Febieyyi Alai Rabbikuma Tukezziban Anlamı

"Febieyyi alai rabbikuma tukezzibani" ne demek? "Febieyyi alai rabbikuma tukezziban" anlamı nedir? "Febieyyi alai rabbikuma tukezziban" ayetinin Arapçası, yazılışı, anlamı, tefsiri ve fazileti nedir? "Febieyyi alai rabbikuma tukezziban" ayeti Rahman suresinde kaç kere geçiyor?

Febieyyi ala-i rabbikuma tukezziban ayeti Rahman suresinde geçmektedir. Bu âyet-i kerîme ehemmiyetine binâen sûre boyunca tam otuz bir kez aynı ifadelerle tekrar edilmektedir. Anlamı: O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

Rahmân sûresi Mekke’de nâzil olmuştur. 78 âyettir. İsmini 1. âyette geçen Allah Teâlâ’nın اَلرَّحْمٰنُ  (Rahmân) ism-i şerîfinden alır. Bu isim, sûrenin muhtevasıyla da alakalıdır. Zira sûrede baştan sona kadar Allah’ın rahmeti ve rahmetinin tezahürleri zikredilir.

Sûrede Cenâb-ı Hakk’ın insan ve cinlere bahşettiği büyük nimetleri sayılır. Her nimet hatırlatıldıkça O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? (Febieyyi ala-i rabbikuma tukezziban) (Rahmân 55/13) ikazı tekrar edilir. İnkârcı ve nankörlerin cehennemdeki cezalarına kısaca temas edildikten sonra, iyilik ve ihsan sahiplerine va’dedilen kat kat cennetlerin ve o cennetlerde yığınla kaynaşan nimetlerin genişçe tasviri yapılır.

  • Febieyyi Alai Rabbikuma Tukezziban Ayeti Arapça Yazılışı ve Anlamı:

Ayetin Anlamı: O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?"

AYETİN TEFSİRİ

Bu âyet-i kerîme ehemmiyetine binâen sûre boyunca tam otuz bir kez aynı ifadelerle tekrar edilmektedir. Allah Teâlâ’nın her bir nimeti ve kudret tecellisi zikredildikçe, tüm insan ve cin topluluğunu ikaz sadedinde, kalp kapılarını bu nimetin ve kudretin gerçek sahibini tanımaya ve O’na şükretmeye açmak üzere bu ilâhî ferman tekrarlanır durur. Burada üzerinde durulması gereken üç önemli nokta vardır.

Birincisi, hitap, iki sorumlu cins olan insanlara ve cinleredir. Bunun insanların mü’min ve kâfirlerine olduğu da söylenir. Fakat doğrusu birincisidir.

İkincisi;  اٰلَٓاءُ (âlâi) kelimesinin üç önemli mânası vardır:

  Nimetler,

  Mükemmel ve şaşılacak kuvvet, kudret,

  Övgüye layık sıfatlar, kemâlât ve faziletler.

Dolayısıyla kullanıldığı yer ve bağlamına göre bu mânalardan biri, ikisi veya üçü birden ele alınıp âyeti tefsir etmek mümkün olabilir. Mesela buradaki bağlamında hem nimet, hem kudret hem de hamde layık sıfatlar mânasında kullanılmış olması muhtemeldir. Çünkü bahsedilen hususların hem nimet, hem kudret, hem de Allah Teâlâ’nın hamde layık yüce sıfat ve fiillerini alakadar eden yönleri vardır.

Üçüncüsü; “yalanlıyorsunuz” ifadesi, insan ve cinlerin Allah’ın nimetlerine ve övgüye layık sıfatlarına karşı takındıkları tavrı anlatır. Şöyle ki:

  Bir kısmı, bu nimetleri Allah’ın yarattığına inanmazlar ve tüm bu maddelerin kendi kendilerine oluştuğunu ya da bir tesadüf sonucu kendiliğinden meydana geldiğini zannederler. Dolayısıyla bunun ardında bir hikmet olduğunu düşünmezler.

  Bazıları, bu nimetleri yaratanın Allah olduğunu kabul etmekle birlikte, O’na başkalarını ortak koşarak onlara ibâdet ederler. Allah’ın verdiği rızıktan faydalanmalarına rağmen, başkalarına “hamd ü sena” ederler.

  Bir kısmı, tüm bu nimetleri Allah’ın verdiğine inanırlar fakat O’nun emirlerini yerine getirmezler. Allah’ın gönderdiği mesaja hiçbir şekilde kulak asmazlar. İşte bu da başka türlü bir nankörlüktür ve Allah’ın nimetlerini yalanlamaktır.

  Bazıları ise, Allah’ın nimetlerini yalanlamadıkları gibi, ayrıca nankörlük de etmezler. Ancak bu kimselerin yaşadıkları hayat tarzının nankörlük edenlerinkinden bir farkı yoktur. Bu tür kimseler, her ne kadar dilleriyle inkâr etmemiş olsalar bile, fiilen Allah’ın nimetlerini yalanlamaktadırlar.

Resûl-i Ekrem (s.a.s.), birgün ashâbının yanına çıkmış ve onlara Rahmân sûresini başından sona kadar okumuştu. Daha sonra şöyle buyurdu:

“Cinlerle buluştuğum gece, ben bu sûreyi cinlere de okudum; onlar sizden daha güzel karşıladılar. Ben ne zaman «O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?» (Rahmân 55/13) âyetine gelsem, onlar «Senin hiçbir nimetini inkâr etmeyiz, ey Rabbimiz, sana hamdolsun» diyorlardı.” (Tirmizî, Tefsir 55/1)

İşte gerçekten şükreden bir kul olabilmek için bu tür nimetleri yalanlama sayılabilecek yanlış tutum ve davranışlardan uzak durup, o nimetlerin kıymetini bilmeye ve onların sahibine tam bir kulluk yapmaya çalışmak gerekir. Çünkü bizi yoktan yaratıp varlık âlemine getiren O’dur. (Tefsir: Prof. Dr. Ömer Çelik)

RAHMAN SURESİ

Rahman Suresi

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.