Zekât Devlete Verilir mi?

Dinen devletin zekât toplaması uygun mudur? Devlete zekât verilebilir mi? İslam’da zekâtın doğrudan veya devlet eliyle verilmesinin hükmü.

Zekât farz olan bir ibadet olduğu için, doğrudan yükümlü tarafından, zekât niyetiyle yerine getirilmesi asıldır. Ancak zekâtın malî yönünün bulunması, daha başlangıçta onun kamu organizasyonu eliyle toplanmasını gerekli kılmıştır. Bu yüzden farz kılınışının ardından zekâtı toplama ve ihtiyaç sahiplerine ulaştırma işini devlet üstlenmiştir.

DEVLETE ZEKAT VERİLİR Mİ?

Nitekim Kur’an’da, Hz. Peygamber’e zenginlerin mallarından zekâtı alması emredilmiş,[1] bunun bir takım görevliler (âmiller) eliyle yapılmasına işaret edilmiş ve kendilerine bu görevlerine karşılık olarak, zekât gelirinden pay verilmesi istenmiştir.[2] Hz. Peygamber, dört halife ve daha sonraki devirlerde zekâtı toplama ve hak sahiplerine dağıtma işi genellikle devlet memurları tarafından yapılmıştır. Hz. Peygamber’in Muaz İbn Cebel’i, Yemen’e vâli olarak gönderirken, “Onlara söyle, Allah, mallarında zekâtı farz kıldı. Bu zekât onların zenginlerinden alınır ve oranın yoksullarına verilir.” [3] buyurması bir uygulama örneğidir. Aynı zamanda belde ve bölgelerin yerinden yönetimi için bir teşviktir.

Zekât memurlarının maaşları, beytülmalin “zekât fonu” nda toplanan zekâtların sekizde biri üzerinden ödenir. Ancak her memurun, topladığı zekâtın sekizde birini almasını öngören İslâmî bir prensip de yoktur. Devlet zekât memuruna (âmil) emeği karşılığında belli miktarda bir gelir tahsis eder. Hz. Peygamber’in maaş karşılığı çalışanların alacağı ücretle ilgili olarak buyurduğu şu hadis, daha çok zekât memurları için söylenmiştir. “Her kim bizim bir işimize tayin olunursa, evi yoksa ev edinsin, eşi yoksa evlensin, hizmetçisi yoksa hizmetçi ve biniti yoksa binit edinsin. Kim bunlardan fazlasını isterse o, ya hilekârdır veya hırsız.” [4] Burada, ücretin işçi ve memura sağlaması gereken hayat standardına işaret edilir. Buna göre, maaşından yapacağı tasarruflarla işçi ve memur makul süre içinde mesken edinebilmeli, bekârsa evlenebilmeli ve biniti yoksa bir araç satın alabilmelidir.

Zekât memurları Hz. Peygamber, Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer devirlerinde her çeşit zekâta tabi malların zekâtını toplarken, Hz. Osman devrinden itibaren özellikle zahiri mallar denilen tarım ürünleri ile hayvanların zekâtlarını toplamakla görevlendirildiler. Ancak mal sahibinin gizli mal denilen altın, gümüş, nakit para ve ticaret mallarının zekâtını vermediği belirlenirse, yine devlet eliyle alınır.

DEVLET ZEKAT İSTEYEBİLİR Mİ?

Çoğunluk fakihlere göre devletin, zekâta tâbi olan bütün malların zekâtını isteme yetkisi vardır. Devlet bu yetkiyi kullanarak, yükümlülerin zekâtını zorla alma hakkına sahiptir. Bazı fakihlerce, zekâtın yükümlü eliyle doğrudan hak sahiplerine verilmesinin caiz görülmesi, devlet eliyle toplanan zekâtın hak sahiplerine ulaşmama endişesine dayanır.

Öşür memurunun müslümanın gizli malından alacağı miktar kırkta bir, zimmîlerden yirmide bir, İslâm ülkesinde bulunan pasaportlu harbîden ise onda birdir. Bunun delili, Muhammed İbn Hasan’ın, Ziyad İbn Hadir’den rivayet ettiği şu uygulamadır: “Ömer İbnü’l-Hattâb, Aynu’t-Temr bölgesine beni zekât memuru olarak gönderdi ve bana müslümanların ticaret mallarından kırkta bir, zimmîlerin mallarından yirmide bir, harbîlerin mallarından ise onda bir oranında zekât almamı emretti.”[5]

Hanefîlere göre pasaportlu harbîlerden (İslâm ülkesinde geçici olarak kalan gayri müslim ülke vatandaşı) vergi almak mütekabiliyet (karşılıklılık) esasına dayanır. Eğer yabancı ülkeler müslümandan vergi almazsa, müslümanlar da onlardan herhangi bir vergi almaz. Burada amaç, yabancı ülkede müslüman tüccarların haklarını korumaktır. Eğer yabancı ülkenin uyguladığı vergi miktarı bilinmiyorsa, ilke olarak onda bir esası uygulanır. Çünkü Hz. Ömer gümrük memurlarına; “Eğer hesapta bir güçlükle karşılaşırsanız “öşür (ondabir) alın” talimatını vermiştir.[6] Harbî bir defa verdikten sonra yıl geçmedikçe ondan tekrar öşür alınmaz. Harbîden vergi almak onun malını koruma karşılığıdır. Yıl tamamlandıktan sonra ise güven yenilenir. Çünkü harbînin bir İslâm ülkesinde kalma süresi bir yıldır. Kalma süresi uzarsa, onda bir nispetinde veya mütekabiliyet esasına dayanan miktardaki vergi, yıllık olarak alınmaya devam edilir.

Şâfilere göre, gizli malların zekâtı bizzat yükümlü tarafından verilir. Açık malların zekâtı konusunda ise iki görüş vardır. Bu mallar devlet tarafından toplanıp, hak sahiplerine dağıtılabileceği gibi, yükümlü tarafından doğrudan hak sahibine verilebilir.

Mâlikîlere göre zekât hükümleri doğrudan devlet eliyle uygulanır. Hanbelîlere göre ise, bu konuda bir ayırım yapılmaksızın, yükümlü devlete vermekle, doğrudan hak sahiplerine vermek arasında serbest bırakılır.

Dipnotlar:

[1] Tevbe, 9/103. [2] Tevbe, 9/60. [3] Buhârî, Zekât, 1. [4] Ebû Dâvud, İmare, 10; A. b. Hanbel, IV, 299. [5] İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-Kadîr, I, 530 vd. [6] Zühaylî, age, II, 826.

Kaynak: Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslam İlmihali, Erkam Yayınları

ZEKAT NEDİR?

Zekat Nedir?

ZEKÂT İLE İLGİLİ BİLGİLER

Zekât ile İlgili Bilgiler

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.