Hak Dostlarının Nesil Yetiştirme Endişesi
Hak dostları en büyük gayret ve emeklerini nereye sarf ederlerdi? Nesil yetiştirmenin önemi ve fazileti nedir?
Hak dostları; Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e mîrasçı oldukları gibi, kendileri de gönüllerindeki hakikatleri mîras bırakacakları sonraki nesilleri yetiştirmeye büyük bir îtinâ ve ihtimam gösterirler. Peygamberimiz’in ashâb-ı suffaya gösterdiği ihtimam gibi, onlar da en büyük gayret ve emeklerini, o nesli yetiştirmeye sarf ederler. Hazret-i Mevlânâ bu gayreti, bir temsil ile ne güzel anlatır:
ADAM ARAYIŞI
“Bir gece vaktiydi. Evimden dışarı çıktım. Kırlarda geziyordum. Bir adamcağızın elinde fenerle dolaştığını gördüm:
«–Bu gece karanlığında ne arıyorsun?» diye sordum.
Adam;
«–İnsan arıyorum.» diye cevap verdi.
Ona dedim ki:
«–Yazık! Boşuna yoruluyorsun… Ben yurdumu terk ettim de yine onu bulamadım. Git evine… Yat, rahatına bak. Nâfile arıyorsun, onu hiçbir yerde bulamayacaksın!»
Adamcağız acı acı baktı:
«–Bulamayacağımı ben de biliyorum. Ama, yine de aramaktan zevk alıyorum! Onun hasreti bile bana zevk veriyor.»”
Asla yeis yok!.. Hasretinde ve arayışında dahî lezzet bulmak var…
Bu; keyfiyetli, Hakk’a râm olmuş ideal bir insan arayışıdır.
Hak dostları; önce kendilerini irşâd eder, daha sonra bir rahmet insanı olarak, insanlığı tenvir etmek için yaşarlar.
Hazret-i Mevlânâ, kendi hayatını hulâsa ederken;
- Zâhirî ilimlerin zirvesindeki, Selçuklu medresesinde büyük bir müderris olan hâlini; «Hamdım!..»;
- Şems-i Tebrîzî ile tanışıp mârifetullah tecellîlerine nâil olarak kâinattaki sırların kendisine ayân olmaya başladığındaki hâlini; «Piştim!..»;
- Zâtî muhabbet, yani Cenâb-ı Hak’ta fânî oluş hâlini ise; «Yandım!..» diye ifade etmiştir.
İşte bu seviyeye ulaştıktan sonra, müstesnâ eserler yazmaya başladı. Hazret-i Mevlânâ; insanlığı irşâd için, şiir vasıtasını kullandı. 26.000 beyitlik Mesnevî’si insanların gönül dünyasına, Hak yolculuğunda bir rehber hükmündedir.
Hazret-i Mevlânâ, Mesnevî’ye; «بِشْنَوْ» “Dinle!” sözüyle başlamıştır.
Mesnevî şârihleri, Kur’ân-ı Kerîm’in; «اِقْرَاْ» “Oku!”;
Mesnevî’nin ise; «بِشْنَوْ» “Dinle!” diye başlamasını îzâh ederken; «بِشْنَوْ» “Dinle!” sözünün; «اِقْرَاْ» “Oku!”nun tefsiri olduğunu söyleyerek;
“Kelâm-ı ilâhîyi dinle! İlâhî esrârı dinle! Kâinatta ve kendinde meknuz olan hakikatleri dinle!” şeklinde anlaşılmasını isterler.
Diğer bir ifadeyle Mesnevî, Kur’ân-ı Kerîm’in hikmet ve esrârından gönül ehline sunulan şebnemlerdir.
Hazret-i Mevlânâ’nın gönül davetinin hiçbir zaman eskimemesinin sırrı, onun beyitlerinde gizlidir. Hazret-i Mevlânâ, fânî varlığı bir kâse suya teşbih ederek şu tavsiyede bulunur:
“Sen; sonsuz hayat nehrini görünce, kâsedeki suyunu, yani fânî varlığını, sonsuzluk deryâsına kat! Su, hiç deryâdan kaçar mı?”
“Kâsedeki su, deryâ suyuna karışınca, orada kendi varlığından kurtulur, deryânın bir zerresi hâline gelir.”
“Böyle olunca, o kâsedeki suyun vasfı, sıfatı yok olur da, zâtı kalır. Artık bundan sonra o; ne eksilir, ne kirlenir, ne de kokar.”
Yani;
Sakarya, Karadeniz’e akınca artık onda fânî olur. Böylece hem kendisindeki bulanıklık biter, berrak ve pırıl pırıl hâle gelir, hem de engin bir hakikat kazanır.
Bir Hak dostu ne güzel söyler:
Sen çıkınca aradan,
Kalır seni Yaradan!
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Yüzakı Dergisi, Yıl: 2025 Ay: Aralık, Sayı: 250
















YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!