Faydalı İlim mi, Faydasız İlim mi? Hakikî Bilginin Ölçüsü Ne?

Fizikten fıkha bütün ilimlerin asıl gayesi nedir? Bir ilim ne zaman faydalı olur, ne zaman sahibini hüsrana götürür?

Faydalı ilim ve faydasız ilim bahsi çok konuşulan bir mevzu. Herkes kendi alâkadar olduğu bilgiye revaç veriyor. Bu hususta asıl ölçü nedir ve ilâhî çerçeve nasıldır? Bu soruya, Osman Nûri Topbaş Hocaefendi şu şekilde cevap veriyor:

EBEDİYET MEFKÛRESİ: FİZİKTEN FIKHA İLİMLERİN ASIL GAYESİ

–Günümüzde hemen herkeste dünyevî ilimlere tercih ve rağbet var. Fakat bu dünyaya gelişteki asıl maksadın «âhiret» olduğu maalesef unutulmaktadır. Âkıbeti ise hazindir.

Bu itibarla: bu dünya bir mekteb-i âlemdir. Orada okunan bütün ilimler ebedî âlemin bir cüz’üdür. Dolayısıyla esas olan ebediyet tahsilidir. Yani fizikten fıkha kadar bütün ilimler eğer ebediyet tahsilinin öncülüğünde ve istikametinde olursa ancak o zaman faydalı bir ilim olma hüviyeti kazanırlar. Ancak o zaman iki mânâda inkişaflar yaşanır, idrak ve tefekkür açılır, mârifetullah, yani hâdisâtın, vukuâtın ve eşyanın hikmet ve sırrî tarafı kalpte tecellî eder. Kalp Cenâb-ı Hakk’a daha çok yakınlığa nâil olur ve neticesi de ebedî rahmet olur.

Bu cihan sessiz bir Kur’ân, Kur’ân da sesli bir kâinattır. Ehl-i Kur’ân ise, her ikisinin kavşağında bulunan bir irfan mihrâkı ve tecellî âbidesidir.

Erişilmez incelikler ve dibi görülmez derinliklerin örneği olarak yaratılan insan; yüksek kıymetini, ancak Rabbine kulluk istikameti üzere Kur’ân ve Sünnet dünyasında yaşamakla muhafaza eder.

Lâkin; Âhiretsiz olarak okutulan bütün ilimler ise, sadece ilm-i lâ-yenfa‘ / faydasız bir ilimden ibarettir. Allah Rasûlü Efendimiz, faydasız ilimden Allâh’a sığınmıştır.

Tıpkı küçücük bir damlaya kapılıp da sonsuz bir deryâyı görememek ve ona karşı bir ömür âmâ ve gafil yaşamaktır. Bu şekilde âmâ ve gafil olanların âkıbetleri de ne yazık ki her zaman sonsuz bir hüsran olmuştur. Bütün zâlimlerin ahvâli, işte bundan ibarettir. Mâlûm nice zâlimler, zâhirde onca ilimleri yuttular fakat âhireti unuttukları için sahip oldukları ilimlerle ancak daha büyük zulümler irtikâb ettiler.

Meselâ; tarihteki büyük zâlimlerden Firavun, Nemrut, Atillâ, İskender, Hülâgû ve günümüze kadar gelen bütün benzerleri, yaptıkları zulümlerle milyonlarca kelle üzerine medeniyet kurmaya kalkıştılar. Ancak insanlığın düşmanı ve yüz karası oldular. Hiç sevilmedikleri gibi, hatırlarda zulüm sembolü olarak kaldılar. Saltanatları da hüsranla son buldu.

Fakat dostluğun, Allah’taki kaynağına ulaşan Şâh-ı Nakşibend, Geylânî, Mevlânâ, Yûnus ve Hüdâyî misâli Hak dostları; dâimâ Allâh’a dost olarak yaşadılar, sevdiler sevildiler. Ebediyyen bütün insanlığın dostu oldular. Dünya hayatlarından sonra da dostluk ve muhabbette ebedîleştiler, fânî gök kubbede hoş bir sedâ bıraktılar.

Bu sebeple; bir anne-babanın, evlâtlarına en güzel mîrâsı; onları İslâm şahsiyet ve karakteri üzere yetiştirmektir.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş Hocaefendi ile Mülâkatlar, Yüzakı Yayıncılık

İslam ve İhsan

FAYDALI İLİM NE İLE OLUR?

Faydalı İlim Ne İle Olur?

GERÇEK TAHSİL NEDİR, SADECE KİTAP OKUMAK YETERLİ MİDİR?

Gerçek Tahsil Nedir, Sadece Kitap Okumak Yeterli midir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle