın kutbu olmasına rağmen, kutupluğundan haberdar değildi. Sultanü’l-Arifin Bâyezid Bistamî –kuddise sirruh- Ebû Hafs -kuddise sirruh- hakkında:

– Demircinin dükkânında hayli oturup sohbet ettim. Namazda okumak için mikdar-ı kifâyeden fazla bilmediği Kur’an sûresini öğrettim. Fakat ben, evet ben o sohbette kırk senedir tahsil ve idrak edemediğim dereceye yükseldim. Bâtınım feyz-i rabbanî ile doldu. O vakit büsbütün anladım ki sırr-ı kutbiyyet başka bir mânâdır, fazilet ve ilim ile değil, kesret-i amel ile de değil ancak mevhibe-i ilâhî ve teveccühü Huda’dır, buyurmuşdur. Başka bir gurub insanlar vardır ki sırf dünyalık toplamak, şöhret yapmak için manen selâhiyet sahibi olduklarını söylerler. Keşf ve kerametle hiç alâkaları olmadıkları halde, kendilerini öyle tanıtıp, bir kısım halkı başlarına toplarlar. Allah Teâlâ hazretleri bu gibilerin şerrinden halkımızı muhafaza buyursun! Âmin.

Kaynak: Sâdık Dânâ- Hizmet İnsanı, s.46- Erkam Yayınları

İslam ve İhsan

KERAMET NEDİR?

Keramet Nedir?

İSLAM’DA KERAMET VAR MIDIR?

İslam’da Keramet Var mıdır?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.