"Allah Nûrûnu Tamamlayacaktır" Ayetini Nasıl Anlamalıyız?

"Allah nurunu tamamlayacaktır" ayetini nasıl anlamalıyız?

Cenab-ı Allah nurunu tamamlayacak ki burada nurdan maksadın İslam olduğu söyleniyor. "Bugün ben size dininizi tamamladım. Din olarak size İslam'ı seçtim" (Mâide, 5:3). Ve Hazreti Peygamber (s.a.v.) efendimizin vefatına yakın da az önceki ayet nazil oluyor. Size diyor dininizi tamamladım. Binaan-aleyh Allah nurunu tamamlamıştır.

Bu birinci yorum. İkinci yorum bütün insanlığın iman edeceğine dair hakikaten hadislere baktığımızda da kıyamete yakın tekrar Raşit halifelerin döneminin geleceği ve bütün insanlığın Hazreti Peygamber (s.a.v.) efendimizin döneminde olduğu gibi bir saadet çağı yaşayacağı ifade ediliyor. Bir diğeri de İslam'ın yeryüzüne egemen olacağı, Allah'ın sözünün, Allah'ın dininin, Allah'ın kitabının her yere egemen olduğunu ifade ediyor.

Binaan-aleyh Cenab-ı Allah bu dünyayı, dünya hayatını bir imtihan yurdu olarak biz kullarına veriyor. Bu dünya hayatı ödül alınan, efendim mükafat kazanılan bir yer değil. Şu anlamda bunu söylemeye çalışıyorum: Bu dünyada çok iyi insansın, bu dünyada karşılığını göreceksin. Hayır, bu dünya bir imtihan yeri. Çok iyi insan olmana rağmen dünyanın en büyük kötülüklerine maruz kalmış olabilirsin. İşte mesela bakıyoruz Gazze'de günahsız çocuklar, günahsız insanlar dünyanın en büyük vahşetini ve bütün insanlığın gözünün önünde yaşıyorlar. Siyonist bir avuç grup, Allah'ın lanetlediği varlıklar, kötülüğün daha ötesinin tasavvur edilemeyeceği bir zulmü oradaki insanlara yapıyorlar. Şimdi eğer dünya bir karşılık görme, cezalandırılma veya mükafat görme yeri olsaydı bunların ateşlerde cayır cayır bu Siyonistlerin yandığını görmemiz gerekiyordu. Ama bakıyoruz ki hala en konforlu, en müreffeh bir şekilde yaşıyorlar. Fakat şuna inanıyoruz ki ahirete intikal etmekle, ölümle dünyanın en acı azabını tadacaklar.

Hatta hadis-i şerifte şöyle Efendimiz (s.a.v.) bize haber veriyor: Bir insan düşünün dünyada çekmediği bir eziyet kalmamış. Aklınıza ne geliyorsa dünya hayatında çekmiş, en olmaz denilen ızdıraplara maruz kalmış. Kıyamet gününde cennete girdiğinde, cennette birkaç saat geçirdiğinde kendisine sorulacak: "Dünyada hiç zorluk gördün mü?" "Yok" diyecek. "Bundan önce ben hiçbir zorluk görmedim" diyecek (Müslim, Münâfikîn 55). Niye? Gördüğü nimetlerin karşısında öyle bir büyülenecek ki tabiri caizse her şeyi unutacak, maziye dair bütün olumsuzluklar zihninden gidecek. Diğer taraftan dünyanın en büyük konforunu yaşamış, zevkten zevke batmış olan kimseler cehenneme bir sokulduklarında onlara da aynı soru sorulacak: "Siz hiç dünyada nimet gördünüz mü? Rahat yaşadınız mı?" "Yok" diyecekler. "Biz hiç bugüne kadar rahat yüzü görmedik." Niye? Gördükleri o çile, o azap, o işkence dünyadaki her şeyi onlara unutturacak (Müslim, Münâfikîn 55).

Dolayısıyla bu dünya böyle imtihan olunduğumuz bir dünya. Herkesin kendi imtihanı da kendisi tarafından veriliyor. Yani Allah'ın nurunu tamamlamış olması, tamamlayacak olması beni imtihandan uzak tutmuyor. Ve dünyanın her zamanında Hazreti Peygamber (s.a.v.) efendimiz zamanında da bir imtihan vardı. Dünyada Müslümanlığın en egemen olduğu dönemde de imtihan vardı, bugün de imtihan var.

İşte hocam ben burada şunu sormak istiyorum: Allahu Teala Müslümanlardan dünyaya egemen olmasını istemiyor mu? Yani "Ey Müslümanlar sizin güçlü olmanız lazım, adaleti tesis etmeniz lazım." Bunu bizden istemiyor mu hocam? Bunu bizden istiyor fakat bunu bizden çalışma olarak istiyor. Yani şimdi Cenab-ı Allah peygamberine peygamberliği verdiği zaman o peygamber İslamiyeti yeryüzüne yaymakla yükümlü değil miydi? Yükümlüydü. Ama Mekke'de 13 sene çile çekti, Medine'de yine birçok imtihanlardan geçti. Ve öyle Müslümanlar şehit oldular ki Müslümanlığın izzet günlerini, egemen olduğu günleri göremediler. E bunlar boşuna mı çile çekmiş oldular? Hayır. Önemli olan bizim Allah'ın emrini yerine getirmek için ne kadar gayret gösterdiğimizdir. Siz gayret gösterirsiniz ama neticeyi siz göremezsiniz de sizin gayretleriniz sonucunda başkaları o neticeyi görür. Burada biz seferle mükellefiz, zaferle mükellef değiliz. Fakat bunun anlamı şu değil: "Siz yenileceğinizi bildiğiniz bir savaşa girin, ne olursa olun bir çatışmanın içerisine girin" anlamına değil. Cenab-ı Allah düşmanınızı korkutacak ve onları yıldıracak güç biriktirin diyor (Enfâl, 8:60). Dolayısıyla bir sefere çıkacağınız zaman bunu çok iyi enine boyuna ölçüp tartmanız gerekiyor. Aslolan Müslümanın yaşamasını temin etmektir, yani yaşayıp kulluk yapmayı hedeflemektir. Yoksa bir an önce bir huruç harekatı yapayım, ölürsem de öleyim diye plansız, programsız bir tehlikeye kendimizi sürüklemek değil.

Dolayısıyla Cenab-ı Allah'ın dininin yeryüzüne egemen olacağı Allah'ın bize bir vaadi, yeryüzüne benim salih kullarım sahip olacaklar (Enbiyâ, 21:105). Bu aslında Müslümanlara müthiş bir motivasyon yüklüyor. Yılmak yok, hiçbir zaman pes etmek yok. En ağır şartlarda dahi geleceğin bize ait olduğunu, hani Necip Fazıl'ın Mehmed'im şiirinde söylediği gibi: "Sanma bu tekerlek kalır tümsekte / Yarın elbet bizim, elbet bizimdir / Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir." Evet, yani Allah nurunu tamamlayacaktır. Bu bizim çabalarımızla olmalıdır. Bunu biz görürsek ne ala, göremezsek bunu bizim evlatlarımız, Müslümanların evlatları göreceklerdir. Bu yönüyle olaya bakmak lazım. Yoksa "Allah nasıl olsa nurunu tamamlayacak, ben yatayım" diye düşünmek Müslümanca bir düşünce değildir.

Cenab-ı Allah, hani Nasrettin Hoca'ya soruyorlar: "Kıyamet ne zaman kopacak? Küçük kıyamet mi diyor, büyük kıyamet mi? Küçüğü ne büyüğü ne diyorlar? Küçük kıyamet diyor hanımın ölmesidir diyor. Büyük kıyamet de diyor senin ölmendir." Yani ikisi de aslında seninle başlıyor bitiyor. Yani dünyanın elbette bir sonu gelecek ama bizi ilgilendiren tarafı bizim sonumuzun gelip gelmeyeceği meselesi. Bu yönüyle de Müslüman amel ile yani çalışmakla mükelleftir. Ama o çalışmanın neticesini almış, almamış onunla meşgul değildir. Elbette yaptığı iş planlı, programlı bir iş olmak durumundadır. Ama siz plan programı yaparsanız da takdir farklı tecelli eder. Bazen elinizden geleni yaparsınız ama sonuç farklı tecelli eder. Bütün bunlar kıyamette Allah'ın huzurunda hesap verdiğimizde Allah'ın bize soracağı soru "Kulum sen ne yaptın?" sorusudur. "Ben çalıştım ettim, senin rızan için çabaladım" diyen kurtulacaktır. Sonuç alsa dahi Allah rızası için değil de "desinler" diye riya için çalışanların akıbetlerinin hayır olmayacağını bize Hazreti Peygamber (s.a.v.) efendimiz bildiriyor. Dolayısıyla Müslüman yaptığı işi Allah rızası için yapmakla, ihlasla yapmakla mükelleftir. Sonuç odaklı değil, keyfiyet odaklı bir hareket ile amel ile memuruz. Allahu alem.

İslam ve İhsan

MÂİDE SURESİ 3. AYET MEALİ, ARAPÇA YAZILIŞI, ANLAMI VE TEFSİRİ

Mâide Suresi 3. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle