Esma Binti Yezid (ra) Kimdir?

 Esmâ binti Yezid radıyallahu anhâ Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimizin huzuruna gelerek müşkillerini rahatlıkla arz edebilen, açık sözlü, konuşması düzgün bir hanım sahâbî... “Hatîbetü’n-nisâ = Hanımların hatîbi” lakabıyla anılan, cesâret ve şecâat sâhibi bir iman eri... Edeb ve hayânın dini öğrenmeye mâni olmaması gerektiğine inanan ve utangaçlık göstermeden dinini öğrenme gayretinde olan bir ilim sevdalısı...

Esmâ binti Yezid (r.anhâ) Medineli olup Ensar hanımlarındandır. Evs kabîlesinin Abdüleşheloğulları’na mensuptur. Hicretten sonra İslâm’la şereflenmiştir. Babası Yezid ibni Seken ile kız kardeşi Havvâ da sahâbîdir. Muaz ibni Cebel (r.a.)’ın halasının kızı olan Esmâ’nın Beyatürrıdvân’da bulunduğu da rivâyet edilmektedir.

Esmâ (r.anhâ) eli açık cömert bir hanımdı. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimize devamlı hizmet etmek ve ikramda bulunmak isterdi. Evinde bulunan yiyecek ve içecekten fırsat buldukça Efendimiz’e de gönderirdi. Birgün akşam vakti biraz ekmek ve kuru üzüm hazırladı. Sevgili Peygamberimizi mescidden çıkarken evine dâvet etti. İki Cihan Güneşi Efendimiz bu fedakâr sahâbiyi kırmadı. Arkadaşlariyle birlikte dâvete icâbet etti.

Esmâ (r.anhâ) hazırladıklarını Efendimizin önüne getirip koydu. “Anam babam size fedâ olsun yâ Rasûlallah! Buyurunuz, yiyiniz” dedi. Rahmet Peygamberi Efendimiz derin bir muhabbetle ashabıyla berâber “Haydin Bismillah” deyip âfiyetle yediler. Ekmek ve üzüm bereketlenmişti. Yedikçe artıyordu. Hz. Esmâ hayretler içerisinde kalmıştı. Bu olayı naklederken şunları söylüyordu:

“Varlığım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, gözlerimle gördüm. Kırk kişilik cemaat ne üzümü ne de ekmeği bitiremediler. Yanımdaki sudan da içtikten sonra ayrıldılar. Biz âile halkı olarak bu kırbadan artan suyu içer şifâ bulurduk. Rızkımıza bereket gelmişti.”

Hazreti Esmâ (r.anhâ) gönlü Rasûlullah sevgisiyle dolu zekî bir hanımdı. Fırsatları değerlendirmesini bilirdi. Zaman zaman Efendimizin hâne-i seâdetine gelir, hanımları, müminlerin anneleriyle sohbet ederdi. Hz. Âişe (r.anhâ) annemizin gelin olarak Efendimizin evine geldiği gün o da orada bulunmuştu. Bir ara Fahr-i Kâinat (s.a) Efendimize süt takdim edilmişti. Efendimiz sütten biraz içtikten sonra Hz. Âişe annemize uzatmıştı. O da yeni gelin olarak utandığından almak istememişti. Bunun üzerine Hz. Esmâ (r.anhâ): “Yâ Âişe! Rasûlullah’ın ikramını geri çevirme. Al ve iç” dedi. Hz. Âişe aldı ve bir miktar içtikten sonra Efendimize tekrar verdi. Resûl-i Ekrem (s.a) Efendimiz bu sefer sütü Hz. Esmâ’ya uzattı. O da kâseyi aldı ve mübarek artığından içti.

SEVAP KAZANDIRAN İŞ

Esmâ binti Yezid (r.anhâ) hanım sahâbîler arasında açık sözlülüğü ve düzgün konuşmasıyla tanınmıştır. Bu sebebten O’na: “Hatîbetü’n-nisâ” = Hanımların hatîbi” lakabı verilmiştir. Medîneli hanımlar Rasûlullah (s.a) Efendimize bir şey soracakları zaman onu temsilci olarak gönderirlerdi.

Birgün zihinlerini meşgul eden bazı konuları öğrenmek üzere onu temsilci seçtiler. Resûl-i Ekrem (s.a) Efendimizden sormasını rica ettiler. O da bu maksatla huzûra gelerek veciz bir konuşma yaptı. Şöyle ki:

“Anam babam sana fedâ olsun yâ Rasûlallah! Ben sana hanımların elçisi olarak geldim. Allah seni bütün erkek ve kadınlara peygamber göndermiştir. Biz sana ve senin rabbına iman ettik. Biz kadınlar evlerimizde oturmakta, beylerimizin isteklerini yerine getirmekte ve çocuklarımızı büyütmekteyiz. Siz erkekler ise Cuma namazı kılmak, camiye ve cemaata çıkmak, hastaları ziyaret etmek, cenazelerde bulunmak, birden fazla hacca gitmek gibi hususlarda bize üstün kılındınız. Daha önemlisi de Allah yolunda cihat etmek gibi bir fazîlete nâil kılındınız.

Bir erkek hac veya umre için yahut düşmanla savaşmak üzere yola çıktığı vakit, biz mallarını korur, iplik eğirip elbiselerini temizler ve dikeriz. Çocuklarını büyütürüz. Bu hizmetlerimizle biz de erkeklerin kazandığı hayır ve sevaba ortak olamaz mıyız?” diye sordu.

İki Cihan Güneşi Efendimiz Hz. Esmâ’nın bu sözlerini dikkatle dinledi. Fikirlerini ifade konusundaki zekâsını ve açık sözlülüğünü takdir etti ve yanındaki sahâbîlere: “Siz bir kadından, dinî konuda sorduğu bir soruda bundan daha güzel, daha veciz bir söz işittiniz mi?” buyurdu. Sonra onun şahsında bütün mümin hanımlara şu müjdeyi verdi:

“Ey hanım, dinle ve seni buraya temsilci gönderen hanımlara da iyice anlat! Bir kadın kocasıyla güzel geçinip onun hoşnutluğunu, rızasını kazanırsa, bu saydığın üstün amellerin hepsine denk bir iş yapmış olur. Yani aynı sevabı elde eder.” buyurdu.

HANIMLARIN HATÎBİ

Hz. Esmâ binti Yezid (r.anhâ) bu olaydan sonra “hatîbetü’n-nisâ” lakabıyla anıldı. Efendimizden almış olduğu bu müjdeyi bir an önce arkadaşlarına iletmek istedi. Sevinçle oradan ayrıldı. Hızlı adımlarla arkadaşlarının yanına geldi. Büyük bir neşe içerisinde ve sevinç gözyaşlarıyla Rasûlullah (s.a) Efendimizden duyduklarını hanım kardeşlerine aktardı. Hepsi bu müjdeli haberden dolayı adeta bayram yaptı. Artık ev hizmetlerini bir yük olarak değil, kendilerine sevap kazandıran bir ibadet olarak gördüler.

Ne ince anlayış!.. Ne gönül alıcı bir hareket.. Ne mükemmel din!.. İnsanı, niyeti ölçüsünde değerlendirip mükâfatlandırmak!.. Erkeğin de hanımın da çalışmasını ibadet saymak!.. Kadını evine sevgi ile bağlayıp aile yuvasına hizmet ettirmek!.. Allahım bizlere de bu ince anlayışı, sevgiyi ve mutluluğu lutfet!.. Gönüllerimizi İslâm’ın güzellikleriyle doldurarak evimizde, ocağımızda seâdete erebilmeyi nasîb et!..

Hz. Esmâ (r.anhâ) zaman zaman Resûl-i Ekrem (s.a) Efendimizin sohbetinde bulunurdu. Bir gün huzuruna vardığında ashâb-ı kirâma Deccal ile alâkalı bilgiler veriyordu. Oturup dinlemeye koyuldu. Duydukları haberler hayretini ve dehşetini artırmıştı. Gözyaşlarını tutamayıp için için ağlamaya başladı. İki Cihan Güneşi Efendimiz onun ağladığını farkedince: “Ey Esmâ! Niçin ağlıyorsun?” diye sordu. O da: “Ey Allah’ın Resûlü! Karnımız aç iken ekmeğin pişmesini bile bekleyemeyecek kadar sabırsız kimseleriz. Deccal çıktığı zaman kıtlık olursa halimiz nasıl olacak?” diye ıstırabını açıkladı. Bunun üzerine Fahr-i Kâinat (s.a) Efendimiz Hz. Esmâ’yı şöyle teselli etti:

“O gün, Allah’ı tesbîh eder ve kelime-i tevhide devam ederseniz açlıktan emin olursunuz.”buyurdu. Sözüne devam ederek: “Böyle feryat etmeye gerek yok. Ben hayatta olur isem, size siper olurum. Deccal çıktığında ben sağ olmazsam Allah Teâlâ müminleri korur.” buyurarak zikrullaha çokça devam edilmesi gerektiğini duyurdu.

Esmâ (r.anhâ)  bir başka gün de Resûl-i Ekrem (s.a) Efendimize giderek hanımların hayızdan ve cünüplükten nasıl temizleneceklerini sormuştu. Onun bu tavrını takdir eden Hz. Âişe (r.anhâ) annemiz: “Utanma duygusunun Ensar kadınlarının dinlerini öğrenmesine engel olmadığını” söylemiştir.

İNSANLARIN EN HAYIRLISI

Esmâ binti Yezid (r.anhâ) Resûl-i Ekrem (s.a) Efendimizden 81 hadis-i şerif rivayet etmiştir. Sünen sahipleri, onun hadislerinden bazısını kitaplarına almışlardır. Bir kaç tanesinin meâli şöyledir:

“Kim Allah rızası için bir mescid yaparsa, Allah da o kimseye cennette bir ev yapar.” (Ahmed İbni Hanbel, Müsned, VI, 461)

“Size insanların en hayırlısını haber vereyim mi?” Ashâb-ı kiramı “Evet! Ya Rasûlallah:” dediler. Efendimiz: “Allah’ı devamlı zikredenleriniz.” buyurdu. Sonra sözüne devamla: “Sizin en kötülerinizi haber vereyim mi?” diye sordu. Peşinden de: “İşte onlar, Allah rızası için birbirlerini seven dostların arasını açanlar, laf götürüp getirerek koğuculuk yapanlardır.” buyurdu. (Müsned, 6/459)

Esmâ binti Yezid b. Seken el-Ensariyye (r.anhâ) kuvvetli zekâsı ve veciz konuşması yanında cesaret ve şecaati ile de tanınan bir hanım sahabîdir. Hayber Gazvesi ile Mekke Fethine katılmış olan Esmâ (r.anhâ)’nın bilhassa Yermük Savaşında gösterdiği kahramanlıklar dillere destandır. Onun bir çadır direğini eline alarak savaş alanına daldığı ve dokuz Bizans askerini öldürdüğü rivayet edilmektedir.

İslâm davâsı uğruna hayatını fedadan çekinmeyen, ilim meclislerinden ayrılmayan, fikrini açık ve net olarak düzgünce ifade edebilen ilim sevdâlısı bu büyük İslâm kadınının nerede ve hangi tarihte vefat ettiği bilinmemektedir. Allah ondan razı olsun, bizleri şefaatlerinden mahrum etmesin. Amin.

Kaynak: Mustafa Eriş, Altınoluk Dergisi, 2003 - Haziran, Sayı: 208, Sayfa: 060

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.