Anne Sütü Alma Süresi 17 Aya Yükseldi

Sağlık Bakanlığınca anne sütünün teşvikine yönelik yürütülen çalışmalar sonucunda, Türkiye'de doğan tüm çocukların yüzde 96,5'i anne sütü alırken, ortalama emzirme süresi de 17 aya yükseldi.

Sağlık Bakanlığı verilerinden derlediği bilgilere göre, yetersiz ve dengesiz beslenme bireylerin fiziksel, sosyal ve zihinsel gelişimlerini ve toplumun ekonomik ve kültürel gelişimini olumsuz yönde etkiliyor. Bu durum ise en çok bebeklerde ve çocuklarda görülüyor. 

Son 30 yıldır anne sütü üzerinde yürütülen çalışmalarda anne sütünün eşsiz bir besin olduğu ve bebek beslenmesindeki yerinin doldurulamayacağı gerçeğini ortaya çıkarıyor.

Bunun sonucu olarak anne sütü kullanımı tüm dünyada tekrar yaygınlaşıyor. Emzirme, annelerin ve bebeklerinin sağlığı ve refahında en önemli faktör olarak gösteriliyor.

Yapılan çalışmalara göre, çocukluk çağı ölümlerini, emzirmenin tek başına yüzde 13, doğru tamamlayıcı beslenme uygulamaları ile birlikte yaklaşık yüzde 20 oranında azalttığını ortaya koyuyor.

HASTALIKLAR DAHA AZ GÖRÜLÜYOR

UNICEF'e göre, anne sütü ile beslenmeyen çocuklarda ölüm oranları beslenenlere göre 4-6 kat daha fazla görülüyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre ise 5 yaş altı çocuk ölümlerinin yüzde 7'sinden tek başına sorumlu olan beslenme yetersizlikleri, yaklaşık yarısının da altında yatan temel nedeni oluşturuyor. DSÖ, emziren kadın oranları yüksek olması halinde yılda 800 binden fazla yaşamın kurtulacağını belirtiyor.

Bebeğin ilk 6 ay sadece anne sütüyle (su dahi verilmeden) beslenmesi, 6 aydan sonra ek gıdalara geçilse bile en az 2 yaş ve ötesine kadar emzirilmeleri gerekiyor.

Anne sütüyle beslenen bebeklerin ishal, zatürre, orta kulak iltihabı, alerjik hastalıklar, daha ileri yaşta ortaya çıkan tip 1 ve tip 2 diyabet, çölyak, iltihabi bağırsak hastalıkları, hipertansiyon, kanser, alerji, astım, şişmanlık ve obezite, multiple skleroz, diş yapısı bozuklukları ve bazı ruhsal hastalıklar daha az görülüyor. Ayrıca anne sütüyle beslenenlerin okul başarılarının daha yüksek olduğu da biliniyor.

Anne sütüyle beslenmenin, bebeğe olduğu kadar, anneye, ülke ve aile ekonomisine ayrıca çevreye de katkısı da bulunuyor. 

TÜRKİYE'DE 1302 BEBEK DOSTU HASTANE BULUNUYOR 

Beslenme yetersizliklerinin önlenmesi için atılması gereken ilk adım, emzirmenin doğumdan sonra en kısa sürede başlatılması, anne sütü ile bebeklerin tek başına ilk 6 ay emzirilmesi, 2 yaş ve ötesine kadar devam ettirilmesi.

Bakanlık tarafından Türkiye'de çocuk sağlığının korunması, hastalıkların azaltılması, bebek ve çocuk ölümlerinin önlenmesi için "Anne Sütünün Teşviki ve Bebek Dostu Sağlık Kuruluşları Programı" yürütülüyor.

Bu kapsamda, emzirmenin korunması ve desteklenmesi ile programın temelini oluşturan başarılı emzirmede 10 adım stratejisinin tüm sağlık kurum ve kuruluşlarında uygulanması ve devamının sağlanması, ayrıca beslenme bozukluklarının önlemesi yoluyla çocuklarda ölüm ve hastalık oranlarını düşürülmesi hedefleniyor.

Tüm dünyada da uygulanan "Bebek Dostu Hastaneler" kavramı ile başlatılan programda, birinci basamak sağlık kuruluşlarının da dahil olması ile "Bebek Dostu Sağlık Kuruluşları" ardından "Bebek Dostu İl" ve daha sonra "Altın Bebek Dostu İl" ile devam ettiriliyor.

Bakanlık verilerine göre, 156 ülkede uygulanan olan program kapsamında dünya genelinde 20 binin üzerinde Bebek Dostu Hastane yer alıyor ve bu hastanelerin 1302'si Türkiye'de bulunuyor.

EMZİRME SÜRESİ 17 AYA YÜKSELDİ

Yürütülen başarılı çalışmalar sonucunda, sadece anne sütü ile beslenen bebek oranında artış sağlandı. Türkiye'de doğan tüm çocukların yüzde 96,5'i bir süre emzirilerek ortalama emzirme süresi 17 aya yükseldi.

Emzirme konusunda farkındalık oluşturmak için Türkiye'de her yıl Emzirme Haftası kutlanıyor.

Söz konusu hafta içinde tüm Türkiye'de konunun öneminin vurgulanması, toplumsal farkındalık oluşturulması amacıyla çeşitli aktiviteler ve eğitimler planlanıp uygulanıyor. Büyüme ve gelişmenin ideal şartlarda olabilmesi için, anne karnında başlayan ve özellikle kritik pencere olarak adlandırılan doğumdan itibaren 2 yaşın sonuna kadar devam eden süreçteki beslenme önem kazanıyor.

Kaynak: AA

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.