Aşığın Namazı: Huzur-i Hak’ta Bitmeyen Bir Vuslat
Hazret-i Mevlânâ ve velîlerin sözleriyle namazın âşık için anlamı; huzûr-i Hak’ta bulunmanın verdiği huzur, özlem ve manevî yakınlık ele alınıyor.
Hazret-i Mevlânâ:
AŞIK İÇİN NAMAZIN MANASI
“Âşığın namazı, suyun balıktaki hâline benzer. Nasıl ki balığın canı su olmadan yaşayamıyorsa, âşığın canı da dâimâ namazda olmadan sükûn bulup ferahlayamaz. Dolayısıyla; «Beni az ziyaret et!» sözü, âşıklara göre değildir. Gerçek âşıkların canları pek susuzdur.”
“Âşık, yârinden bir an bile ayrı düşerse; bu, onun için binlerce sene gibidir. Yârin yanındaki binlerce senesi de ona bir an gibi gelir. Bu itibarla âşık, gönlünün Rabbiyle baş başa kalmasının yegâne vesilesi namaz olduğu için huzûr-i Hak arzusuyla dâimâ namazdadır. Kıldığı binlerce rekât, kendisine bir rekât gibi gelir. Ancak bir rekâtlık bile namazdan ayrı düşse, binlerce rekât namaz kılmamış gibi yüreği dağlanır, perişan olur.”
“Ey akıl sahibi! Namazdaki beraberliği anlamak, aklın alacağı bir şey değildir. Bunu anlamak, aklın yâre kurban edilip gönül âleminin dirilmesine bağlıdır.”
VELÎLERİN DİLİNDE HUŞÛ VE YAKINLIK ŞUURU
İmâm-ı Rabbânî’nin torunu olan Şeyh Seyfeddin Hazretleri, bazı geceler iki rekâtta hatim indirir ve Rabbiyle o husûsî mülâkatta gark olduğu hazzın hiç bitmemesi iştiyâkıyla;
“Allâh’ım doyamıyorum, geceler ne kadar da kısa!..” diye ilticâ ederdi.
Zeynelâbidîn Ali bin Hüseyin Hazretleri abdest aldığı zaman onu bir titreme alır, soğuk soğuk terlerdi. Ona bu hâlini soranlara şöyle derdi:
“–Siz az sonra kimin huzûrunda bulunacağımı biliyor musunuz?..”
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Mü'minin Hayatında Namaz ve Zekât, Yüzakı Yayıncılık









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!