Dört Kitabın Mânâsı

“Oku” emri neyi işaret ediyor? Kur’an, kâinat, insan ve hadisat... Dört ilahi kitabı birlikte okuyarak hakikate ulaşmak ve tefekkürle tevhidi kavramak mümkün mü?

İlk emir “Oku” şeklinde gelmişti ama emri işiten okuma bilmiyordu. Buna rağmen böyle bir hitaba maruz kalması okumanın kalbe ait bir tasarruf olduğunu gösterir. Okumak, kalbin okuması, anladığıyla akletmesi ve hakikati idrak etmesidir. Zaten okunacak asıl kitap Kur’an zihne değil, kalbe indirilmiştir.

“Oku” emrinin devamı nasıl okunacağını izah eder. Okumak bizi yaratan Rabbimizin ismi ile yapılmalıdır. O ki bizi bir “alaka” ile yaratmıştır. Rahme asılı hücre diye çevrilen bu kelimenin Elmalılı Efendi'ye göre bir diğer mânâsı manevî olarak ilişki, bağ kurmak ya da sevmektir.

Allah insanı farklı mânâlar arasında irtibat kursun, keşfetsin, idrak etsin ve böylece sevsin ve sevilsin diye yaratmıştır. Okumak Rabbimizin adıyla olursa hem sevilecek olanı keşfeder hem de sevilecek bir yere terfi ederiz. Okumak tefekküre, tefekkür ise farklı kitaplar ve mânâlar arasında alâka kurmaya götürür.

Okumak bir bilgi edinme çağrısından çok sevme davetidir. Sevgi temelli bir hayat tasavvuru için bize işaret edilen yol okumaktır. Okumak, O’nu sevmek ve istemek için bize verilmiş en büyük imkândır. Bu imkânı kullanan kişi anlar, alâka kurar ve sevgi yoluna girerse tefekkür etmiş olur.

DÖRT KİTABIN MÂNÂSI

Bu âlemde okuyacağımız dört kitap var:

  1. Kur’an,
  2. kâinat,
  3. insan ve
  4. hadisat.

Bu dört kitabı da Hak yazmıştır. O yüzden aralarında tenakuz yoktur. Birinin söylediğini diğeri doğrular. Birinin işaret ettiğini diğeri izah eder. Birinin hazfettiğini diğeri faş eder. Alâkayı kuramayanın ya imanı azdır ya ilmi… Tefekkür ilmi ve imanı çoğaltma çabasıdır.

Kur’an

İlk kitap Kur’an, hakikatin kelamla bildirilmiş halidir; sadece hüküm ve ibadetler içermez, insanın kendisini, dünyayı ve hayatı nasıl okuyacağını öğretir. Ayetler bize sadece ne yapacağımızı değil, nasıl düşüneceğimizi gösterir. Kur’an, diğer üç kitabı doğru okumanın anahtarı, ilmi ve imanı artıran tefekkürün membaıdır.

Kur’an’ı tefekkürle okumak dil, zihin ve kalbi müşterek kullanmak demektir. Dil tecvide dikkat etmeli, zihin mânâya yoğunlaşmalı, kalp ise okunan Kur’an ile kendisine inenin beklentisi içinde edebini muhafaza etmelidir. Üçünün birleştiği yerden hikmet zuhur eder.

Kur’an, Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’in kalbine indirilmiştir. Tefekkür, bunun nasıl bir mânâya geldiğini ve bize ne söylediğini keşfetme gayretidir. İnen her ayet, âlemlere rahmet bir insanın hayatında nasıl bir inkılaba sebep olmuştur? Bunun 23 senelik safahatının adı siyerdir. Siyer, Kur’an kitabının şerhi, tefekkür bu şerhin şahitliğidir.

Kâinat

Okumamız gereken ikinci kitap kâinattır. Kâinat, Allah’ın kudret ve hikmet kitabıdır. “Âyet” dediğimiz şey yalnızca kelimeler değildir; yıldızlar, dağlar, nehirler, yıldızlar, galaksiler, mikrodan makroya her şey birer ayettir. İlim adamlarının keşfettiği düzen, Kur’an’ın haber verdiği ilahi ölçünün bir yansımasıdır. İlmi hakikatlerle buluşmak O’nu hatırlamaya vesile olduğu için zikirdir. Ulema o yüzden bilinmeyenin kendisine sorulacağı zikir ehlidir.

İnsan

Üçüncü kitap insandır. İnsan, içinde âlemler dürülü bir muammadır. Her insan ayrı bir ayettir. Herkes hakkında özel bir murâd-ı ilahi vardır. Bu herkesin biricikliği ile müseccel bir hakikattir. İnsanın kendini okuması, hakkındaki muradı keşfetmesi için zaruridir. Kendini okuyan, başka insan ayetlerinin içerisindeki yerini anlar. Ne yaparsa Allah’ı, insanları ve kendisini aynı anda razı edecektir, bilir. Hakkındaki muradı keşfeden, şu hayatta neyin peşine düşeceğini idrak eder.

İnsan kitabını okumak insanın varlıklar hiyerarşisi içerisindeki yerini bulmak demektir. Artı sonsuzla eksi sonsuz arasında salınıp duruyoruz. Bize bu iki kutup arasında nasıl bir seyir tutturacağımızı gösteren en güzel örnek, insan harikası Peygamber Efendimizdir. O ilahi hakikati tebliğ ve tebyinin yanında tezkiye için gelmiştir. Dolayısıyla insanı okumanın en salim yolu O’nu örnek almaktır. İki dünyadaki mutluluğumuzun formülü O’nun hayat tarzındadır. İnsanı okumak, En Güzel İnsan’ı tanımaktır. O’nu tanıyan kendini bilmiş, kendini bilen de Rabbine ermiştir.

Hadisat

Dördüncü kitap hadisattır: Olaylar, tarihler, savaşlar, barışlar, krizler, nimetler…  Bunların hepsi Allah’ın sünneti doğrultusunda akıp giden ibret levhalarıdır. Hz. Yusuf aleyhisselam’a verilen ilim (te’vîlü’l-ehâdîs) sadece bir rüya tabiri değil aynı zamanda olayların yorum bilgisiydi. Olayları sadece siyasi ya da ekonomik değil, hikmet penceresinden okumak ve diğer üç kitabın tasdikine sunmak gerekir.

Hadisat, sıradan olaylar zinciri değil; stratejik aklın konusu olan anlam katmanları ve hakikatin akleden kalplere hiç kesilmeyen ve dinmeyen telkinleridir. Bir misal olarak Kovid-19 krizini ele alalım. Bu olay, yalnızca tıbbî değil, siyasî, ahlâkî, iktisadî ve metafizik boyutları olan bir hadiseydi. İnsanların yapıp ettiklerinden ortaya çıkan bu kriz bir virüs karşısında nasıl savruluş yaşadığımızı gösterdi. Bu tür hadiseleri tek boyutlu değil stratejik okuma sorumluluğumuz var.

Dört kitabın hakikati aynı, dili ve yöntemi farklıdır. Allah’ın dört kitaptaki aynı mânâyı farklı yollarla bize takdim etmesi bir rahmet tezahürüdür. Kur’an kelamdır; açık ve doğrudandır. Hakikati lafzî olarak beyan eder. İnsanı akıl, kalp ve vicdanla doğrudan muhatap alır. Ahlâk verir, yasa koyar, kıssa ile öğütler.

Kâinat düzen ve ahenktir; konuşmaz, ama gösterir. Kelimelerle değil, düzenle, hareketle, zamanla hitap eder. Biz bu düzene sünnetullah diyoruz. Sünnetullah, hiç değişim ve dönüşümü olmayan bir kanunlar mecmuasıdır ki kâinat kitabının usulü, esası ve üssüdür.

İnsan vicdandır. İçimizdeki ses, fıtrat ve doğuştan getirilen istidat Allah’ın içimize yazdığı kanundur. Bu kitap da konuşmaz ama ilham eder. Hiç yalan söylemez, hep doğruyu işaret eder. Fıtrat hakikati tanır; ama onu görmek için nefsin perdelerinin kalkması gerekir.

Hadisat ibrettir. Tarih, Rabbimizin pedagojisidir. Geçmiş geleceğe suyun suya benzediğinden daha çok benzer. Okumasını bilene her olay Rabbimizin vitrinidir. Dilediğini izzetli, dilediğini zelil kılar. Ölüden diri, diriden ölü çıkarır. Kimine verir, kimine vermez.

Her kitap bize farklı yol ve yöntemlerle aynı hakikati anlatır: Lâ ilâhe illallah. Bir diğer ifadeyle dört kitabın özü tevhiddir. Dört kitabı birlikte okuyan insan, hayatı parça parça değil, bütün olarak kavrar. Tevhid, dört sütun misali dört kitap üzerinde yükselen tefekkür binasının üzerine çatılmış kubbesidir.

Tevhid yalnızca kelimelerde değil, kâinatta, tarihte ve kalpte yaşayan bir gerçeğe dönüşünce insan sever, hayran olur ve Rabbi ile muhteşem bir alâka kurar. Hem hakîm, hem sorumlu, hem mütevazı olur. Çünkü bilir ki, her şey O’ndan, her şey O’nadır.

Kur’an ne diyorsa, kâinat onu gösterir, insan onu hisseder, hadisat onu tasdik eder. Örneğin Kur’an, örümcek evini şöyle anlatır: “Şüphesiz evlerin en çürüğü örümcek evidir.” (Ankebut, 41) Modern bilim ise örümcek ipinin çelikten daha sağlam olduğunu söyler. Çelişki mi vardır? Hayır. Çünkü Kur’an’ın kastettiği şey fizikî dayanıklılık değil, mânevî zayıflıktır.

Zayıflık; mânevî dayanağı olmayanın zayıflığıdır. Ayetin hemen öncesi: “Allah’tan başkalarını dost edinenlerin durumu, örümceğin durumu gibidir” ihtarını yapar. Dişi örümcek evini av yakalamak için kurar, çiftleşmeden sonra erkeğini öldürür. Bu ev, sevgi ve huzur evi değil, korku ve ölüm evidir. Demek ki mesele, bağın ipinde değil türündedir. Allah’tan gayrıya bel bağlayanların dostluğu, örümceğin evi gibidir; ince, estetik, belki de büyüleyici; ama içi tuzak dolu, kendini yiyen, kendi içinde çürüyen bir düzen…

Bu misalin insan kitabındaki karşılığı nedir? İnsanın da evleri vardır. Sözden, ilişkiden, arzudan, ideolojiden ördüğü incecik bağlar… Görünüşte sağlam, gerçekte örümcek misali. Kalbimiz, menfaat için örülmüş ağlar kurduğunda; dilimiz, dostluk süsüyle tuzak dizdiğinde; ilişkilerimiz Allah’tan gayrısına bel bağladığında işte o zaman biz, dişi örümceğin evi gibi evler inşa etmiş oluruz. O evler bizi muhafaza eden, koruyan, sarıp sarmalayan evler değil çürüten, tüketen ve öldüren evler olur.

Hadiselerin meşheri tarih nice ev yıkımına şahittir. Nice birlik, nice ittifak, nice dostluk Allah’tan başkasına bel bağlamanın neticesi olarak darmadağın olmuştur. İlk bakışta örülmüş bir yapı gibi sağlam bu bağlar, sonunda örümcek evi gibi darmadağınık hale gelmiştir. Bağın özü Allah için değilse, ömrü de örümcek ağı kadar kırılgandır. Dört kitap birleşir, tek hakikati söyler: Allah’tan başkasına güvenmek, bir örümcek ağına sığınmaktır.

Tefekkür dört kitap arasındaki alâkayı kurmanın ve tevhide ermenin yöntemidir. Bu yönteme her zamankinden daha çok muhtacız. Bir benzeri bulunmayan bu ibadeti hayatımızın temel bir rüknü haline getirmeden ne kulluğumuz kıvam bulacak ne de izzetin adresi olabileceğiz. Kitabımızın “Keşke tefekkür etseniz, tefekkür etmeyecek misiniz, tefekkür etmediniz mi, tefekkür etseler” şeklindeki sarsıcı beyanları gözümüzü hala açmıyorsa içinde bulunduğumuz ve tefekkürün fâili değil konusu olduğumuz durumdan şikâyet etmeye hakkımız yoktur.

Kaynak: Mehmet Lütfi Arslan, Altınoluk Dergisi, Sayı: 474

İslam ve İhsan

İNSAN KAİNATI İDRAK EDEBİLİR Mİ?

İnsan Kainatı İdrak Edebilir mi?

KUR’ÂN VE KÂİNAT NE ANLATIYOR?

Kur’ân ve Kâinat Ne Anlatıyor?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle