En Mühim Meçhul: Son Nefes

Son nefesin meçhulü, âriflerin en büyük endişesidir; kulun gerçek imtihanı, şeytanın son hilesine karşı kalbini koruyabilmesidir.

Ârif bir gönülle yaşayan Hak dostlarının ömürleri, ölümü tefekkürün rûhî olgunluğu ve son nefes meçhûlünün kaygısı içerisinde geçer. Zira onlar çok iyi bilirler ki ömrü boyunca insanın ayağını kaydırmak için uğraşıp duran şeytan, kişinin son nefesinde çok daha büyük bir hırsla insanın îmânına musallat olur. Kalbinde şüphe bulunanları yoldan çıkarır, küfre dûçâr eder. Ardından da aldattığı insanı bedbahtlığıyla baş başa bırakıp gider. 

HAK YOLUNUN CİDDİ SINAVI: ÖLMEDEN ÖNCE ÖLMEK

Âyet-i kerîmede buyrulur:

“...Şeytan insana; «İnkâr et.» der. İnsan inkâr edince de: «Ben senden uzağım, çünkü ben Âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.» der.” (el-Haşr, 16)

Bu sebeple Cenâb-ı Hak’tan bilhassa son nefesimizde ihlâsımızı muhâfaza etmesini niyâz ederiz. Hayat yolculuğundaki ecel geçidinin son virajı çok keskin ve tehlikelidir. Dolayısıyla en mühim meselemiz, derdimiz ve kaygımız; o virajı selâmetle geride bırakabilmek olmalıdır.

Âyet-i kerîmede buyrulur:

“Ey îmân edenler! Allâh’ın azametine göre bir takvâ sahibi olun. Ancak müslümanlar olarak can verin.” (Âl-i İmrân, 102)

Sahâbenin meşhur zâhid ve âbidlerinden biri olan Osman bin Maz’ûn -radıyallâhu anh- Medîne’de Ümmü’l-Alâ isminde bir kadının evinde vefât etmişti. Bu kadın:

“–Ey Osman, şehâdet ederim ki şu anda Allah Teâlâ sana ikram etmektedir.” dedi.

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- müdâhale ederek:

“–Allâh’ın ona ikram ettiğini nereden biliyorsun?” buyurdu.

Kadın:

“–Bilmiyorum vallâhi!” deyince Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:

“–Bakın, Osman vefât etmiştir. Ben şahsen onun için Allah’tan hayır ümîd etmekteyim. Fakat ben peygamber olduğum hâlde, bana ve size ne yapılacağını (yani başımızdan ne gibi hâller geçeceğini) bilmiyorum.”

Ümmü’l-Alâ der ki:

“Vallâhi, bu hâdiseden sonra hiç kimse hakkında bir şey söylemedim.” (Buhârî, Tâbîr, 27)

Dolayısıyla kimin ne hâl üzere öldüğü meçhuldür. Geride kalanlar, ölen kimse hakkında kat’î bir hüküm vermekten sakınmalı, ancak onun için hayır-hasenât yapıp duâ ve güzel temennîlerde bulunmalıdırlar.

Meşhur bir sözde şöyle denilmiştir:

“Kişi yaşadığı hâl üzere ölür ve öldüğü hâl üzere haşrolunur.” (Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, V, 663)

Ekseriyetle böyledir. Fakat peygamberler ve onların müjdelediklerinin dışında hiç kimsenin son nefes husûsunda bir teminâtı yoktur. Yani kişi, o âna kadarki yaşantısının düzgünlüğüne ve işlediği hayır-hasenâta güvenmemelidir. Yegâne güvenilecek ve sığınılacak merciin Cenâb-ı Hak olduğunu bilmeli, O’nu râzı edecek hâl ve amellerle O’na ilticâ etmelidir.

Duâlarımız gibi ibâdet ve amel-i sâlihlerimizin de kabule muhtaç olduğunu unutmamalıyız. Zira kulun en mühim meçhûlü olan son nefes hakkında diğer bir hadîs-i şerîfte de şöyle buyrulur:

“Bir kimse uzun zaman cennetliklerin amelini işler, sonra ameli cehennemliklerin ameliyle sona erdirilir. Bir kimse de uzun zaman cehennemliklerin amelini işler, sonra ameli cennetliklerin ameliyle hitâma erdirilir.” (Müslim, Kader, 11)

Hak dostlarından Ali Bekkâ Hazretleri’ne “Bekkâ” yani “çok ağlayan” lâkabının verilme sebebi şöyle anlatılır:

Sâlih ve kendisi gibi velî bir arkadaşı vardı. Hâller ve kerâmetler sahibi idi. Bir defasında birlikte yolculuğa çıkmışlardı. Gidecekleri yer, yürümekle bir senelik yol idi. Onlar kerâmetleriyle bu yolu bir saatte almışlardı. Bu arkadaşı ona; “Ben falan vakitte, falan memlekette öleceğim. O zaman yanımda bulun.” diye vasiyet etmişti. Fakat o arkadaşı, son nefesinde îmansız öldü.

Bu hâdise karşısında Ali Bekkâ Hazretleri, Allah Teâlâ’nın rızâsına kavuşamamak ve son nefesinde îmânını kurtaramamak endişesi ile çok ağlardı.

Dolayısıyla son nefes husûsunda mü’minin gönlü, korku ve ümit duygularının denge noktasında bulunmalıdır.

Ahmed bin Âsım Antâkî -rahmetullâhi aleyh- kendisinden nasihat isteyenlere şöyle buyurmuştur:

“En faydalı korku, insanı günahlardan, Allah Teâlâ’nın beğenmediği şeylerden alıkoyan, âhiret işlerinin elden çıkması ile üzüntüye gark eden; kalan ömrü ve son nefesindeki durumu hakkında düşünmeye sevk eden korkudur.”

Muhammed Mâsûm Fârukî Hazretleri de şöyle buyurmuştur:

“Son nefes korkusu bir nîmettir ki, Hakk’ın dostları bu derde giriftâr olmuşlardır.”

İşte dünya hayâtını îman vecdi, ibâdet huzûru ve güzel ahlâka ilâveten son nefes korku ve endişesi ile yaşayanların, kıyâmet günü korku ve hüzünden korunacakları, ilâhî bir vaaddir. Âyet-i kerîmede buyrulur:

“Şüphesiz, Rabbimiz Allah’tır deyip (hayâtının her safhasını Allah rızâsının muhtevâsı içinde geçirip), sonra dosdoğru yolda (Kitâb ve Sünnet-i Seniyye istikâmetinde) yürüyenlerin üzerine melekler iner. Onlara; «Korkmayın, üzülmeyin, size vaad olunan cennetle sevinin.» derler.” (Fussilet, 30)

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Hak Dostlarının Örnek Ahlakından 1, Erkam Yayınları

İslam ve İhsan

ÖLÜM MELEĞİ KAPIYI ÇALDIĞINDA HAZIR MIYIZ?

Ölüm Meleği Kapıyı Çaldığında Hazır mıyız?

ECEL NEDİR? ECEL GECİKTİRİLEBİLİR Mİ?

Ecel Nedir? Ecel Geciktirilebilir mi?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle