“Yarın Yapacağım” Diyerek Neleri Kaybediyoruz?
Neden erteliyoruz? Erteleme alışkanlığının sebepleri ve ertelemeyi bırakıp harekete geçmenin yollarını öğrenin.
Kâinâtın kalbi, erteleme nedir bilmeyen, kusursuz bir ritimle çarpar. Tohum çatlamak için “yarını” beklemez, Güneş vaktinden sonraya kalmaz ve bedenimizdeki hücreler fonksiyonlarını bir an bile askıya almaz. Bu kusursuz işleyiş planında her şey vaktini bekler ve zamanı gelince harekete geçer.
Allâh’ın koymuş olduğu bu “hareket kanunu” ile her mahlûk, kendi rolünü yerine getirmek için çırpınır durur. Hiçbir varlığın vazifesini ertelemediği bu kâinatta, kendi mesuliyetlerini erteleyebilen tek varlığa “insan” diyebiliriz. İnsan, yaratılışına aykırı bir direnç geliştirerek “erteleme davranışını” kendisine sahte bir sığınak olarak seçebilir.
Devamlı sûrette “Sonra yaparım!” diyen kişinin iç dünyası, “ertelenen başlangıçların mezarlığı” gibidir. Orada nice yazılmamış mektuplar, başlanmamış kitaplar, sporlar, diyetler ve güzel niyetler gömülüdür! Her şey bir yarının ötesine, bir meçhule ertelenmiştir. Ve o yarın maalesef bir türlü gelmez. Kendine geç kalıp, hayatı kaçıran bu insanın “Yarın yaparım diyenler helâk oldu!” ihtârıyla silkinip “En iyi iş, bitmiş iştir.” düsturuna sarılması gerekir.
Peki, yapıldığı takdirde kendisine fayda sağlayacak bir işi, bir insan neden yapmaz veya neden erteler? Bu yazımızda “Erteleme Davranışının Sebepleri ve Çözümleri” üzerinde duracağız.
ERTELEME DAVRANIŞI NEDİR VE NEDEN ERTELİYORUZ?
“Erteleme” kelimesinin zihnî çerçevesini çizme adına ilkin tarifine bakalım. Türk Dil Kurumu’na göre erteleme; sonraya bırakmak, te’hir etmek anlamlarına geliyor. Genel olarak; “yapılması gereken bir işin farklı sebeplerden dolayı vaktinden sonraki bir zamana, bile isteye bırakılması”dır. “Niyet ile davranış arasında duran bir boşluk” da diyebiliriz.
Bu noktada erteleme davranışını, “stratejik geciktirme” kavramından ayırt etmemiz gerekir. Stratejik geciktirme; motivasyon kazanmak maksadıyla şuurlu bir zaman dilimi oluşturmak veya önceliklerin hâricî sebeplerle değişmesi neticesinde, yapılması gereken işin irâdî olarak sonraya bırakılmasıdır. Mesela günümüzü nasıl plânlamış olursak olalım, çocuğumuzun sağlığı söz konusu olduğunda, diğer bütün işler önceliğini yitirir. Buradaki temel fark, bu durumun irâdî ve kronik bir erteleme olmaması; aksine “sağlıklı bir önceliklendirme (sıralama/geciktirme) refleksi” barındırmasıdır.
Bu yazıda ele alacağımız asıl erteleme davranışı ise; uzun vâdede faydamıza olduğunu bildiğimiz hâlde yapmaktan kaçındığımız ve geciktirdiğimiz için bize zarar veren faaliyet ve davranışlardır.
“Erteleme hastalığı” olarak da ifade edilen bu davranış biçiminde, kişi yapması gereken iş ve sorumluluklarını; başlama, sürdürme, tamamlama noktasında problem yaşar. Son dakikaya bırakılan işlerde; verim ve kalite düşerken, kişinin stres, kaygı ve suçluluk duygusu da artar.
Acaba yapılacak birçok önemli işimiz olduğunu bildiğimiz hâlde saatlerimizi neden verimsiz, boş ve değersiz meşgalelerle geçiriyoruz? Niçin birçoğumuz erteleme isteğine karşı koyamıyoruz? Bütün işlerini zamanında özenle bitirenlerle ertelemeyi bir alışkanlık hâline getirenleri ayıran özellikler nelerdir?
Erteleme konusundaki araştırmalar; erteleme davranışının tek bir yönü bulunmadığını göstermiştir. Erteleme; içerisinde duygu, bilgi ve davranış safhaları bulunan karmaşık bir iştir. Hayatın her alanında karşılaşılan erteleme davranışını, karmaşık yapısı sebebiyle bütün parçalarıyla birlikte ele almak gerekir. Meselenin üstesinden gelmek konusunda kritik nokta; kişinin erteleme faaliyetinin kökenindeki sebeplerin farkına varmasıdır.
Erteleme davranışının temel sebebi, kişinin kendisini ve dünyayı görme biçimiyle ilgilidir. Ferdin bu algı dünyasını, doğumundan itibaren çevresindeki insanlarla kurduğu ilk münasebetler şekillendirir. Bir şeylere başlamak isteyip de başlayamadığımızda, iç sesimiz arka plânda durmaksızın konuşmaya başlar. Aslında bu ses, zihnimizin derinliklerinde kökleşmiş düşünce kalıplarımızın bir yansımasıdır.
ERTELEME ALIŞKANLIĞININ SEBEPLERİ VE ÇÖZÜM YOLLARI
Şimdi, erteleme alışkanlığını besleyen bu baskın düşünce kalıplarından en yaygın olanlarına bakalım:
1- Haz ve Keyif Almalıyım Düşüncesi:
Beynimiz, uzun vâdeli büyük ödüllerdense (meselâ bir proje ödevini bitirmek), kısa vâdeli anlık ödülleri (meselâ sosyal medyadan gelen bir bildirimi) tercih etmeye meyillidir.
Zorlu veya sıkıcı bir vazifeye başlamak yerine, dopamin salgılatan kolay aktivitelere yönelmek, ertelemenin biyo-kimyasal temelini oluşturur. Gelişmemiş beyin, uzun vâdeli düşünmekten ziyâde, anlık ödüle ve haz alacağı şeye kayar.
Kısa vâdeli anlık rahatlama, uzun vâdede kişiye suçluluk duygusu, kronik stres, kaygı, düşük özsaygı ve akademik/profesyonel başarısızlık olarak dönebilir. Çünkü bir faaliyeti ertelemek, o yükümlülüğü ortadan kaldırmaz. Bilâkis kişi, kısa süreli kaçışlarla gelecekteki huzurunu geçici bir tatmin uğruna fedâ etmektedir. Oysa hayatta emek harcanmadan ve zorluk göğüslenmeden kalıcı başarılar elde etmek mümkün değildir.
Hayattaki ideallerimize bizi ulaştıracak en önemli vasıtalardan biri, aslında karşılaştığımız o “sıkıntı” duygusudur. Bizi geliştiren ve dönüştüren bu hissin geçici olduğunu hatırlayarak icraata geçmek gerekir.
“–Evet, şu an bu iş beni zorluyor ve kaçmak istemem çok insanî bir refleks. Ancak bu duyguya rağmen yapmam gereken işe devam edebilirim.” diyebilmek, durumu aklî-mantıkî bir çerçevede kabul etmemizi sağlar ve sıkıntıyla baş etmemizi kolaylaştırır.
Bu alışkanlığı kırmak için “Hemen Şimdi!” düsturuyla, zor ve sıkıcı görülen işe, doğrudan başlamak gerekir. Çünkü en zor kısım başlamaktır.
Bazen zihnî değişim, davranışla tetiklenir. Bir vazife aklımıza gelir gelmez harekete geçmek, işin kırılma noktasıdır. Zihnimizle iş arasına başka bir uyarıcının girmesine müsaade etmemeliyiz.
Diğer taraftan, bizi sabote eden haz kaynaklarına ulaşımı zorlaştırmak, sıkıntı duygusuyla mücadelemizde irâdemizi rahatlatacaktır. Nefsimizin istediği şeylere (hazza) ulaşımı kolaylaştırarak, kendi imtihanımızı artırmamalıyız. Zaten etrafta bu kadar kısa vâdeli haz faktörü varken sıkıntı veren durumla mücadelede irâdemizi daha da yormamalıyız.
Çevre ve ortam düzenlemesiyle haz verecek nesnelere yaklaşmamak, yapmamız gereken işe odaklanmamızı kolaylaştıracaktır. Meselâ bitmesi gereken bir proje yerine, kaçış alanı olarak telefona/sosyal medyaya sığınıyorsak, çevremizi düzenlemeli ve telefonu diğer odaya ya da sesini kapatıp ulaşamayacağımız bir yere koyabiliriz.
Aldığımız bu pratik tedbir, Victor Hugo’nun ünlü eseri Notre Dame’ın Kamburu’nu yazarken başvurduğu usulün yanında oldukça insaflı kalacaktır. Hugo, erteleme alışkanlığını kırabilmek için bütün giysilerini bir sandığa kilitlemiş ve yardımcısına saklatmıştır. Dışarı çıkacak hiçbir kıyafeti kalmadığı için odasına kapanmak zorunda kalmış; 1830 sonbahar ve kışını çılgınlar gibi yazarak geçirmiştir. Sonuçta roman, yayıncısına söz verdiği tarihten iki hafta önce tamamlanmıştır. V. Hugo’nun çözümünü bir kenara koyup, ertelemeyle ilgili alacağımız tedbirde kendimize:
“–Yarın değil, hemen şimdi başlıyorum.” diyebilmeliyiz.
Burada “5 Dakika Kuralı”yla başlangıç direncini kırabiliriz. Kendimize şunu söyleyebiliriz:
“–Bu işi sadece 5 dakika yapacağım.”
Muhtemelen 5 dakika dolduğunda, vazifeye başladığımız için devam etme motivasyonu bulacağız. Bu kural, vazifenin tetiklediği o “ilk büyük kaygı” duvarını aşmamızı sağlar. Ertelenen işin “her gün yüzde birini” yapmak, zaman içerisinde işin tamamının bitmesini sağlayacaktır. Bu şekilde o ilk adım atılmış, az da olsa devamlı çalışmanın başlangıcı yapılmış olur. O hâlde işi değil, hazzı ertelemeliyiz.
Haz kaynaklarına gün içerisinde fazla kayıyorsak “zamanı planlama” konusunda da şuurlanmalıyız. Bunun için:
a) Eğer bir iş bize anlamlı görünmüyorsa, o işe başlamak için yeterli motivasyonu bulamayabiliriz. Bunun için ertelediğimiz işle ilgili kendimize net gayeler edinebiliriz. Amaçlarımızı netleştirirken şu soru işimizi kolaylaştırabilir:
“Şu an yaptığım şey, olmak istediğim kişiyi inşâ ediyor mu?”
Olmak istediğimiz kişi, pusulamızın gösterdiği Kuzey Yıldızı gibidir. Attığımız her adım, dönüşmek istediğimiz insan modeli için bir ilerlemedir. Olduğumuz kişiyi değiştirmenin en pratik yolu ise, yaptığımız şeyi değiştirmekten geçer.
Biliyoruz ki erteleme, kişinin kendisini sabote etmesidir. Tatmin edici bir hayat inşa etmenin yolu ise; bugünün meşguliyetlerinden geçiyor. Yani davranış ve alışkanlıklarımız, kimliğimizi şekillendiriyor.
b) Hangi işe ne kadar zaman ayrılacağıyla ilgili plânlama yapılması gerekir. Erteleme davranışında genellikle zaman algısında bir hata oluşur. “Daha çok zaman var!” veya “Nasılsa yetiştiririm!” düşüncesi, kişiye hep yarına dair bir plan yaptırabilir.
Başlangıcı ve bitişi belli olmayan işler ekseriyetle ertelenir. Âcil ve öncelikli işleri sıraladıktan sonra gözümüzde büyüyen işi, küçük parçalara bölebiliriz. Böylece işin her bölümünü bitirdiğimizde başarı ve tatmin duygusuyla motivasyonumuz artacaktır. Bu konuda oluşturacağımız “takip kontrol çizelgesi” bizi motive edecek ve plânı uygulamamıza yardımcı olacaktır.
Bu maddeyi geçmeden tarih sayfalarından hatırladığımız bir örneği de burada belirtelim. Tebük Seferi’ne katılamayan Kâ‘b bin Mâlik, o hüzünlü zaman dilimini anlatırken:
“–Her seferinde «Yarın hazırlanırım!» diyerek günlerimi geçirdim.” buyurmuştur.
Bu yaşanmış acı hâdise, bize de işlerimizi ertelemenin âkıbeti ile ilgili önemli bir nasihattir.
c) Bizim için önemli bulduğumuz davranışı ertelerken karşımıza çıkacak muhtemel sonuçları akılda tutma ve hatırlama alışkanlığı edinmek de bize yardımcı olabilir. Bu usulde, erteleme anında kendimize şu iki soruyu ardı ardına sormamız tavsiye edilmektedir:
“–Bu işi şimdi yaparsam elde edeceğim en iyi sonuç ne?”
Ve hemen ardından:
“–Eğer ertelersem karşılaşacağım en kötü/stresli sonuç ne?”
İki durumu zihinde mukayese etmek, beynin anlık haz tuzağına düşmesini engeller.
d) Bizi amacımızdan alıkoyan faktörlere karşı hem kendimize hem de başkalarına “Hayır!” demeyi öğrenebiliriz.
Kişi yapması gerekenleri yapmayıp bir başka zamana ertelediğinde, kafası sürekli yapmadıklarıyla meşguldür. Bu, kişi için zihnî bir yüke ve sebebi kestirilemeyen bir yorgunluğa yol açabilir. Zihin sürekli geçmişle meşgulken bugün için yeterli enerji ve performansı gösteremez.
2- Mükemmel Yapmalıyım Düşüncesi:
Bu düşünce yapısı da erteleme davranışında karşılaşılan en yaygın sebeplerden biridir. Kişi, yapacağı işin standartlarını karşılayamayacağı veya eleştirileceği ihtimalinden o kadar korkar ki, başlamayı erteler.
“Eğer mükemmel olmayacaksa, hiç başlamayayım!” düşüncesi hâkimdir.
Kusursuzu arama, kişinin hareket kabiliyetini felç ediyorsa, elimizden geleni yapmak ve neticeden ziyade işe odaklanmak, gerçek kabulün ve mutluluğun tek yolu gibi gözükmektedir. İnsan olmakla çelişen “kusursuz olma düşüncesi”, insanı konfor altında tuttuğu için, onun gelişimini elinden almaktadır. İyi-kötü bitmiş bir iş, henüz hayal safhasında olan mükemmellikten her zaman daha iyidir.
3- Sonuçtan Emin Değilim ve Yetersizim Düşüncesi:
İnsan beyni, belirsizliği tehdit olarak algılar. Neticenin ne olacağını bilemediğimizde zihnimiz bizi bu potansiyel acıdan korumak için “kaçma” (erteleme) tepkisini devreye sokar. Burada neticeden ziyade işe odaklanmak ve hemen bir ucundan başlamak en tesirli bir yoldur.
Çıkan netice, kişinin kendi değerini ortaya koyan bir ölçü olarak görülmemelidir. Hata ve olumsuz sonuçlar geçici bir durumdur, kişiyi değerlendiren bir hüküm değildir.
Netice ve kişi birbirinden ayrıldığında, geliştirilen koruma refleksi (yani erteleme davranışı) boşa çıkar. Çünkü biliriz ki iş akîm kalabilir, ama insan hep değerlidir. Meselâ yabancı dil öğrenmek veya konuşmak bir hedeftir. İnsan belli bir zaman ve mesai harcadığında bu sonuca yaklaşır. Ancak neticede yabancı dili “olağanüstü derecede mükemmel bir şekilde konuşamıyor olmak”; kişinin her konuda aklının, kapasitesinin, becerilerinin yetersiz olduğu şeklinde anlaşılmamalıdır.
Şair o güzel şiirinde; “Sevgileri yarınlara bıraktınız.” diyor. İleride bir gün yapılmak için rafa kaldırılan her güzel şeyin bir gün kapımızı pişmanlık olarak çalmaması için, bugün harekete geçmeliyiz.
Vakitte diri kalmak, aktif olmayı gerektirir. Ertelemek, sadece sorumlulukları ya da işleri değil, bizzat hayatın kendisini ıskalamaktır.
Unutmamalıyız ki verimli bir ömrün inşâsı, yarına dair kurulan hayallerde değil, bugünün irâdeli meşguliyetlerinde gizlidir. Vakit; şimdide bereketlenecektir.
Vakt-i şerîfleriniz hayrola…
Kaynak: Asuman Düzgün, Altınoluk Dergisi, Sayı: 487









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!