Osman Nuri Topbaş Hocaefendi'den Gençlik, Kafeler ve Vakit İsrafı Üzerine Tavsiyeler

Günümüzde gençlerin en çok vakit geçirdiği mekânlar hakkında İslâm'ın ölçüsü nedir? İsraf, mahremiyet, arkadaş çevresi ve vakit bilinci açısından nelere dikkat edilmelidir? Gençler ömürlerinin en kıymetli dönemini nasıl değerlendirmelidir?

İnsanların bir araya gelip tanıştıkları, dostlarıyla buluşup hasbihâl ettikleri, yeri geldiğinde dertlerini samimiyetle paylaştıkları, kültür ve bilgi alışverişinde bulundukları sâde ve nezih mekânlar, kadim kültür ve medeniyetimizde dâimâ var olmuştur. İlim ve irfan sahibi zevâtın konaklarında, ocak, dernek ve vakıf çatıları altında, en mühimi de toplumun gönül dünyasını nakış nakış işleyen dergâhlarda sohbet meclisleri ve edebî mahfiller düzenlenmiş ve buralarda nice keyfiyetli insanlar yetişmiştir.

Gençlerimiz Burada Vakitlerini İsraf Etmemelidir

Günümüzde ise gençler, maalesef kadim medeniyetimizin mütevâzı, ferah ve mahremiyet sınırlarının aslâ ihmal edilmediği bu gibi mekânlardan mahrum oldukları için, artık birçok sosyal ihtiyaçlarını kafelerde görmeye çalışıyorlar. Her ne kadar muhtevaları birbirinden farklı pek çok kafe olsa da bizim tavsiyemiz, gençlerimizin buralarda vakitlerini israf etmemeleridir.

Zira burada isimlerini bile zikretmek istemediğim, fakat elde ettikleri bütün geliri zâlim siyonistlere göndererek onların zulmüne destek olan lüks ve pahalı kafeler var.

Bir bardak kahveye çok fahiş fiyatların ödendiği bu mekânlar, modern hayatın getirdiği yozlaşma ve tüketim çılgınlığı sebebiyle, daha ziyade israf, gösteriş, pahalı markalarla birbirine caka satma meydanları hâline gelmiş bulunuyor. Gözü ve kulağı haramdan, kalbi ve dili dedikodudan koruyacak edep ölçülerinin gözetilmediği bu mekânlar, insanın şahsiyet ve karakterine hiçbir meziyet ve fazîlet kazandırmıyor.

Yiyeceklerin Manevi Temizliğine Gösterilmesi Gereken Önem

Ayrıca bir müslümanın, maddî temizliğine dikkat etmekle beraber yiyeceklerinin mânevî temizliğine de ehemmiyet göstermesi gerekir. Zira yenilen bir yemeğin helâl olup olmamasının da ötesinde, hangi hâlet-i rûhiye ile pişirildiği dahî, insanın mânevî hayatına tesir eder. Fakat bu gibi yerlerde satışa sunulan yiyecek ve içeceklerin kimler tarafından ve hangi şartlarda hazırlandığı da çoğunlukla bilinmiyor. Hâlbuki kalbe menfî tesir eden en mühim hususlardan biri de haram ve şüpheli lokmalardır. Zira haram ve şüpheli gıdalar; mânevî duyguları zedeler, kalbi hantallaştırır.

Âyet-i kerîmede:

“…Size verdiğimiz rızıkların temizlerinden yiyin…” (el-A’râf, 160) buyrulması da bu hikmete binâendir. Yani helâl gıda kalbe feyz ve rûhâniyet verirken; haram ve şüpheli gıdalar ise gaflet ve kasvet verir.

Mahremiyet Sınırlarının Kalktığı Ortamlar

Bununla beraber, kafelerin birçoğunda mahremiyet sınırlarının ortadan kalktığını ve buraların flört günahının tabiî bir mekânı hâline geldiğini de -maalesef- duyuyoruz.

Dolayısıyla kişinin âhiretine zarar verecek yerlerden uzak durması, îmânının bir gereğidir. Hattâ, bir mü’minin buğz-i fillâh ve boykot hassasiyetiyle bu nevî mekânların önünden bile geçmemesi gerekir.

Diğer taraftan, sürekli sigara dumanı altında kalan ve çeşitli oyunların oynatıldığı kahvehaneler var. Oralarda belki pahalı içecekler ve ihtilat ortamı yok, fakat vakit ve sağlık israfı var.

Hâlbuki sağlık nîmeti, insanoğlunun kıymetini lâyıkıyla takdîr edemediği en büyük ilâhî lûtuflardan biri.

Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“İki nîmet vardır ki insanların çoğu onların değerini takdir edemez: Sağlık ve boş vakit.” buyuruyor. (Buhârî, Rikāk, 1)

Böylece hem sağlık ve zamanın israfı hususundaki umumî gaflete dikkat çekiyor, hem de biz ümmetini îkaz buyuruyor.

Unutmayalım ki sahip olduğumuz bütün nîmetler, Cenâb-ı Hakk’ın bizlere birer lûtfudur. Bunlar, günün birinde hesâbı verilecek emanetlerdir. Dolayısıyla bizlere ihsân edilen her nîmeti, Allâh’ın rızâsına uygun şekilde kullanmalıyız. Zira Yüce Rabbimiz, âyet-i kerîmede:

“Nihâyet o gün (dünyada faydalandığınız) nîmetlerden elbette ve elbette hesâba çekileceksiniz.” (et-Tekâsür, 8) buyurarak bizlere bu mes’ûliyetimizi hatırlatıyor.

Günümüzde bir de belediyelerin yaptığı kafeler var ki buralar için evvelâ; talebelerin sessizce ders çalışabileceği, insanların huzurla kitap okuyabileceği kültür mekânları olacağı söylenmişti. Fakat bu mekânların da bugün bu vasfı ne kadar taşıdığı şüpheli... Ayrıca buralarda da karşı cinsle ihtilât problemi var.

Bir mekân, kadın ve erkeklerin karışık oturabilecekleri bir şekilde düzenlenmişse, takvâ ehli kardeşlerimizin böyle bir mekâna rağbet etmeleri aslâ mümkün değildir.

Günümüzde ihtilât; yani kadın-erkek lâubâlî karışık mekânlar maalesef, ehemmiyetsiz ve normal görülmeye başlandı. Bu hususta gaflet arttı. Hâlbuki yangınlar, küçük görülen kıvılcımlarla başlar.

Dolayısıyla bir mü’minin bu konuda çok hassas olması gerekir. Nitekim Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- müşterek alanlarda kadın ve erkeklerin birbirini rahatsız etmeyecek ve izdihama yol açmayacak şekilde hareket etmesini tavsiye etmiştir. Bir defasında mescidden çıkarken yolda kadınlarla erkeklerin birbirine karıştığını görünce kadınlara hitâben şöyle buyurmuştur:

“Siz geride kalın, yolun ortasından gitmeyin, yolun kenarlarından yürüyün.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 180/5272)

Gençlik Geçicidir Pişmanlıklar İle Doldurma

Şu bir hakîkattir ki gençlik, ömrün bahar mevsimidir. Her sene dünyanın baharı yeniden gelir, fakat ömrün baharı geçti mi, bir daha aslâ geri gelmez.

Nitekim Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bir nasihatlerinde şöyle buyuruyorlar:

“Beş şey gelmeden evvel beş şeyi ganîmet bil!

–İhtiyarlığından önce gençliğini,

–Hastalığından önce sıhhatini,

–Fakirliğinden önce zenginliğini,

–Meşgul zamanlarından önce boş vakitlerini ve

–Ölümünden önce hayatını.” (Hâkim, IV, 341/7846)

Tarihe baktığımızda zaferlerde hep gençlerin ön planda olduğunu görüyoruz. Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in civarında hep gençler vardı. Onlar gençlik heyecanlarını hizmet ve fedakârlıklarla taçlandırdılar.

Meselâ Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, vefâtından hemen önce Bizans İmparatorluğuʼna karşı sefere çıkacak ordunun başına 18 yaşında olan Usâme bin Zeyd -radıyallâhu anh-’ı komutan olarak tâyin etmişti.

Mus’ab bin Umeyr -radıyallâhu anh-; güzel ahlâkı, nezâket ve zarâfeti, hitâbet gücü ve ilmî seviyesiyle Medîne’yi İslâm ile tanıştırdığında 25 yaşında idi.

Attâb bin Esîd -radıyallâhu anh-, 20 yaşında Mekke Fethi’nden sonra oraya vâli olarak atanmıştı.

Câfer bin Ebî Tâlib -radıyallâhu anh-, Habeşistan’a hükmeden Necâşî Ashame’nin karşısında müslümanları temsil ederken 20’li yaşlarda idi.

Yine ecdâdımız Osmanlıʼya baktığımızda genç padişahların zamanında büyük fetihlerin olduğunu görüyoruz. Fakat bunlar kafelerde değil sancaklarda, tembelhânelerde değil Enderun’da yetişmiş, tecrübeli, güvenilir şahıslar arasından seçilen ve “lala” diye isimlendirilen otoritelerin gözetiminde yetiştirilirdi. Bu sebeple şehzâdeler, tahta çıktıklarında devleti en güzel şekilde idare ederlerdi.

Dolayısıyla gençleri yetiştiren bir Edebali silsilesi varsa, Akşemseddinler varsa, arkadan mutlaka Fatihler geliyor…

Velhâsıl gençlik, zihnî ve bedenî enerjinin zirvede olduğu, şahsiyet ve karakterin şekillendiği bir dönemdir. Bir yerlerde takılıp vakit öldürmek için gelişigüzel harcanacak bir mevsim değildir. Ebedî hayatın kazanılacağı en bereketli zamandır.

Rabbimiz, ihsân ettiği her nîmeti rızâsı yolunda sarf edebilmeyi, cümlemize nasip ve müyesser eylesin. Âmîn!..

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Genç Dergisi, Yıl: 2026 Ay: Temmuz Sayı: 238

İslam ve İhsan

OSMAN NURİ TOPBAŞ HOCAEFENDİ’DEN GENÇLERE TAVSİYELER

Osman Nuri Topbaş Hocaefendi’den Gençlere Tavsiyeler

İSLAM'I ÖĞRENMEK İSTEYEN GENÇLERE NELERİ TAVSİYE EDERSİNİZ?

İslam'ı Öğrenmek İsteyen Gençlere Neleri Tavsiye Edersiniz?

RASÛLULLÂH İLE ÜNSİYET KURMAK İSTEYEN GENÇLERE TAVSİYELER

Rasûlullâh ile Ünsiyet Kurmak İsteyen Gençlere Tavsiyeler

OSMAN NURİ TOPBAŞ HOCAEFENDİ’DEN ÜNİVERSİTELİ GENÇLERE NASİHATLER

Osman Nuri Topbaş Hocaefendi’den Üniversiteli Gençlere Nasihatler

GENÇLERE NEFİS TERBİYESİ HAKKINDA TAVSİYELER

Gençlere Nefis Terbiyesi Hakkında Tavsiyeler

OSMAN NURİ TOPBAŞ HOCAEFENDİ’DEN ÜNİVERSİTELİ GENÇLERİN “ÖRNEK OLMA” SORUMLULUĞUNA DAİR TAVSİYELERİ

Osman Nuri Topbaş Hocaefendi’den Üniversiteli Gençlerin “Örnek Olma” Sorumluluğuna Dair Tavsiyeleri

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.