Selit (r.a.) Dünya Meşguliyetini Nasıl Bıraktı?

Selît (r.a.)’ın kendisine tahsis edilen araziyi, Rasûlullah’tan uzak kalmamak için geri vermesi ve sahâbenin Peygamber sevgisini her şeyin önüne koyması anlatılıyor.

Rasûlullah Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Ensâr’dan fazîletiyle anılan Selît isimli bir sahâbîye bir toprak parçası iktâ eylemişlerdi. (Yani mülkiyeti Beytülmâlʼe ait bir arâziyi kullanması için tahsis etmişlerdi.)

SELÎT (R.A.)’IN ARÂZİSİNİ GERİ VERMESİ

Selît -radıyallâhu anh- bu arâziye gidip birkaç gün orada kaldıktan sonra döndü. Kendisine:

“‒Sen gittikten sonra Kur’ân-ı Kerîm’den şu şu âyet ve sûreler nâzil oldu, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şu şu hükümleri beyân etti…” denilince Selît -radıyallâhu anh- derhâl Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in huzûr-i âlîlerine çıkarak:

“‒Yâ Rasûlâllah! Bana tahsis ettiğiniz şu toprak parçasıyla meşgûliyet, beni Sizʼden mahrum etti. Onu benden tekrar kabul buyurunuz. Beni Sizʼden uzaklaştıracak bir şeye benim ihtiyacım yok!” dedi.

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz de o arâziyi ondan geri kabul ettiler.[1]

Hisse:

Âyet-i kerîmede Yüce Rabbimiz:

“Peygamber, mü’minlere kendi canlarından daha önce gelir...” (el-Ahzâb, 6) buyurmaktadır.

Bunun içindir ki Peygamber Efendimiz r’i canlarından çok seven ashâb-ı kirâmın gönlündeki hiçbir sevgi, Allah ve Rasûlullah sevgisinin önüne geçmedi. Ne mal-mülk, ne çoluk-çocuk, ne de can sevgisi… Zira bunların hepsi dünyada kalacak, Allah ve Rasûlʼünün sevgisi ise, ebedî saâdet sermâyesi olacaktır.

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, bizim de en büyük gönül servetimiz. Düşünmeliyiz ki:

Bütün dünya nîmetleri bizim olsa, fakat Allah Rasûlü’nü tanımamış olsaydık, bunun ne kıymeti olurdu?! Zira bu dünyadaki ömrümüz de, dünya da fânîliğe mahkûm… Fakat Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’i yakından tanıyıp O’na cân u gönülden tâbî olmanın getireceği huzur ve saâdet ise sonsuz...

Spot:

Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimizʼi tanımak ve idrâk etmek; Hakk’a kullukta en mühim basamaktır. O’nu anlamadan, O’nu tanımadan, O’nun izinden gitmeden ve O’nun gönül dokusundan hisse almadan; ne îmânımız tam bir îman olur, ne Kur’ân’ı tam olarak idrâk edebiliriz, ne de kulluğumuz tam bir kulluk olur…

Dipnot:

[1] Ebû Ubeyd Kâsım bin Sellâm, Kitâbu’l-Emvâl, Beyrut: Dâru’l-Fikr, s. 347.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Kıssaların Diliyle Mü'minin Gönül Ufku, Erkam Yayınları

İslam ve İhsan

SAHABE NASIL BİR HAYAT YAŞADI?

Sahabe Nasıl Bir Hayat Yaşadı?

ASHABIN İMAN HEYECANI İLE İLGİLİ ÖRNEKLER

Ashabın İman Heyecanı ile İlgili Örnekler

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle