Erkek ve Kız Çocukları Arasında Neden Ayrım Yapmamalıyız?

Erkek ve kız çocuğu arasında ayırım yapmak caiz midir? İslam’da evlatlar arasında ayrımcılık yapmanın hükmü.

Doğacak çocuğun erkek veya kız olması bilimin sınırlarını aşan, Yüce Allah’ın dilemesine bağlı bir konudur. Kur’an’da şöyle buyurulur: “Allah dilediğine kız çocukları, dilediğine de erkek çocukları verir. Yahut onları, hem erkek hem de kız çocukları olmak üzere çift verir. Dilediğini kısır yapar. O her şeyi bilen, her şeye gücü yetendir.” [1] İslâm, doğan her çocuğu cinsiyet ayırımı yapmadan eşit tutmayı ister. Allah adaletlidir, insanların da adaletli davranmasını emreder.[2] Nitekim İslâm gelmezden önce insanların kız çocuklarını hor görmesi, hatta onları diri olarak toprağa gömme uygulaması Kur’an’da şöyle kınanır: “İnsan, diri olarak toprağa gömülen kız çocuğunun, hangi suçtan dolayı öldürüldüğü konusunda sorguya çekildiğinde!” [3]

Enes İbn Mâlik (r.a)’ten rivayete göre, bir adam çocuğunu öperek dizine oturtmuştu. Daha sonra gelen kız çocuğuna ise aynı ilgiyi göstermeyip önüne oturtunca, olayı izleyen Allah’ın Rasûlü şöyle buyurmuştur: “Çocukların arasında eşit muâmele yapmalısın. [4]

Erkek çocuklarına göre daha çok korunmaya ve şefkate muhtaç olan kız çocukları için çeşitli hadisler vardır. Bazıları şunlardır: Ukbe İbn Âmir (r.a)’ten, Rasûlullah (s.a.s)’in şöyle buyurduğu nakledilmiştir: “Kimin üç kız çocuğu olur, onlara gücünün yettiği ölçüde sabreder, yedirir, içirir ve giydirirse, bunlar kendisi için kıyamet gününde ateşe karşı bir perde olurlar.” [5] Ebû Saîd el-Hudrî (r.a)’ten rivayete göre, Nebî (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Kimin üç kızı veya üç kız kardeşi olur, bunları eğitir, evlendirir ve kendilerine iyi davranırsa cennete girer.”[6] Hz. Peygamber Sürâka İbn Mâlik’e şöyle demiştir: “Sana en üstün sadakayı haber vereyim mi? Boşanmak veya kocası ölmek sûretiyle sana dönen ve senden başka sığınacağı kimsesi olmayan kızına sahip çıkmandır.” [7]

Sevgi, ilgi ve davranıştaki eşitlik yanında, sağlığında iken mal bağışı konusunda da çocuklar arasında bir ayırım yapmamak gerekir. Aksi halde aile içinde fitne çıkar, bu durum sıla-i rahmin kesilmesine yol açar. Beşir İbn Sa’d’ın karısı, oğlu Numan İbn Beşir’e bir miktar mal bağışında bulunmak istemişti. Hz. Peygamber diğer çocuklarına bağış yapılmadığını öğrenince; “Allah’tan korkunuz ve çocuklarınız arasında eşit davranınız. Ben çocuklardan birisini üstün görecek olsaydım kadınları üstün tutar ve tercih ederdim” [8] buyurmuştur.

Miras konusunda kız çocuğu erkek kardeşi ile birlikte mirasçı olunca, onun yarısı kadar pay aldığı halde,[9] bağış konusunda kız-erkek ayırımı yapmaksızın eşit muamele edilmelidir. Hanefîler’de fetvaya esas olan, Şâfiler’de tercih edilen görüş budur.

İmam Muhammed’e ve Şâfiler’den başka bir görüşe göre ise, çocuklara yapılacak bağış konusunda, miras payları dikkate alınarak amel edilmelidir.

Dipnotlar:

[1] Şûrâ, 42/49, 50. [2] bk. Nahl, 16/90. [3] Tekvîr, 81/8, 9. [4] Buhârî, edeb, 12, 13. [5] İbn Mâce, Edeb, 3. [6] Ebû Dâvud, Edeb, 120, H. No: 5147, 5148. bk. Tirmizî, Birr, 13, 1912 [7] İbn Mâce, Edeb, 3, H. No: 3667. [8] Buhârî, Hibe, 12, 13; Müslim, Hibât, 13; Ebû Dâvud, Büyû’, 83; A. İbn Hanbel, IV, 275, 278. [9] bk. Nisâ, 4/11.

Kaynak: Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslam İlmihali, Erkam Yayınları

ANNE-BABANIN ÇOCUKLARI ARASINDA AYRIM YAPMASI CAİZ Mİ?

Anne-babanın Çocukları Arasında Ayrım Yapması Caiz mi?

PEYGAMBER EFENDİMİZ NASIL BİR BABAYDI?

Peygamber Efendimiz Nasıl Bir Babaydı?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.