Habbab Bin Eret (r.a.) Kimdir?

Habbab bin Eret (r.a.) İslam'la şereflenen ilk bahtiyarlardandır. Müşrikler tarafından çok ağır işkencelere tabiî tutulmuş, dayanılması zor acılara sabretmiş ve imanından zerre kadar taviz vermemiş cefakar yiğit bir kahramandır.

Habbab bin Eret, köle pazarından Ümm-i Enmar tarafından satın alınmış, kılıç yapma sanatını öğrenmesi için bir demircinin yanına verilmişti. Kısa zamanda kılıç ustası olarak Mekke'de meşhur olan Habbab bir taraftan işine devam ediyor, fırsat buldukça da bu cahiliyye toplumunun sonu ne olacak? Bu işkenceler, zulümler nerde duracak? diye düşüncelere dalardı. Bu karanlık gecenin aydınlanacağı günleri bekliyordu. Bu bekleyiş uzun sürmedi. Hz. Muhammed'in (s.a.) getirdiği yeni dinin haberim duydu ve Erkam in evine koştu. Hz. Muhammed'in (s.a.) sohbetini dinledi. O'nun nur saçan yüzünden, hayatını aydınlatan tatlı sözlerinden etkilenen Habbab, derhal Hz. Muhammed'e (s.a.) elim uzattı ve kelime-i şehadet getirerek yeryüzündeki Müslümanların altıncısı oldu.

Habbab (r.a.) İslam'a girdiğini kimseden gizlememişti. O'nun Müslüman olduğunu işiten Ümmi Enmar öfkesinden kudurmuş, bir kölenin efendisinden habersiz böyle bir işe teşebbüs etmesini kabul edememişti. Kardeşi Siba' Ibni Abdiluzza'yı ve kabilesinin gençlerinden birkaçını yanına alarak hışımla Habbab'ın dükkanına gittiler Siba' Habbab'a yaklaştı ve "Bize seninle ilgili inanamadığım bir haber geldi' dedi. Habbab "Nedir o? diye sordu. Siba "Senin dininden çıkıp Haşimoğullarının çocuğuna uyduğun haberi dolaşıyor" dedi. Hiç çekinmeden "Dinimden çıkmadım. Sadece tek olan ve ortağı bulunmayan Allah'a inandım. Putlarınızı attım, Hz. Muhammed'in (s.a.) Allah'ın kulu ve elçisi olduğuna şehadet ettim" diye cevap verdi. Bu sözler karşısında şaşkına dönen Siba yanındaki gençlerle Habbab'ın üzerine yürüdüler, tekme tokat giriştiler. Demir parçalarıyla vurmaya başladılar. Habbab bayılarak kanlar içinde yere yıkıldı. Bu kahraman yiğidin cesur hareketi müşrikleri hayrette bırakmış, Müslümanların da cesaretini artırmış, açıktan İslam'a girdiğini söylemeye başlamışlardır.7

ONLARCA İŞKENCEYE UĞRADI

Kureyş'in ileri gelenleri Kabe'de toplanıp İslam'ın onunu almak için çareler aramaya başladılar. Zalimin yapabileceği tek şey vardı. O da zulüm ve işkence Her kabile aralarında bulunan Müslümanlara dinlerinden dönünceye veya öldürünceye kadar işkence yapacaklardı. Habbab'a işkence yapma görevi Siba' İbni Abdiluzza ve kabilesine düşmüştü. Onun çektiği işkencelerden yüreklerimizi parçalayacak, gözlerimizi yaşartacak bir örnek:

'Bir gün öğle sıcağında Habbab'ı (r.a.) Mekke'nin alev alev yanan kızgın kumlarına yatırıyorlar. Nefes kesen işkenceler altında ona 'Muhammed hakkında ne diyorsun?" diye soruyorlar. O da "O, Allah'ın kulu ve elçisidir. Bizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için hak dini getirmiştir" diye cevap veriyor. Tat ve Uzza hakkında ne dersin?" diyorlar Onlar, sağır, dilsiz, fayda ve zararları olmayan putlardır" cevabını veriyor. Bunun üzerine kızgın taşları getiriyorlar. Habbab'ın (r.a.) sırtına, omuzlarına yapıştırıyorlar. Kor gibi yanan o taşları omuzlarının yağı eriyinceye kadar üzerinde bırakıyorlar. Bu işkenceler bir değil, kim bilir kaç kere tekrar ediliyordu.

Ümmi Enmar da kardeşi Siba'dan daha az zalim değildi. O da, Habbab'ın dükkanına gidiyor körüğünden kızgın demiri alıyor, onun başına koyuyor ve bayılıncaya kadar başı üzerinde tutuyordu.

Bütün bu işkencelere, eziyetlere rağmen o imanından zerre taviz vermiyor, hak yolda sabırla yürüyordu. Bir gün yapılan işkencelere dayanamayıp, Resul-i Ekrem (s.a.) Efendimizin huzuruna gelmişti. Bütün dertlerini çektiği acıları, yapılan zulümleri tek tek anlattı ve "Ya Resulullah bu işkencelerden kurtulmamız için dua buyurur musunuz?" dedi. Rahmet ve şefkat peygamberi Efendimiz hüzünle dinledi ve şu müjdeyi verdi:"Sizden önceki ümmetler içinde öyle kimseler vardı ki, demir tarakla derileri, etleri soyulup kazınırdı, testere ile tepesinden ikiye bölünürdü de yine bu işkenceler onları dininden geri çeviremezdi. Allah Teala elbette bu işi, İslamiyet'i tamamlayacaktır. Öyle ki, hayvanına binip, San'a'dan Hadramut'a kadar tek başına giden bir kimse, Allah'tan başkasından korkmayacak, koyunları hakkında da kurt saldırmasından başka bir endişe duymayacaktır. Fakat siz acele ediyorsunuz."

Sevgili Peygamberimizin bu latif sözleri Habbab'ın (r.a.) ruhuna şifa oldu ve acılarını dindirdi. O'nun sırtını okşayarak "Ya Rabbi! Habbab'a yardım et" diye dua buyurdu.

SABRIN VE SEBATIN EN GÜZEL ÖRNEĞİ

Bir iman eri olan Habbab'ın (r.a.) çile dolu hayatı İslam davasında sabrın, sebatın ve kararlılığın en güzel örneği olmuştur. Büyük davalar büyük sabır istiyor muhakkak Selamet sabırdan sonra geliyor.

Habbab (r.a.) azgın müşrik As bin Vail'e sipariş üzerine bir kılıç yapmıştı. Parasını almak üzere gittiğinde, 'Muhammed'i inkar etmediğin sürece paranı vermeyeceğim' dedi. O' da "Vallahi sen ölünceye hatta diriltilinceye kadar da olsa her şeyden vazgeçerim de Muhammed'i (s.a.) inkar etmem diye cevap verdi. As bin Vail alay ederek "Öldükten sonra dirilecek miyiz? O zaman malım, evladım olur, sana olan borcumu o vakit öderim" dedi. Habbab (r.a.) bu hadiseyi Sevgili Peygamberimize anlatınca şu mealdeki ayetler nazil oldu.

MERYEM SURESİ MEALİ

"Âyetlerimizi inkâr edip “Bana elbette mal ve evlat verilecek!” diyen kimseyi gördün mü? Gaybı mı görüp bilmiş, yoksa Rahmân’dan bir söz mü almış? Hayır! (İş onun dediği gibi değil). Biz, onun söylediklerini yazacağız ve azabını arttırdıkça arttıracağız!" (Meryem, 77/79)

İslam'a yeni girenlere Kuran muallimliği yapan Habbab (r.a.) Hz. Ömer'in (r.a.) kız kardeşi Fatıma ile kocası Said'e de Kur'an-ı Kerim öğretmiştir. Bütün gazalarda bulunmuş, Hz. Ebubekir devrinde yalancı peygamberlerle yapılan savaşlara katılmış, Hz. Ömer ve Hz. Osman devrinde de cihattan geri kalmamıştır. 32 hadis rivayet etmiş olan Habbab (r.a.)(s 70 yaşlarında 657 M tarihinde Küfe de vefat etmiştir.

Hazreti Ali (r.a.) kabri başında şöyle demiştir "Allah Habbab'a rahmet etsin. O, isteyerek Müslüman olmuş, her şeye boyun eğerek hicret etmiş ve cihat ederek yaşamıştır. Allah iyi işler yapanların ecrini asla boşa gidermeyecektir."

Yüce Rabbimizden onun aşkını, şevkini, sabrını, sebatını ve ciha ruhunu gönüllerimize yerleştirmesini ve şefaatlerini niyaz ederiz.

Kaynak: Mustafa Eriş, Altınoluk Dergisi, 1993 - Haziran, Sayı: 088, Sayfa: 026

 

İLK SAHABİLER KİMLERDİR?

İlk Sahabiler Kimlerdir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

  • Çok güzel olmuş ellerinize sağlık

    Çok güzel bir yazı olmuş ellerine sağlık

    Çok güzel bir yazı olmuş!

    ödeve yardımcı oldu

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.