Evlerimizde Önce 'iyi Niyet' Olmalı!

Niyet, yapılan işin rengidir. Bir işe hangi niyet ile başlarsak, o kapılar bize açılır. Evlilikte de bu böyledir.

Evlilik, haramdan uzaklaşmak için bizlere verilen bir öğüttür. Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- evliliğin bu yönünü şöyle ifade buyurur:

“Gençler, evlenin! Çünkü evlenmek, sizi harama göz dikmekten alıkoyar. Durumu evlenmeye müsait olmayan, oruç tutsun. Çünkü oruç, onlar için kalkandır. Onları frenler ve zinâdan korur.” (Buhârî, Nikâh, 3; Ebû Dâvud, Nikâh, 1)

EVLİLİK PAYLAŞMAYI ÖĞRETİR

Evlilik bağı, insanı öncelikle yalnızlıktan kurtaran ve insanı güçlü kılan bir bağdır. İnsan, sosyal yönü olan bir varlıktır. Uzun süreli “yalnızlık ve tek başına kalma isteği” depresyon gibi rûhî hastalıkların habercisidir. Eskiler, “İnsan, insanın zehrini alır.” diyerek bu hakikate işaret etmişlerdir.

İnsan paylaştıkça, başka dünyalara dokundukça zenginleşir. Evlilik de insanlara paylaşmayı öğretir. Sadece kendisine ayırdığı kalbini paylaşmaya başlar insan önce… Sonra duygularını, düşüncelerini, hayallerini paylaşır. Ardından aynı mekânı, içindeki her şeyle beraber bir evi ve koskoca bir hayatı paylaşırlar. Evler, evliliğin ilmek ilmek dokunduğu; paylaşmanın zirve yaptığı mekânlardır.

EVLİLİKTE "BEN" DEĞİL "BİZ" VARDIR

Evlilik ile “ben” olan insanın, “biz” olma macerası başlar. İnsan, toplumla kaynaşır; fert olmaktan çıkarak cemiyette rol üstlenmeye başlar. Hazret-i Hatice -radıyallâhu anhâ-’nın Peygamber Efendimizin en zor zamanlarında sıkıntısını paylaşması, O’nun yüklerini hafifletmesi, sabır, destek, teşvik ve tesellîleri ne kadar anlamlıdır. Bu mânâda eşler, birbirlerinin koltuk değneği gibidir. Kim yorulursa, diğerine yaslanarak dinlenir. Kim yere düşmüşse, o diğerini tutup kaldırır. Bu çetin ve bâdirelerle dolu hayat yolculuğunda, ikisi de birbirinin eksiğini kapatan, yırtığını yamayan, enerjisini dolduran, başı sıkıştığında derdine ortak olan hayat yoldaşıdır.

Eşler varlıklı zamanlarda refahı paylaştıkları gibi, yokluk ve dert zamanında da sabrı paylaşabilmelidirler. Ancak o zaman hayat müşterek olur, gönüller birleşir, kalpler kaynaşır. Eşler birbirinin en samimi arkadaşı, en vefâkâr yoldaşı, en mahrem sırdaşıdır. Bu seviyede birbirine bağlanan eşleri hiçbir zorluk yıldıramaz, hiçbir deprem sarsamaz. Hayat böyle paylaşılınca, günün getirdiği yorgunluk ve dertler, kapı eşiğinden içeri giremez.

yuva2

ERKEK-KADIN FARKI HAYATIN RENGİ VE BEREKETİDİR

Kadın ve erkek, Allâh’ın farklı yarattığı iki cinstir. Birbirinin aynı değildirler. Aynı olmamaları güzeldir, birbirini tamamlar. Her birinin algıları, yaşayışları, duruş ve oluşları farklıdır. Özde insan olma yanlarını cinsiyet farklılaştırır. Erkek-kadın farkı, rekabet edilecek bir yan değildir. Bu fark, yok edilmesi gereken bir özellik değil; aksine kabullenilip devam ettirilmesi gereken bir güzelliktir. Erkek-kadın farkı, hayatın rengi ve bereketidir. Erkek; güç ve koruma yanıyla, kadın nezâket, letâfet yanıyla birbirini tamamlar.

Sadâkat evin harcıdır. Sadâkat, sadece yatak odası ile sınırlandırılmamalıdır. Eşlerin duygusal bağını engelleyen her türlü hayat biçimi, birbirine bağlılığa tesir ediyorsa, sadâkatsizlik söz konusu olabilir. Televizyon, internet, sosyal görüşmeler eşlerin birbirine olan zamanına, ilgisine zarar veriyorsa âcilen müdâhale edilmeli ve durum iyileştirilmelidir.

her_evlilik_biricik3

HER EVLİLİK BİRİCİK VE ÖZELDİR

Eşinin yüzünden çok, bilgisayar ve televizyon ekranına bakan eşler arttıkça, âile içi görüşme ve paylaşmalar azalmakta ve insanlar, sanal âlemde gördükleri ile eşlerini ve âile hayatlarını kıyaslamaya başlamaktadırlar. Bu şekilde gerçek hayatla bağı kopan âilelerin ise, can damarı kesilmiş demektir.

Unutulmamalıdır ki, her evlilik, biricik ve özeldir. Başkasıyla kıyaslanmaya başlanan evlilikler, eşleri birbirinden uzaklaştırmakta ve âileyi yıkıma doğru sürüklemektedir. Bu yüzden eşimizin yüzüne bakalım, evlilik ve yuvamıza emek verelim. Zamanında bakımı yapılmayan tarlalarda ayrık otlarının bitmesi normaldir.

Kaynak: Esin Akdeniz Tüccar, Şebnem Dergisi, Sayı: 134

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.