ZİKİR VE TEFEKKÜRÜN EN BEREKETLİ VAKTİ

Günün en kıymetli kısmı, gecenin üçte ikisinden sonrasına tekâbül eden seher vakitleridir.

Seher vakitleri, zihnin meşgalelerden uzak olduğu, kalbin durulup saflaştığı, sessizliğin etrâfı kapladığı, fânî alâkaların zayıfladığı bir andır. Bu vakit, ilâhî rahmetin indiği ve Âlemlerin Rabbi’nin kuluna en yakın olduğu bir zamandır. Meşgalelerden uzak olması ve gönlün tam mânâsıyla Allâh’a yönelebilmesi sebebiyle seher vakitleri, düşünenler için ibret almaya en müsâit zamanlardır. Tefekkür için en münbit vakittir.

Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:

“Ey örtüsüne bürünen (Peygamber!) Birazı hâriç geceleyin kalk (namaz kıl)! Gecenin yarısı kadar yahut yarısından biraz eksilt. Veya bunu artır ve ağır ağır, tertil ile Kur’ân oku. Çünkü Biz, Sen’in üzerine ağır bir söz indireceğiz. Şüphesiz gece kalkışı hem daha tesirli, hem de söz bakımından daha sağlamdır. Gündüz vaktinde ise Sen’in için uzun bir meşgûliyet vardır.” (el-Müzzemmil, 1-7)

Seherlerin sükûnetine mukâbil gündüzler, dikkatlerin dağıldığı, ses ve gürültünün arttığı zamanlardır. Gecenin tesirli vakitlerini değerlendiremeyen bir kimse, gündüzün meşgaleleri arasında Allah Teâlâ’ya yönelme ve ibadet etmenin feyz ve rûhâniyetine seherlerdeki kadar erişemez. Hâsılı seher vakti, ibadet için ayrılmış mûtenâ bir an, gündüz ise hizmet etmek ve rızık kazanmak için bahşedilmiş güzel bir nîmettir. Yani mü’min, seher vakitlerinde yalnızca Hak ile, gündüzleri ise halk içinde Hak ile beraber olmak durumundadır.

GECENİN EN BEREKETLİ VAKTİ

Rasûlullah, gecenin en bereketli ve feyizli vakti olan seherlerde namaz kılmayı, Kur’ân okumayı, duâ ve tefekkür etmeyi hiç terk etmemiştir. Öyle ki, hastalandığı ve ayağa kalkamayacak kadar tâkatsiz kaldığı zamanlarda bile seherlerini oturarak değerlendirmiştir. Allah Rasûlü, tefekkür için bilhassa gecelerden istifâde ederdi. Gözyaşları içinde ayakları şişinceye kadar kıyamda kalır, saatlerce rükû ve secde hâlinde dururdu.

İmam Hasan bin Ruşeyk şöyle der:

“Tefekkür deryâsının kilitlerini ve Hak kapısını açabilmek için, seher vakti uykudan kalkıp mânevî yükselişe vesîle olacak gayretlerde bulunmaktan daha iyi bir anahtar yoktur. Çünkü insan o vakit dış alâkalardan, dünya endişe ve ihtiraslarından uzaktır. Rabbiyle beraberlik zamanına girmiştir. Bedeni dinlenmiş, kendine gelmiş, tazelenmiş ve zindeleşmiştir. Velhâsıl, havanın en güzel, esintinin en tatlı olduğu vakit ve gece ile gündüz arasındaki en müsait zaman, seher vakitleridir. Zira seherlerde, aydınlık karanlığın üzerini kaplamaktadır. Akşamda ise vaziyet bunun zıddınadır, karanlık aydınlığın üzerine çökmektedir.” (Bkz. Ebû Gudde, Zamanın Kıymeti, s. 86)

Âyet-i kerîmede buyrulur:

“(O müttakîler, geceleri namaz kılmak ve istiğfâr etmek için) yanlarını (tatlı) yataklarından ayırırlar. Korku ile ümit arasında Rab’lerine ilticâ ederler. Kendilerine verdiğimiz nîmetlerden infâk ederler.” (es-Secde, 16)

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Tefekkür, Erkam Yayınları, 2013

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle