Ervâ Binti Küreyz (ra) Kimdir?

 Ervâ binti Küreyz radıyallahu anhâ Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimizin hala kızı... Hazreti Osman (r.a)’ın annesi... Cahiliye karanlığından kurtulup İslâm’ın nûrûna koşan ilk hanım sahâbilerden...

Ervâ binti Küreyz (r. anhâ) Mekke’de doğdu. Babası Küreyz İbni Rebîa’dır. Annesi, Resûl-i Ekrem (s.a) Efendimizin halası Ümmü Hakîm Beyzâ binti Abdûlmuttalib’dir.

Ervâ Hatun yeni dinin geldiğini, son peygamberin gönderildiğini duyar duymaz İslâm’ın nurûna koşan ilk hanım sahâbîlerdendir. Rasûlullah (s.a) Efendimizin dâvetine icabet ederek İslâm’la şereflenen ilk müslümanlar arasında ismi geçmektedir. Mekke’de Hz. Ebû Bekir, Talha, Zübeyr, Abdurrahman İbni Avf ve Ammar İbni Yâsir (r. Anhüm)’ün anneleriyle birlikte İslâm’ın ilk yıllarında müslüman olduğu rivayet edilmektedir. Hayatı hakkında kaynaklarda fazla bilgi bulunmamaktadır.

Ervâ binti Küreyz (r. anhâ) Câhiliye döneminde Affân ibni Ebi’l-Âs ile evlenmiştir. Bu evliliktenOsman adında bir oğlu Âmine adında da bir kızı olmuştur. Affân’ın ölümünden sonra Ukbe İbni Ebî Muayt ile evlendi. Bu evlilikten de altı çocuğu dünyaya geldi. Velid, Umâre, Hâlid, Ümmü Gülsüm, Ümmü Hakîm ve Hind.

Ervâ binti Küreyz (r. anhâ) inancından asla tâviz vermeyen bir karaktere sâhibti. Şirke düşmemek için adeta çırpındı durdu. Bir anne olarak çoluk çocuğuna sahip çıktı. Onların bedenen ve kalben sağlam yetişmeleri için çok gayret sarfetti. Yeni dinin güzelliklerini onlara anlatarak Allah ve Rasülünün sevgisini kalblerine yerleştirip putlardan uzaklaştırmaya ve onları putlara tapınmaktan korumaya çalıştı. Çocuklarının hemen hepsi Rasûlullah (s.a.v) Efendimize biat ederek İslâmiyeti kabul etti. Kelime-i şehadet getirerek İslâm’la şereflendi.

ÎMANINI KORUMA MÜCADELESİ

Ervâ (r.anhâ) İslâm’ın ilk yıllarında diğer müslüman kardeşleriyle birlikte çilelere sabretti. Müşriklerin ezâ ve cefâsına aldırış etmeden îmanını koruma mücâdelesi verdi. Müslümanlara hicret izini çıkınca o da hicret etti.

Ervâ (r. anhâ) sözünün eri bir hanımefendiydi. Rasûlullah (s.a.v) Efendimize yaptığı biatı, ona verdiği sözü hiçbir zaman unutmadı. Onun risâletini her yerde, her zaman tasdik edip, dâvâsına yardımcı olarak hayatını geçirdi. İnancı uğruna canını, malını fedâ eyledi. Muhacir oldu. Bu sebepten doğup büyüdüğü şehirden çıkmak zorunda kaldı. Sevgili Peygamberimiz Mekke’den ayrılınca o da kızı Ümmü Gülsüm ile beraber Medine’ye hicret etti. Ömrünün sonuna kadar bu güzel şehirde kaldı.

Ervâ binti Küreyz (r. anhâ) bir anne olarak çocuklarının iyi yetişmeleri için çok gayret göstermiştir. Onların terbiyelerine ve imanlı yaşamalarına çok önem vermiş onları sevgiyle kuşatmıştır. Müminlerin üçüncü halifesi Hz. Osman (r.a) gibi edeb ve haya timsâli bir evlâd yetiştirmesi onun bu gayretinin bir işareti olsa gerektir.

Ervâ Hatun sevgili Peygamberimiz’in iki kerimesine Ümmü Gülsüm ve Rukıyye (r. anhûma)’ya kayın vâlide olmuştur. Onları canı gibi korumuş ve gözetmiştir. Onların huzur ve mutluluğu için çalışmıştır. O uzun bir ömür yaşamış ve oğlu Hz. Osman (r.a)’ın halifelik dönemine yetişmiş bir bahtiyar annedir. Doksan küsür yaşlarında iken Hz. Osman (r.a)’ın halifeliği döneminde Medîne’de vefat eyledi. Cennetü’l-Bakî’aya defnedildi.

HZ. OSMAN'IN ANNESİNE DUÂSI

Ervâ binti Küreyz (r. anhâ)’nın kabre konulmasından sonra Hz. Osman (r.a) annesine karşı derin bir sevgi hürmet göstermiştir. Kabrinin başından uzun bir müddet ayrılamamıştır. Buna dair hatırayı sahâbe-i kiramdan Abdullah İbni Hanzala (r.a) şöyle nakleder:

“Hz. Osman (r.a) anneciğini kabre koyduktan sonra başında durdu ve uzun bir müddet ayakta dua etti. Kabristandan dönüp Mescid-i Nebî’ye geldi. İçeri girdi ve namaza durdu. Secde halinde iken:

“Ey Allahım! Anneme merhamet eyle!.. Ey Allahım! Anneme mağfiret eyle!..” diye göz yaşları içinde uzun uzun dua etti.

Allah onlardan razı olsun. Rabbimiz bizleri şefaatlerine mazhar eylesin. Amin

Kaynak: Mustafa Eriş, Altınoluk Dergisi, Sayı: 241, Mart 2006

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.