Hak Dostlarının Sözündeki Hikmet
Hakikî ilim ve irfânın nasıl şahsiyete dönüştüğünü, tasavvufun özündeki terbiyeyi ve hikmet yolculuğunu ele alan bir değerlendirme.
Neslin şekillenmesinde tasavvufun irfânî yönü ve bu irfânın hayata yansıması son derece mühimdir. Peki, Hak dostlarının söz vadisinde en usta kalemler hâline gelmelerinin hikmeti nedir? Osman Nûri Topbaş Hocaefendi açıklıyor.
TASAVVUFUN İRFÂNÎ SIRRI
–Yûnus Emre Hazretleri’nin mısralarıyla cevap verelim:
Okumaktan mânâ ne?
Kişi Hakk’ı bilmektir.
Çün okudun bilmezsin,
Ha bir kuru emektir!
Cenâb-ı Hak da bu şekilde hakikatten uzak gayretler için;ٌ
“Çalışmış, (boşa) yorulmuşlardır!” (el-Ğâşiye, 3) buyurmaktadır.
Demek ki; sadece zâhirî ilmi bilmek kâfî değildir. Zâhirî ilmi bildikten sonra, yaşanacak takvâ neticesinde ilmin hikmet tarafına âşinâ olmak, hakikî ilim ve irfandır. Bu şekilde hikmet tarafına âşinâ olmak, ilmin şahsiyetlenmesidir. Bu da ilmin; insanın kendi nefsinde tatbikata geçirilmesiyle, yani o ilimle âmil olunmasıyla gerçekleşir.
Gerçek ilim ve irfânın, tasavvufun en güzel nümûnesi, asr-ı saâdettir.
Tasavvuf, Allah Rasûlü (s.a.v.) Efendimiz’in ashâbını yetiştirdiği terbiye ile şekillenmektir. Şerîatın, îmânın kemâle ermesidir. Kemal sahibi bir îmâna kavuşabilmektir. İnsanın kendisini inşâ etmesidir. Bunun akabinde kendisinin dışındakilere, muhtaçlara yardımcı olmasıdır.
Tasavvufu şöyle tarif etmişlerdir:
Tasavvuf, kötü huyları terk etmek ve güzel ahlâkı benimsemektir.
Tasavvuf, nefs tezkiyesi ve kalp tasfiyesidir. İnsan fıtratında var olan kötülük meyillerini (fücûru) kontrol altına alıp «takvâ» tohumlarını yeşertebilmek için girilen mânevî bir terbiye ve mukaddes bir eğitimdir.
Tasavvuf, «takvâ»ya erebilme sanatıdır.
Tasavvuf, istikamet üzere yaşayabilme dirâyetidir. İstikamet ise; Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir. Kitap ve Sünnet’in rûhâniyeti içinde yaşamanın, kalpte en büyük lezzet hâline gelmesidir.
Tasavvuf, rızâ ve teslîmiyettir. Hayatın med-cezirlerine takılmama, değişen şartlar karşısında gönül muvâzenesini/dengesini koruma, her türlü şikâyeti unutup dâimâ Allâh’ın takdîrinden râzı olma olgunluğudur.
Tasavvuf, «Muhabbetullah ve Mârifetullâh»a ulaşarak Allâh’a sâlih bir kul olabilme maharetidir.
Tasavvuf; maddî ve mânevî bakımdan kendini ikmâl etmiş olan mü’minlerin, diğergâm bir gönülle mahlûkāta yönelerek onların noksanlıklarını telâfiye çalışma mes’ûliyetidir. Yaratan’dan ötürü yaratılanlara; şefkat, merhamet, muhabbet ve hizmetin, tabiat-ı asliye hâline gelmesidir.
Tasavvuf, kulu hakikî muhabbet ve dostlukla Allâh’a vâsıl eden mukaddes bir yolculuktur.
Tasavvuf; esas hayatın âhiret hayatı olduğu idrâkine ererek, dünyanın gelgeç nefsânî arzularına gönül bağlamaktan kurtulmaktır.
Tasavvuf; Rasûlullah Efendimiz’in mübârek hayatıyla zâhiren ve bâtınen bütünleşerek, engin bir muhabbetle kaynaşmaktır. Tasavvuf; Rasûlullah’ın (s.a.v.) zâhirî ve bâtınî tecellîleri, yani «hâl»idir. Onun içindir ki tasavvuf, Hazret-i Peygamber’in (s.a.v.) rûhâniyetinden hisse alabilme gayretinden ibarettir.
Kaynak: Osman Nuri Topbaş Hocaefendi ile Mülâkatlar, Yüzakı Yayıncılık









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!