Evlat Edinmek Dinen Caiz midir?

İslam’da evlat edinme var mıdır? Evlat edinmek dinen caiz midir? İslam’da evlat edinmenin hükmü.

İslâm’dan önce evlat edinmek yaygın bir adetti. Hatta Hz. Peygamber de, nübüvvetinden önce bu örfe göre Zeyd İbn Hârise’yi evlat edinmişti. Çünkü daha önce köle statüsünde olan Zeyd’i babası ve amcası satın alıp serbest bırakmak istemiş, Hz. Peygamber ise onu; dilerse kendi yanında kalma, isterse ailesinin yanına dönme konusunda muhayyer bırakmıştı. Bunun üzerine Zeyd, Hz. Peygamber’e hitaben: “Senden başka bir kimse istemem, sen hem babam hem de amcam yerindesin” dedi ve Resûlullah’ı tercih etti. Bunun üzerine Hz. Peygamber onu evlat edindi. Evlatlık evlat edinenin oğlu veya kızı olarak anılır, mirasçı olur, eşi de gelin kabul edilirdi.

İSLAM’DA EVLAT EDİNMENİN HÜKMÜ

İslâm evlatlık müessesesini kaldırdı ve her çocuğun nesep hısımlarına nispet edilmesi prensibini getirdi. Kur’an-ı Kerîm’de şöyle buyurulur: “Muhammed sizin erkeklerinizden kimsenin babası değildir.” [1] “Çocukları babalarına nispet ederek çağırınız. Bu, Allah’ın nezdinde daha doğru ve adalete daha uygundur.” [2] Hatta Allahu Teâlâ, Rasûlü’ne evlatlığı Zeyd’in boşadığı Zeynep binti Cahş ile evlenme izni vererek evlatlığın evliliğe yansıyan yönünü de kaldırdı. Bu evlilik ayette şöyle ifade buyuruldu: “Madem ki Zeyd o kadından ilişiğini kesti, biz onu sana eş yaptık. Ta ki evlatlıklarının kendilerinden ilişkilerini kestikleri eşlerini almakta mü’minler üzerine güçlük olmasın.” [3]

Ancak şunu belirtelim ki, bir yetim veya öksüzün ya da yoksulun himayesi, okutulup evlendirilmesi, bir iş sahibi yapılması Müslümana büyük ecir kazandırır. Kendi nüfusuna tescil yaptırmaksızın bu gibi himaye ve yardımları İslâm teşvik eder. Bunlar bir çeşit mânevî evlat olur. Fakat bu durum mirasçı olmayı, nesep hısımı sayılmayı ve erginlik çağından sonraki mahremiyeti ortadan kaldırmaz. Allah Elçisi’nin şu hadisi ile bu konuyu noktalayalım: “Kim İslâmî devirde, babası olmadığını bildiği halde, babasından başkasına mensup olduğunu iddia ederse ona cennet haram olur.” [4]

Dipnotlar:

[1] Ahzâb, 33/40. [2] Ahzâb, 33/5. [3] Ahzâb, 33/37. [4] Müslim, İmân, 114.

Kaynak: Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslam İlmihali, Erkam Yayınları

İSLAM’DA EVLAT EDİNMEK GÜNAH MI?

İslam’da Evlat Edinmek Günah mı?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.