Ashab-ı Kiram’ın Fazileti

Ashab-ı Kiram’ın fazileti ile ilgili ayet ve hadis-i şerifler.

Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde bahsedilen Ashab-ı Kiram’ın faziletleri.

ASHAB-I KİRAM İLE İLGİLİ AYETLER

Cenâb-ı Hak Ashâb-ı Kirâm hakkında şöyle buyurur:

“…Benim için hicret edenlerin, yurtlarından çıkarılanların, Ben’im yolumda eziyete uğrayanların, cihada gidenlerin ve bu uğurda öldürülenlerin günahlarını bağışlayacağım, onları altından nehirler akan Cennetlere koyacağım. Bu onlara Allâh tarafından lûtfedilen bir mükâfattır. Mükâfâtın en güzeli böyle Allâh’ın katındadır.” (Âl-i İmrân, 195)

 “Muhâcirler ile Ensâr’ın en ilerisinde bulunanlara ve sonra bunların izini ihlâs ile tâkip edenlere gelince, Allâh onlardan râzı oldu, onlar da O’ndan râzı oldular. Hem onlara, içinde ebediyen kalacakları, altından ırmaklar akan Cennetleri âmâde kıldı. İşte en büyük saâdet budur.” (et-Tevbe, 100)

“Muhammed Allah’ın rasûlüdür. Onun yanındakiler ise kâfirlere karşı çok çetin, kendi aralarında gâyet merhametlidirler. Onların cemaatle rükû ve secde ederek Allah’tan lütuf ve rızâ istediğini görürsün. Onların nişanları yüzlerindeki secde izidir. Bu, onların Tevrat’taki vasıflarıdır. İncil’deki meselleri ise şöyledir: Bir ekin, filizini yarıp çıkarmış, gittikçe onu kuvvetlendirip kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş ve bu hâliyle çiftçilerin hoşuna gitmektedir. Allah (onları çoğaltıp kuvvetlendirmekle) kâfirleri öfkelendirir. Allah onlardan iman edip sâlih ameller işleyenlere mağfiret ve büyük mükâfat vâdetmiştir.” (el-Feth, 29)

İmam Malik (r.a) şöyle demiştir:

“Muhammed’in (a.s) ashabına öfkelenip kin besleyen kimse kâfirdir; zira «Allah (onları çoğaltıp kuvvetlendirmekle) kâfirleri öfkelendirir»[1] âyet-i kerimesi bunu göstermektedir.” (M. Yaşar Kandemir, Şifâ-i Şerîf Şerhi, II, 395)

(Allah’ın verdiği bu ganimet malları,) yurtlarından ve mallarından uzaklaştırılmış olan, Allah’tan bir lütuf ve rızâ dileyen, Allah’ın dinine ve Peygamberi’ne yardım eden fakir Muhâcirler içindir. İşte sâdık olanlar bunlardır.

Ve onlardan evvel yurdu hazırlayıp îmâna sahip çıkanlar içindir ki onlar, kendilerine hicret edenlere muhabbet beslerler, onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir kaygı duymazlar ve kendileri ihtiyaç içinde bile olsalar onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar umduklarına erenlerdir.

Ve bunların ardından gelenler içindir ki onlar şöyle derler: «Rabbimiz! Bize ve bizden önce gelip geçmiş îmanlı kardeşlerimize mağfiret buyur, gönlümüzde îman edenlere karşı kin tutturma! Rabbimiz! Şüphesiz ki sen çok şefkatli, çok merhametlisin!».” (el-Haşr, 8-10)

Böylece Allah Teâlâ, Ashâb-ı Kirâm’a hakaret eden ve onlarda kusur arayanları Müslüman saymadığı, onları âyette zikredilen üç grubun dışında tuttuğu için, bu gibilerin fey’den (savaşmaksızın gayr-i müslim tebaadan alınıp Müslümanlara verilen ganimetten) hiçbir pay alamayacağını beyân etmiştir.[2]

Sahabeye buğzeden ve sövenleri, bu âyetlerde bahsedilen ganîmetten mahrum bırakan âlimlerin, onları dinden çıkmış kabul ettiği anlaşılmaktadır.[3]

ASHAB-I KİRAM İLE İLGİLİ HADİSLER

Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuşlardır:

“(Kâmil) imanın alâmeti Ensâr’a muhabbet beslemek, münâfıklığın alâmeti de Ensâr’a buğzetmektir.” (Buhârî, Îmân, 10)

“İnsanların en hayırlıları benim asrımda yaşayanlardır. Sonra onları tâkip edenler, sonra da onları tâkip edenlerdir…” (Buhârî, Fedâilu Ashâbi’n-Nebî, 1)

“Ensâr’ı ancak mü’min olan kimse sever ve onlara ancak münâfık olan kimse buğzeder. Kim Ensâr’ı severse Allah da onu sever, kim de onlara buğzederse Allah Teâlâ da ona buğzeder.” (Buhârî, Menâkıbu’l-Ensâr, 4)

“Sizlere Ensâr’a iyi muâmele etmenizi tavsiye ederim. Onlar benim cemaatim, sırdaşlarım ve eminlerimdir. Üzerlerine düşen vazîfeleri hakkıyla yapmışlardır. Hizmetlerinin karşılığı ise henüz tam olarak ödenmemiştir. (Âhirette fazlasıyla ödenecektir.) Bu sebeple onların iyilerine iyilikle muâmele edin, kötülük yapanlarını da affedin!” (Buhârî, Menâkıbu’l-Ensâr, 11)

“Allâh’a ve âhirete îmân eden kimse, Ensâr’a buğzetmesin!” (Tirmizî, Menâkıb, 25/3906)

“Ashâbımın hiçbirine sövmeyiniz! Sizden biri Uhud dağı kadar altın infâk etse, onlardan birinin bir müdd’üne,[4] hattâ onun yarısına bile ulaşamaz!” (Buhârî, Ashâbu’n-Nebî, 5; Müslim, Fedâil, 222)

“Ashâbıma sövmeyiniz! Ashâbıma sövmeyiniz! Nefsim yed-i kudretinde olan Zât’a yemîn ederim ki sizden biri Uhud dağı kadar altın infâk etse, onlardan birinin bir müdd’üne, hattâ onun yarısına bile ulaşamaz!” (Müslim, Fedâil, 221)

“Ashâbım hakkında Allah’tan korkun! Ashâbım hakkında Allah’tan korkun! Benden sonra onları hedef hâline getirip haklarında kötü söz söylemeyiniz! Onları seven, sırf bana olan muhabbeti sebebiyle sever. Onlara buğzeden, bana olan buğzu sebebiyle bunu yapar. Onlara eziyet eden, bana eziyet etmiş, bana eziyet eden ise Allah’a eziyet etmiş olur. Allah’a eziyet edeni ise, çok geçmeden Allah cezâlandırır.” (Tirmizî, Menâkıb, 58/3862; Ahmed, IV, 87; V, 54, 57)

“Ashâbımı bırakın, ashâbıma sövmeyin!” (Heysemî, Mecmau’z-zevâid, X, 21)

Dipnotlar:

[1] el-Fetih, 29. [2] Kâdî Iyâz, Şifâ, trc. M. Yaşar Kandemir, İstanbul 2012, III, 540. [3] Aliyyü’l-Kari, Şerhu’ş-Şifâ, II, 93; M. Yaşar Kandemir, Şifâ-i Şerîf Şerhi, II, 394. [4] 1 müdd, bâzı âlimlere göre 530 gr., bâzılarına göre de 832 gr. ağırlığında bir ölçü birimidir. Buna göre başkalarının Uhud Dağı kadar altın infak etmesi, ashâb-ı kiramın yarım müdd buğday, arpa veya hurma infakına bile denk olamaz.

Kaynak: Dr. Murat Kaya, Siyer-i Nebi.

MUAHAT NEDİR?

Muahat Nedir?

ASHABI KİRAM NEDİR?

Ashabı Kiram Nedir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.