Biz Açız Ama Ekmek İstemiyoruz: Mânevî Açlığın Sesi

Abdullah Sert Hocaefendi’nin bizzat şahitliğiyle; Şeki dağlarından İstanbul’a uzanan ve 'Ekmek kuyruğunda bekliyoruz ama asıl Kur’ân’a açız!' diyen bir müftünün sarsıcı feryadı... Komşuluk hukukuna bir de ruhun mahrumiyeti penceresinden bakmaya hazır mısınız?

Azerbaycanlı müftünün hüzün dolu ziyareti, mü’min gönüllerin sadece ekmek ve suya değil, asıl ruhun gıdası olan mânevî terbiyeye duyduğu derin hasreti gözler önüne sermektedir. Bu tarihî hâtıra; gerçek kardeşliğin sadece maddî yardımla değil, kardeşinin derdiyle dertlenip rûhî mahrumiyetine şifâ olmakla kemâle ereceğini hatırlatan nebevî bir ufuk sunmaktadır.

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in hepimizin bildiği, dillerimizden düşürmediği ancak hakikatine ulaşmakta zorlandığımız mâruf bir hadîs-i şerîfi vardır: “Komşusu açken tok yatan kimse (gerçek mânâda) mü’min değildir.”

EKMEK DEĞİL NESİL KAYGISI: AZERBAYCAN’DAN YÜKSELEN SES

Bu nebevî ikazla ilgili olarak, yaklaşık otuz üç otuz dört sene evvel Aziz Mahmud Hüdâyi Vakfı’nda çok ibretli bir hâdise yaşamıştık. Azerbaycan’ın Şeki şehrinden müftü Selim Efendi -Allah kendisine rahmet eylesin- bizzat buraya gelmişti. Kendisine; “İstanbul’da Hüdâyi Vakfı var, orada Osman Topbaş Efendi var, git derdini ona anlat.” diyerek burayı adres göstermişler.

Selim Efendi vakfa gelip Osman Efendi ile görüşmek istediğini söylüyor. Tam o esnada mescidimizden ellerinde Kur’ân-ı Kerîm ile çıkan talebeleri görüyor. Selâm verip kendisini tanıtıyor: “Ben Kafkas dağlarının eteğinden, Şeki’den geliyorum. Adım Selim, oranın müftüsüyüm. Sizi ziyarete geldim, size bir şey soracağım: ‘Komşusu açken tok yatan Müslüman değildir’ diye bir söz var; aslı var mıdır?”

Osman Efendi; “O sadece bir söz değil, o bir Peygamber kelâmıdır.” buyurunca, Selim Efendi kalbindeki asıl yarayı şöyle fâş ediyor:

“Efendim, işte biz açız ve bizi doyurmanız için geldik. Amma ben sizden ekmek istemeye gelmedim. Biz komünizm sisteminden yeni çıktık. Kuyruğa giriyoruz, iki üç saat bekleyip ekmeğimizi alıyoruz, açlıktan ölmüyoruz. Lâkin bizim asıl açlığımız başka... Bizim, sizin caminin önünden çıkan şu evlatlar gibi Kur’ân okuyan evlatlarımız yok! Bizim mânevî boşluğumuz var. Bize yardım eder misiniz? Bizim ülkemizde de Kur’ânlar okunsun, nesillerimiz îmanla yetişsin.”

O zat ne kadar ihlâslıymış ki, geçtiğimiz günlerde Azerbaycan’a gittiğimizde on iki hafızımızın icâzet merasimine katıldık; arkasından on yedi on sekiz hafızımız daha yetişti elhamdülillah.

ZULME SESSİZ KALMANIN MANEVİ MESULİYETİ

Toplumlar bazen bir lokma ekmeğe, bazen bir yudum suya muhtaçtır. Bazen de üzerlerine inen bombalardan kendilerini koruyacak güçlü ellere muhtaçtırlar. İşte Gazze... Oradakilerin ekmeği, suyu vardı; ama bir zalim gelip hayatlarına son veriyor. Orada ayrı bir mâtem var. Kadınlar çocuklarını kucaklarına alıyor, büyük bir tevekkülle “Evladım şehit oldu.” deyip Hakk’a teslim oluyorlar. Fakat o masumların ölümünü engelleyemeyen, zalimin elini tutmayan Müslümanların üzerinde bir vebal yok mudur? Elbette vardır.

Kıymetli kardeşlerim; meseleyi sadece maddî açlık olarak görmeyelim. Dünyanın her yerinden farklı feryatlar yükseliyor. Kimi “Biri elimden tutsa.” diyor, kimi “Ruhuma bir nefes verse.” diye bekliyor. Kimisi gözyaşını silecek bir el, kimisi de önüne konacak bir bardak su arıyor. Bunların hepsi, bir mü’min tarafından görülmesi, hissedilmesi ve çaresine bakılması gereken hususlardır.

İslam ve İhsan

FAYDALI İLİM Mİ, FAYDASIZ İLİM Mİ? HAKİKÎ BİLGİNİN ÖLÇÜSÜ NE?

Faydalı İlim mi, Faydasız İlim mi? Hakikî Bilginin Ölçüsü Ne?

İLİM ÖĞRENMEK VE KUR’AN ÖĞRETMEK İLE İLGİLİ ÖRNEKLER

İlim Öğrenmek ve Kur’an Öğretmek ile İlgili Örnekler

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.