Zeynep Binti Muâviye (ra) Kimdir?

Zeyneb binti Muâviye radıyallahu anhâ dînî konulardaki eksikliğini giderme konusunda gayretli, titiz bir hanımefendi... Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimize sadaka (zekat) konusunda suâl soran hanım sahâbîlerden... Abdullah İbni Mes’ûd radıyallahu anh’ın hanımı... El işleri yaparak para kazanan, çalışkan, sanatkâr ve cömert bir hanım!.. İnfak etmeyi seven, zekâtını vermekte titizlik gösteren, müttaki, mü’mine bir hanım sâhâbî.

Zeyneb binti Muâviye (r. anhâ) Sakîf kabilesine mensuptur. Babasının adının Muâviye ve Abdullah olduğu rivayetleri vardır. Hakkında fazla tafsîlatlı bilgi bulunmamaktadır. O, ashâb-ı kiramın ileri gelenlerinden Abdullah İbni Mes’ûd (r.a) ile evlenmiştir. Ebû Ubeyde adında bir oğlu olmuştur. Kocası İbni Mes’ûd (r.a) dört halifeden sonra en iyi fıkıh bilen, Kâbe’de müşriklere karşı sesli olarak ilk defa Kur’ân okuyup dinleten, cesûr, yiğit genç bir sahâbîdir.

Zeyneb (r. anhâ) sanatkâr ruhlu bir hanımdı. İnce, zarif el işleri yapardı. Yeni şeyler üretirdi. Becerikli ve titizdi. Çok çalışırdı. Ürettiği malları satar ve gelir elde ederdi. Kazancı bereketli, gönlü genişti. El emeği göz nûru yaptığı çeyizlik işleri pek tutulmuştu. Onları satarak zengin olmuştu. Allah’ın kendisine ihsan ettiği bu ticaretten kazandığı paranın zekât’ını vermekte de titiz davranırdı.

Kocası Abdullah İbni Mes’ûd (r.a) ise kendini tamamen ilme vermiş ve İslâm’ın hizmetine vakfetmiş bir yiğitti. İki Cihan Güneşi efendimizin hizmetine girmişti. Ondan hiç ayrılmazdı. Her gittiği yerde onun yanındaydı. Efendimizin özel hizmetlerini görürdü. Abdest suyunu taşır, eşyalarını gözetirdi. Bu yüzden izin almadan huzura girebilecek kadar Efendimizin sevgisine mazhardı. Onun huzurunda yetişmişti.

KUR'ÂN'I EN İYİ OKUYAN VE ANLAYAN SAHABÎ

Zeyneb (r. anhâ) sahabenin en iyi Kur’ân okuyanı, en iyi mânâsını anlayanı idi. Kıraat ilminde, Tefsir, Hadis ve Fıkıh ilimlerinde kendinden sonraki âlimlere kaynak olmuştur.

O, ilme düşkündü. İslâm’ı öğrenme konusunda her türlü fedakârlığı yapardı. Bilmediği şeyleri sorarak öğrenmeye çalışırdı. Fahr-i Kâinat Efendimizin zaman zaman hanımlara yaptığı vaaz ve sohbetleri kaçırmazdı. O, hem dini hizmetleri hem de dünyevî işlerini birlikte yürütürdü. Bir gün Rasûlullah (s.a.v) Efedimizin hanımlara yaptığı vaazda bulunmuştu. Orada Efendimizin: “Zînet eşyanızdan bile olsa sadaka veriniz.” buyurduğunu işitti.

KİŞİ EŞİNE VE ÇOCUKLARINA  SADAKA VEREBİLİR Mİ?

O, sadakasını daha çok kocası ve oğluna harcardı. Zira Abdullah İbni Mes’ûd (r.a)’ın herhangi bir geliri yoktu. Ev ihtiyaçlarının çoğunu Zeyneb (r. anhâ) karşılardı. Kocasına bu şekilde yardımcı olurdu. Onun rahat bir şekilde ilim yapmasını ve İslâm’a hizmet etmesini sağlardı.

Zeyneb (r. anhâ)’nın İki Cihan Güneşi Efendimizin hanımlar cemaatine yaptığı vaaz da gönlüne bir sual takıldı. Acaba bu verdiklerim zekat yerine geçer miydi? Bu soruyu önce kocasına sordu. Sonra onun gidip Efendimizden öğrenmesini istedi. Gönlünü tırmalayan bu suâle bir cevap bulmasını arzu etti. O da Rasûlullah (s.a.) Efendimize bizzat kendisinin sormasını söyledi.

Zeyneb (r. anhâ) meraklı bir hanımdı. Kocasının izni üzere vakit geçirmeden bu konuyu Efendimize sormaya gitti. Bununla ilgili olarak kendisinden nakledilen bir hadis-i şerif rivayeti vardır. Kaynak hadis kitapları olan Buhârî ve Müslim’de nakledilen bu hadis şöyledir:

Abdullah İbni Mes’ûd radıyallahu anh’ın hanımı Zeyneb es-Sekafiyye radıyallahu anhâ’dan rivayet edildiğine göre birgün Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem:

“– Ey kadınlar! Zînet eşyanızdan bile olsa sadaka veriniz.” buyurmuştu.

Zeyneb sözüne devamla dedi ki: Bunun üzerine ben Abdullah İbni Mes’ûd’un yanına döndüm. Ona dedim ki:

Sen eli dar bir adamsın. Rasûlullah (s.a.) bize sadaka vermemizi emretti. Ona git de bir soruver. Sadakamı sana vermekle bu emri yerine getirmiş oluyorsam ne âlâ. Şayet olmuyorsa başkasına vereyim, dedim. Abdullah da bana: Bilâkis kendin git de sor, dedi. Bunun üzerine ben de gittim.

Rasûlullah (s.a)’in kapısına varınca, ensardan bir kadının orada beklediğini gördüm. Meğer onun derdi de benimkinin aynı imiş. Rasûlullah (s.a)’in huzuruna girmeye de pek çekinirdik. İçeriden Bilâl çıkıverince ona:

– Rasûlullah (s.a)’e git de; kapıda iki kadın bekliyor ve kocalarıyla kendi yetimlerine verecekleri sadakanın kabul olup olmadığını soruyorlar, de! Ama bizim kim olduğumuzu söyleme! dedik.

Bilal hemen Rasûlullah (s.a)’in huzuruna girdi ve meseleyi anlattı. Hanımların suallerini sordu.

Resûl-i Ekrem (s.a.):

“Kim onlar?” diye sordu.

Bilal de:

– Ensardan bir kadınla Zeyneb cevabını verdi.

Efendimiz tekrar:

– “Hangi Zeyneb imiş o?” diye sordu.

Bilâl de:

– Abdullah’ın karısı, dedi.

Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu:

“ – Onlar böyle yapmakla iki sevap birden kazanırlar. Biri yakınlarını himâye sevabı, diğeri de sadaka sevabı.

(Riyazüssalihin Terceme ve Şerhi c.2, s. 449-452. Buhari, Zekât 48; -Müslim, Zekât 45.)

Zeyneb (r. anhâ) dînî konularda kendisine lâzım olacak bilgileri araştırıcı bir hanımdı. Bilmediği veya gönlünü tırmaladığı hususları sorarak öğrenmek için gayret ederdi. Zira o, sâdece kocasına ve oğluna değil, aynı zamanda kardeşlerinin yetim kalmış çocuklarına da yardım ediyordu. Acaba bu yardımları sadaka (zekat) yerine geçiyor muydu?

İki hanım sahâbî birbirinden habersiz Rasûlullah (s.a) Efendimizin evine geldiler. İçeri girmeye çekindiler. Zira Allah Teâlâ Rasûlünü, soru yağmuruna tutmayı yasaklamıştı. Ayrıca bütün sahâbîler Efendimize duydukları derin hürmet sebebiyle kendisini rahatsız etmekten de çekinirlerdi. Huzuruna girince, sanki başlarında bir kuş varmış da onu ürkütmek istemiyorlarmış gibi saygıyla otururlardı.

İki Cihan Güneşi Efendimiz Bilâl-i Habeşî (r.a) vasıtasıyla bu hanımlara verdiği cevapla, yakınlara verilecek sadakanın çok makbul olduğunu ve insana iki misli sevap kazandırdığını belirtti.

Fakirlere sahib çıkılması onlara yardım edilmesini emreden İslâm dini, aynı zamanda akrabanın korunup gözetilmesini emrediyordu. Durum böyle olunca, bir insan sadakasını akrabaya vermekle, bu iki emri birden yerine getirmiş oluyor, bir taşla iki kuş vuruyordu. Zeyneb (r. anhâ) gönlünü tırmalayan bu suâle tatmin edici cevabı almıştı. Bir kadın kocasına ve çocuklarına bakmak zorunda değildi. Fakat onlara yaptığı harcamalar sadaka (zekât) yerine geçerdi. Hatta onlara verdiği daha sevaptı.

Zeyneb binti Muâviye (r. anhâ) hayra ve fazilete çok düşkün bir hanımefendiydi. Resûl-i Ekrem (s.a) Efendimizden, sekiz hadis rivayet ettiği nakledilir. Onun en çok bilinen rivâyeti, yukarda nakledilen hadis-i şeriftir. Zeyneb (r. anhâ) İslâm’ın güzelliklerini öğrenmekte dikkatli ve meraklıydı. Öğrendiği bilgilere göre hayatını tanzim ederdi. Efendimizin bir emir veya nehyini duyduğunda hemen hayatında tatbik ederdi. İki Cihan Güneşi Efendimiz onun bu hassasiyetini bildiği için her karşılaştıklarında yeni tavsiyede bulunurdu. Ona yeni mesajlar verirdi. Onu bir tebliğ eri gibi yetiştirmeye çalışırdı.

Bir gün onu mescidde görmüştü. Resûl-i Ekrem Efendimiz Zeyneb (r. anhâ)’nın şahsında bütün müslüman hanımlara şu tavsiyede bulunmuştu:

“ – Herhangi biriniz yatsı namazına giderken koku sürünmesin.” buyurmuştu.

Ne titizlik!.. Ne incelik!.. Ne dikkat!.. Ne güzel bir hayat!.. Ne mutlu hayatını bu çizgide sürdüre bilene!.. Efendimizin sünneti seniyyesi üzere tanzim edebilene!.. Ne seâdet bu ölçülerde bir dünya kurabilene!.. Ne şeref böyle bir rahmet toplumunun inşası için gayret gösterene!..

Allah’ım bizlere de o mutlu asrın insanlarının hassasiyetlerini, gayretlerini ve inceliklerini lutfet!.. O günün güzelliklerini günümüze taşıyabilmek için bilgi ve basîret ihsan et!.. O yıldız insanların zerâfetlerinden cümlemize hisseler nasib et!.. Allah onlardan râzı olsun. Cenâb-ı Hak şefaatlerine cümlemizi nâil kılsın. Amin.

ÖZÜR: Geçen sayımızda hayatını anlattığımız Zeiyneb binti Ebû Seleme (r.anhâ)’nın annesi Ümmü Seleme (r.anhâ)’dır. Yazıda Ümmü Habîbe (r. anhâ) diye geçmiş. Özür diler, bizi yanlıştan döndürecek dikkatli okuyucularımızı bulunduran Rabbimize hamdederiz.

Kaynak: Mustafa Eriş, Altınoluk Dergisi, Sayı: 236, Ekim 2005

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.