Bir İnsan Neden Evlenmelidir?

Bir insan neden evlenmeli? İmkanı varken evlenmeyen kimsenin hükmü.

İslâm evliliğe çok ehemmiyet verir. Yüce Rabbimiz nikâha teşvik etmek üzere şöyle buyurur:

“İçinizden bekâr olanları, köle ve câriyelerinizden nikâha müsait olanları evlendirin! Eğer fakir iseler, Allah Teâlâ lutfundan onları zenginleştirir. Çünkü Allah Teâlâ Vâsi‘ (rahmeti geniş olan ve) Alîm (her şeyi bilen)dir.” (Nûr, 32)

NEDEN EVLENMELİYİZ?

Cenâb-ı Hak, evlenen insanlara maddî yönden rahatlık lutfettiği gibi muhabbet, ülfet ve gözül zenginliği de ihsân eder ve kazandıkları yeni akrabalarla onların içtimâî çevrelerini genişletir.

Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz de evlileri kollar, onlara elinden gelen yardımı yapardı. Kendisine ganimet malları gelince, hemen gününde dağıtır, evliye iki hisse, bekâra bir hisse verirdi. (Ebû Dâvûd, Harâc, 14/2953)

Rasûlullah (s.a.v) evliliğe teşvik ederek şöyle buyurmuştur:

“İçinizden evlenmeye gücü yetenler evlensinler. Çünkü evlilik gözü haramlardan ve iffeti zinâdan en iyi muhafaza eden bir vâsıtadır.” (Buhârî, Savm, 10)

“Nikâh benim sünnetimdendir. Kim benim sünnetimle amel etmezse benden değildir. Evleniniz! Zira ben, diğer ümmetlere karşı sizin çokluğunuzla iftihar edeceğim. Kimin maddî imkânı varsa hemen evlensin. Kim maddî imkân bulamazsa oruç tutsun. Çünkü oruç, onun için kalkandır, şehvetini kırarak kendisini günahlara karşı korur.” (İbn-i Mâce, Nikâh, 1)

Ümmetini her hususta îtidâle dâvet ederken de şöyle buyurmuştur:

“Dikkat edin vallahi ben sizin Allah’tan en çok korkanınız ve O’na karşı en fazla takvâ sahibi olanınızım. Fakat ben bazen oruç tutuyor bazen tutmuyorum. Gece hem namaz kılıyor hem de uyuyorum. Kadınlarla da evleniyorum. Benim sünnetimden yüz çeviren kimse benden değildir.” (Buhârî, Nikâh, 1; Müslim, Nikâh, 5. Ayrıca bk. Nesâî, Nikâh 4)

Rasûlullah (s.a.v) vakti gelen gençleri evlendirmeye ve bunlar arasında arabuluculuk yapmaya teşvik ederek şöyle buyurur:

“Dini ve ahlâkı hoşunuza giden birisi size gelip kız talep ederse onu evlendirin! Böyle yapmazsanız, yeryüzünde fitne ve geniş bir fesad çıkar.” (Tirmizî, Nikâh, 3/1084)

“Ey Ali! Şu üç şeyi sakın geciktirme: Vakti gelince namazı, hazırlandığında cenâzeyi, dengini bulduğunda bekâr veya dul kadını evlendirmeyi.” (Tirmizî, Salât, 13/171; Ahmed, I, 105)

“En hayırlı şefaatlerden biri, evlenecek iki kişinin arasında yardımcı olmaktır.” (İbn-i Mâce, Nikâh, 49)

İMKANI VARKEN EVLENMEYEN KİMSENİN HÜKMÜ

Efendimiz (s.a.v) imkânı varken evlenmeyen bir sahâbîye şöyle buyurmuştur:

“–İmkânın varken evlenmiyorsan o hâlde sen şeytanların kardeşlerindensin. Eğer sen hristiyanlar içinde olsaydın, onların ruhbanlarından olurdun. Bizim sünnetimiz evlenmektir. En şerlileriniz bekârlarınızdır, ölülerinizin en şerlileri de bekâr olarak ölenlerdir. Şeytanla mı gönül eğlendiriyorsunuz? Şeytanın, sâlih kişilere karşı, kadınlardan daha tesirli bir silahı yoktur. Ancak evliler bunun dışındadır. Onlar temizdirler, müstehcen söz ve fiillerden uzaktırlar. Ey Akkâf! Yazıklar olsun sana! Kadınlar Eyyûb, Dâvûd, Yusuf ve Kürsüf ile uğraşmış, onlar için imtihan vâsıtası olmuşlardır” buyurdu. Bunun üzerine Bişr bin Atiyye:

“–Kürsüf kimdir ey Allah’ın Rasûlü?” diye sordu. Rasûlullah (s.a.v):

“–Deniz sahillerinin birinde gündüzleri oruç tutup geceleri namaz kılarak üç yüz sene Allah’a ibadet eden bir kişiydi. Bu zât, âşık olduğu bir kadın yüzünden Allah’ı inkâr etti, küfre düştü ve yapmakta olduğu ibadeti terk etti. Sonra Allah, kendisinde bulunan bazı güzel hasletler sebebiyle onu eski hâline çevirdi ve tevbesini kabul buyurdu. Yazıklar olsun sana ey Akkâf! Evlen, yoksa ortada kalan şaşkınlardan olursun!” buyurdu… (Ahmed, V, 163-164; Beyhâkî, Şuâbü’l-İman, IV, 381-382)

Gerek kadının gerekse erkeğin birbirinden üstün tarafları vardır. Her iki tarafın üstün meziyetleri âile çatısı altında birleştirilir ve böylece âilenin hem ihtiyaçları hem de saadeti temin edilmiş olur.

Kaynak: Dr. Murat Kaya, Ebedi Yol Haritası İslam, Erkam Yayınları

 

EVLİLİKTE DENKLİK NEDEN ÖNEMLİ?

Evlilikte Denklik Neden Önemli?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.