BİR DAKİKANIZI AYIRIN!

Psikolog Mehmet Dinç'in Altınoluk Dergisi'nin Aralık sayısında yayımlanan yazısı...

Biliyorum çok meşgulsünüz.

İşiniz çok önemli ve kesinlikle ihmale gelmeyecek bir çok göreviniz var. Sabah erkenden kalkıp gözünüzü daha doğru dürüst açmadan işe gidiyorsunuz. Evdekilerle kahvaltıyı ya çabucak yapıyor yada yapmaya vakit bulamıyorsunuz. Sonra gün boyu işiniz için koşturup akşam evinize geliyorsunuz. Haliyle yorgunsunuz ve enerjiniz fazlasıyla azalmış durumda. Ancak takip etmeniz gereken bir dünya ve ülke gündemi var. Öyle ya dünyadan habersiz mi yaşayacaksınız? Bir yandan akşam yemeği yerken bir yandan da televizyonda haberleri seyrederek gündemi de takip ediyorsunuz ama enerjiniz bitme noktasında azalıyor. Derken bir dostunuzla telefonla görüşüyorsunuz ya da bir yerde buluşuyorsunuz. Sosyal hayatın devam etmesi gerek. Vakit varsa yorulan zihninizi dinlendirmek için televizyonun başına geçiyor ve sevdiğiniz dizi, film, maç vs. seyrediyorsunuz. Ağırlaşan göz kapaklarınız size uyku vaktinizin geldiğini hatırlattığında da doğruca uyumaya gidiyorsunuz doğal olarak.

HAFTA SONUNU NASIL DEĞERLENDİRİYORSUNUZ? 

Hafta içi böyle geçerken dört gözle hafta sonunu bekliyorsunuz. Bu kadar yoğunluğun ardından tabi dinlenmeniz gerekli. Dinlenmek için iyi bir uykuyu hakettiniz. Hafta sonu sabahları geç, belki öğleye yakın kalkıyorsunuz. Kahvaltı falan derken evin haftalık alışveriş ihtiyaçlarını karşılamak için alışveriş merkezine gidiyorsunuz. Hem çoluk çocuk bir hava almış olur diye düşünüyorsunuz. Sinemaya merakınız varsa bir filme gidiyorsunuz. Sonra akşam ya misafir olup bir sevdiğinizi ziyaret ediyorsunuz yada ev sahibi olup misafirlerinizi ağırlıyorsunuz. Evin işleri, arkadaşlar, dinlenme falan derken hafta sonu da bitip yeni bir hafta başlıyor.

Peki bu kadar yoğun bir hafta içi ve hafta sonunda ailenizle etkileşiminizin ne kadar olduğunu hiç düşündünüz mü? Ya da kendi kendinizi dinlemeye hiç vakit ayırıyor musunuz? Aile ile etkileşim derken ortak bir evi yada ortak bir masayı paylaşıp mecburi, asgari ve gündelik konuşmaları saymıyorum. Onlar aileniz olmasa da herhangi bir insanla aynı ortamda bulunmanızın getirdiği bir yükümlülük olarak yaptığınız görev misali “işler”. Kendi kendinizi dinlemek derken de sevdiğiniz maçı yada filmi seyredip doyasıya neşelenmenizi de kastetmiyorum. Hem maçta hem de filmde gündem sizin, bizatihi şahsınızın gündemi değil, başkalarının gündemi.

AİLENİZDEKİ BİREYLERE GERÇEKTEN "NASILSIN?" DİYE SORDUNUZ MU?

Aileniz ile etkileşim derken ailenizden her bir bireye gözlerinin içine bakarak ve gerçekten merak ederek “nasılsın?” diye sorup sormadığınızı merak ediyorum. Cevap olarak kuru bir “iyiyim”le yetinmeyip gerçekten nasıl hissettiğinin derdine düşüp düşmediğinizi öğrenmek istiyorum. Sevdiğiniz meşhur birini tanıdığınız kadar eşinizi, oğlunuzu yada kızınızı tanıyıp tanımadığınızı sormak istiyorum veya onları tanımak için hafta boyunca bir film seyretmek kadar vakit ayırıp ayırmadığınızı.

Kendi kendinizi dinlemek derken de kastım kalbinizin ve zihninizin derinliklerinden geçen düşünceler, duygular, hisler, heyecanlar, endişeler ve umutlarla bir bütün olarak benliğinizi dinleyip dinlemediğinizi ve kendinizi bu anlamda gerçekten ne kadar tanıdığınızı gözden geçirmenizi dilerdim.

İZLEDİĞİNİZ DİZİLERDEN, SEVDİĞİNİZ FUTBOLCULARDAN DAHA ÖNEMLİ!

Dedim ya başta; biliyorum çok meşgulsünüz. Gündeminizde ilgilenmeniz, bilmeniz, konuşmanız gereken bir çok şey var. Ancak şunu lütfen aklınızdan hiç çıkarmayın ki televizyonda seyrettiğiniz dünyanın bilmem neresindeki bir gösteriden çok daha önemli ailenizin bir üyesinin o gün yaşadığı en basit olay ve o sevdiğiniz futbolcu yada mankenin bu hafta his dünyasındaki değişmelerden çok daha önemli kalbinizin bir köşesinde uzun yıllardır ilginizi bekleyen hayalleriniz.

Bu yüzden soruyorum şayet bu hafta o yoğun gündeminizden sıyrılıp bir dakikacık olsun ailenize ya da kendinize ayırırsanız bir dakikaların ne kadar kıymetli olduğunu fark edecek ve belki de saatlerinizi alan zaman öldürme araçlarından vazgeçip o bir dakikaları mutluluk dolu saatlere dönüştüreceksiniz.

Kaynak: Mehmet Dinç, Altınoluk Dergisi, Aralık, 2015

PAYLAŞ:            

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle