Yurt Dışında Çalıştığım Yerde Namaza İzin Verilmiyor, Gizlice Kılmam Caiz mi?

Yurt dışında çalıştığım yerde namaza izin verilmiyor, gizlice kılmam caiz mi? Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Hamdi Yıldırım cevaplıyor.

Namaz meselesi, bizim en büyük işverenimiz olan büyük patronun, Rabbül-erbabın, âlemlerin yaratıcısı olan Allah'ın emridir. İşveren olarak O, size diyor ki: "Ben size ihtiyacınız olan her şeyi veriyorum. Sizden de benim kulluğumu kabul etmenizi ve günde beş vakit namaz kılmanızı istiyorum." diyor. Şimdi diğer işlerimiz namazdan arda kalan işler olmak durumundadır. Herhangi bir iş, eğer bizim namazımıza engel teşkil edecekse, namazımızı düzgün eda etmemize fırsat vermeyecekse o işte olmamız doğru olmaz.

Yurt Dışında Çalıştığım Yerde Namaza İzin Verilmiyor, Gizlice Kılmam Caiz mi?

Düşünün ki bir fabrikada çalışıyorsunuz ve oradan aylık 100.000 TL alıyorsunuz. Efendim, 09.00-17.00 mesai yapıyorsunuz. Fakat arada bir saatte bir küçük işletmede çalışıyorsunuz. Oradan da aylık 10.000 TL alıyorsunuz. Şimdi ana işveren bunun farkına varsa size müsaade eder mi? "Yani günde benim için çalışman gereken saatlerde başka birine çalışıyorsun ve ondan da bir ücret alıyorsun." İş akdinde, iş sözleşmesinde böyle bir durum söz konusu olabilir mi? Cenâb-ı Allah bize en basitinden nefes alıp verebilme imkânı veriyor. Bu nefesi alabileceğimiz bir atmosferi bizlere bahşediyor. Dolayısıyla en büyük gelirimiz, en büyük imkânımız hayatta kalmak için nefes alıp vermektir. Kaldı ki Cenâb-ı Allah'ın bize verdiği nimetleri saymakla bitirmemiz mümkün değil. Şimdi böyleyken, Allah'a olan akdimiz gereği, kulluk sözleşmesi gereği, yapmamız gereken vazifeleri ihmal ederek Ahmed'in, Mehmet'in, Hans'ın, John'un neyse keyfine göre davranmak diye bir şey söz konusu olmaz.

Çözüm Önerileri Nelerdir?

Kaldı ki eğer bir yerde lavabo ihtiyacı bir ihtiyaç olarak görülüyor ama ibadet etmek bir ihtiyaç olarak kabul edilmiyorsa, insani olarak da böyle bir yerin, hele de kendini medeni olarak gören bir ülkede olması mümkün değildir. Ama bazen ne oluyor? İbadet ediyorum diye suistimaller olabiliyor. Yani bir namaz; hadi öğle olsun, ikindi olsun ki mesaide olabilecek namazlar bunlardır. Hadi gece mesaiye kaldı, yatsı namazı olsun. Dört rekattır. Dört rekatlık namazı da bir insan 4 dakikada kılar. Hadi benim gibi dili biraz zor dönüyorsa, hızlı okuyamıyorsa 6 dakika olsun. Ama "Ben namaz kılıyorum" diye çıkıp yarım saat ortadan kaybolursa adam, bir müddet sonra bu işverenin de dikkatini çekmeye başlıyor. Böylelikle de kendince birtakım yasaklar koyarak bunun önüne geçeceğini düşünüyor.

Eğer bu kardeşimiz ibadeti ile ilgili bir engellemeyle karşılaşıyorsa bunu açıkça konuşsun: "Kardeşim, ben 09.00'da geliyorum, 17.00'de çıkıyorum. 17.15'te çıkayım, yani 15 dakika fazla mesai yapayım veya öğle mesai arasında işte herkes bir saat dinlenme yapıyor, ben yarım saat yapayım. Dolayısıyla benim namazıma karışmayın." Ha, illa karışacaksanız o zaman "işiniz sizin olsun, bana eyvallah" demeli. Ne zaman bunu dememe durumu söz konusu olur? Açlıktan ölecek bir durum söz konusu olursa veya işte sokağa atılacak, soğuktan vesaireden kendi ailesi perişan olacaksa... Ama işte işsizlik maaşıyla kıt kanaat geçinebilecek, yine sağda solda simit satarak, limon satarak maişetini temin edebilecek bir durumu söz konusu ise, bu Müslüman'ın bu tür basit sebeplerle "efendim işveren benim namaza gitmemi, namaz kılmamı istemiyor" demesi... İşveren kim ya? Dolayısıyla bu gibi durumlarda Müslüman net tavrını koymalı. Rızık verenin Allah olduğunu unutmamalı. ("Şüphesiz rızık veren, güç ve kuvvet sahibi olan ancak Allah'tır." - Zâriyât Suresi, 58. Ayet)

Ama bu kardeşimiz işte lavabo ihtiyacını bahane ederek veya başka birtakım şeyleri bahane ederek namaz kılma imkânını düzgün bir şekilde bulabiliyorsa (yani tuvalette namaz olmaz), seccadesini serip namaz kılabilecek bir imkân bulabiliyorsa bunu kullanır. Yani namaza karşı olan bir işverenin karşısında Allah Teâlâ'nın huzurunda sorumlu olabileceğimiz bir durum söz konusu değildir. Yani Allah'a yönelik vazifemiz olan 5 dakikalık namaza mani olacak olan bir adam, "Allah'tan korkmuyor musun? Benim işimden kaytarıyorsun" deme hakkına sahip değildir. Dolayısıyla burada bu kardeşimiz namaz kılmak için, namazını düzgün, doğru kılabilmek için ne tür imkânlar varsa onları kullanır. Ama eğer namazı doğru, düzgün kılabilecek rahat bir imkân bulamıyorsa buradan ayrılması ivedilikle yapması gereken bir durumdur.

İslam ve İhsan

NAMAZIN ÖNEMİ, FAZİLETİ VE FAYDALARI

Namazın Önemi, Fazileti ve Faydaları

CEMAATLE NAMAZ KILMANIN FAZİLETİ, FAYDALARI VE ÖNEMİ

Cemaatle Namaz Kılmanın Fazileti, Faydaları ve Önemi

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.