Gerçek Bir Şeyh Olmanın Şartları Neler?
Şeyhin sıfat ve alâmetleri nelerdir? Gerçek bir mürşid nasıl anlaşılır ve hangi özellikleri taşır?
Azîz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri, mürşidsiz tarîkat yolunun katedilemeyeceğine dikkat çeker ve gerçek bir şeyhin sıfat ve alâmetlerini şu şekilde açıklamaktadır:
ŞEYHİN SIFAT VE ALAMETLERİ
a – Mürîdin dünyâ ve âhirete müteallik mes’elelerini ve müflkillerini çözebilecek derecede âlim olmak.
Bilgili olma şartı, şeriatın zâhirini korumak ve sünnete ittibâ’ edebilecek derecede ahkâmı bilmek içindir. Nitekim Hüdâyî, Cüneyd Bağdâdî’nin şeyhlik için “Kur’ân ve Hadîs’in ahkâmına muvâfık hareketi” şart gösterdiğini kaydetmektedir. Şeriat esâsu’l-küll ve e’azz-i hayr-ı sülûb olduğuna ve her mertebede ona riâyet lâzım geldiğine göre şeyh olanın bunları bilmesi iktizâ eder.
b – Dünyâ mahabbetini gönlünden çıkarmış, nefsin hevâ ve hevesinden geçmiş olmalıdır. Şeyhe ittibâ’ ve tarîkata sülûkten gaye, Hakk’a vuslat olduğuna ve bu da gönülden mâsivâ mahabbetini çıkarmakla mümkün bulunduğuna göre henüz bunu gerçekleştirememiş bir kimsenin bu hususta yol gösterici olamayacağı bedihîdir. Bu bakımdan şeyh olan zâtın seyr u sülûk ve mücâhede ile nefsini terbiye etmiş; kemâl mertebesine ulaşmış olması gereklidir. Nitekim Hüdâyî:
Mürşid-i râh-ı hakîkat ârif-i kâmil gerek
Sâkin-i sahn-ı hîdâyet Hazret’e vâsıl gerek
diyerek bunu ifâde etmektedir.
c – Şeyh olan zât, mürîdler ve sâir insanlar nezdinde tamâ’ ile ittiham edilmiş olmamalıdır. Yani herkesin hürmetini kazanmış ve kimsenin malında, mülkünde, sahip olduğu ni’metlerde gözü olmayan bir kimse olmalıdır. Çünkü tamâ’, cüzzâm gibi nefreti mûcip rûhî bir hastalıktır. Böyle rûhî bir hastalığı bulunan kimsenin ise rûh doktorluğu demek olan şeyhlige liyâkatı mevzû-bahs değildir. Aksine şeyhin sahî ve cömerd olması gerekir.
d – Şeyh, bütün söz, fiil ve davranışlarında muktezâ-yı şer’a muvâfık hareket etmelidir. Çünkü şeyh, Rasûl-i Ekrem (s.a.)’in izine basarak yürüyen kimse demektir. Nitekim ilm-i tasavvufta “Hadîs ve Kur’ân’ın ahkâmına riâyet etmeyene ittibâ’ olunmaz” denilmesi de bunu teyîd eder. Hz. Hüdâyî, bu cümleden hareketle şeyhin şer’î şerîf’e muhâlif münkerlerden “Töhmet mevzi’lerinden sakının” hadîs-i şerîf’i gereğince sakınması lâzım geldiğine ve insanları sû-i zanna düşürmemeye dikkat etmesi icâb ettiğine işâret etmektedir. Zîrâ ahkâm-ı şeriat’a hıyanet eden, esrâr-ı ilâhiyeye nasıl emin olabilir?
e – Hz. Peygamber (s.a.)’e varan bir silsileye sahip bulunmalıdır.
Şeyh şu husûslara da riâyet göstermelidir:
aa) Şeyh, mürîdini cezb ve def’ ile yani ilâhî emirlere sâliki cezbederek, nehyleri de ondan def’ederek terbiye etmelidir.
bb) Şeyh, vâkıa, havâtır, vâridât ve keşfe gereği gibi muttali’ olarak hayâl ile hakîkatı, ilim ile aynî birbirinden ayır edebilmelidir.
Celvetiyye Tarîkatı erbâbınca ancak bu evsâfı taşıyan kimse şeyh addedilebilir. Binâen-aleyh şeyhlik hasep ve nesep işi değil, tamamen iktisab işidir. Tevârüs yoluyla bir kimsenin şeyh olması –bu şartları taşımadıkça– mümkün değildir.
Kaynak: Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz, Aziz Mahmut Hüdayi, Erkam Yayınları










YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!