Bera Bin Malik (r.a.) Kimdir?

 Gözünü budaktan sakınmayan bir kahraman. Zayıf, nahif, kemikleri görünürcesine hafif bedenli... Savaş meydanlarında ise son derece cesur ve bahadır. Bütün hayatını şehitlik özlemiyle geçiren bir sahabî... Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimizin hizmetinde bulunan Enes İbni Malik -radıyallahu anh-' ın üvey kardeşi.

Bera Bin Malik, Hicretten sonra İslam'la şereflendi. Bedir hariç bütün gazalarda bulundu. Onun hayatı Uhud' dan itibaren hep harb meydanlarında geçti. Son derece cesur ve kahramandı. Gönlünde yanan şehitlik ateşi onu bir an bile şecaatten, cesaretten, hamasetten, atılganlıktan, kahramanlıktan ve savaştan savaşa koşmaktan geri bırakmadı. Her gazadan şehit çıkmayı istedi. Hep bu duygularla savaştı. Şahadeti nimet bildi.

HAYATA REHBER OLAN SÖZLER

Bera Bin Malik -radıyallahu anh- hayatında şu sözleri kendine rehber edindi: "Allah ve Cennet!.."

O, hicretten sonra İslam'la şereflendi. Bedir hariç bütün gazalarda bulundu. Onun hayatı Uhud'dan itibaren hep harb meydanlarında geçti. Son derece cesur ve kahramandı. Gönlünde yanan şehitlik ateşi onu bir an bile şecaatten, cesaretten, hamasetten, atılganlıktan, kahramanlıktan ve savaştan savaşa koşmaktan geri bırakmadı. Her gazadan şehit çıkmayı istedi. Hep bu duygularla savaştı. Şahadeti nimet bildi. Onun bu atılganlığından dolayı Hz. Ömer (r.a.) valilerine şu talimatı göndermişti:

"Bera'yı ordunun basma getirmeyiniz. Onu komutan yapmayınız. Çünkü onun, atılganlığı ve cesareti yüzünden askerleri helak etmesinden korkuyorum."

YEMAME KAHRAMANI

Bera Bin Malik (r.a.) ashab arasında atılganlığı, cesareti ve bahadırlığı ile gözünü budaktan sakınmayan bir kahraman olarak tanınmıştı. Onun bu yiğitliğini, kişiliğini Halid İbni Velid (r.a.) komutasında Müseylime'ye karşı Yemame' de yapılan savaşta açıkça görmekteyiz. Şöyle ki:

"İki ordu Necid bölgesinde Yemame' de karşılaştı. Yalancı Peygamber Müseylime' nin askerleri ilk hamlede Hz. Halid'in çadırına kadar geldi. Bu tehlike karşısında Hz. Halid orduyu yeni bir düzene koydu. Muhacirleri Ensar'dan, bedevileri diğerlerinden ayırdı. Oğullarıyla birlikte savaşan babaları bir sancak altında topladı. Yeni bir hücum başlattı. Harb kızışmıştı. Hz. Ömer (r.a.)'ın kardeşi Zeyd İbnu'l Hattab etrafına şöyle sesleniyordu:

"Ey insanlar! Vuruşurken dişlerinizi sıkın. Düşmanınıza öyle vurun. Vallahi bundan sonra, Müseylime yenilinceye veya ben Allah'a kavuşuncaya kadar asla konuşmayacağım."

Bera Bin Malik (r.a.) da kavmine:

"Ey Ensar topluluğu! Hiç biriniz Medine'ye dönmeyi düşünmeyin. Bugünden sonra sizin Medine diye bir şehriniz yok... Ancak tek olan Allah var... Bir de Cennet... "diye sesleniyordu.

İnsanı heyecan ve galeyana getiren bu sözlerle ordu yeniden toparlandı. Askerlere hedefleri gösterildi. Böyle bir yerde, Allah'tan başka hiç bir şeyin düşünülmemesi gerektiği bildirildi. Evlerini, çocuklarını, eşlerini bıraktıkları İslam'ın başşehri Medine'yi bile düşünmemeleri ifade edildi. Bütün güç kuvvet Allah'ındı. Ona güvenip O'na sığınılacaktı. Çünkü zafer O' ndandı. Bu ruhî duygularla hücuma geçildi.

ÖLÜM BAHÇESİ

Müslümanlar düşman saflarını yarmaya başladı. Müseylime ordusu bozguna uğradı. Kaçmaya başladı ve bir bahçeye sığındı. Bu bahçe geniş ve yüksek duvarlı idi. Duvarlar üstünden ok yağdırmaya başladılar. İşte bu sırada Bera (r.a.) öne doğru ilerledi ve:

"Arkadaşlar! Beni bir kalkanın üzerine koyun. Mızraklarınızla kaldırın ve bahçeye fırlatın. Ya şehit olurum ya da kapıyı size açarım"diye gürledi.

Zahif, nahif ve hafif bedenli Bera (r.a.)'yı söylediği şekilde kalkanın üzerine oturtup, mızraklarla bahçeye attılar. Bera (r.a.) çarpışa çarpışa, her tarafı kan bere içerisinde bahçenin kapısını açtı. O gün 80 den fazla kılıç ve ok yarası aldı. Ama gam değildi!... Çünkü arkadaşları bahçeye girdi. Müseylime askerlerini kılıçtan geçirdi. Yaklaşık 20 bin kişi o bahçede öldürüldü. Müseylime de dahil. Bu bahçe o günden sonra "Ölüm Bahçesi"diye anıldı.

Hz. Halid bin Velid (r.a.) bizzat kendisi Bera (r.a.)'ın tedavisiyle bir ay meşgul oldu. Allah'ın lütfuyla yaraları iyileşti. Sıhhate kavuşunca tekrar şehitliği aramaya başladı. Onun en büyük idealiydi şehitlik. O hasretle İran fethine katıldı. Tüster'in fethinde çok büyük kahramanlıklar sergiledi. Şöyle ki:

İranlılar bir kaleye sığınmıştı. Kaleden, uçunda ateşte kızdırılmış çelik kancalar takılı demir zincirler sarkıttılar. Müslümanları bu kancalarla ya ölü ya da ölmek üzere iken yukarı çekiyorlardı. Bera (r.a.) kardeşi Enes İbni Malik (r.a.)'ı bu kancalardan birine takıldığını görünce hemen zinciri tuttu ve kızgın kancayı çekip çıkardı. Elinin etleri yandı. Bir kemik haline geldi. Acılara dayanamadı. Allah'a dua etti. Burada şehit düştü.

Evet!.. Bera İbni Malik (r.a.) hasretini çektiği hayata kavuştu. Sevdikleriyle buluştu. Şehadet şerbetini içti. Kahramanlığı, şecaati, cesareti ve atılganlığıyla yıldızlaştı... Bizlere ne güzel örnek oldu... İbretlerle dolu hayatının kıyamete kadar anılmasını sağladı. Cenab-ı Hak'tan o yiğitlerin yolunda gidebilmeyi ve onların şefaatini niyaz ederiz. Amin.

Kaynak: Mustafa Eriş, Altınoluk Dergisi, 1994 - Ağustos, Sayı: 102, Sayfa: 026

HAYAT REHBERİ OLACAK 20 ALTIN NASİHAT

https://www.islamveihsan.com/hayat-rehberi-olacak-20-altin-nasihat.html

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.