Yokken Vermenin ve Kanaatin Bereketi
Hazret-i Âişe Vâlidemiz’in oruçlu iken son ekmeğini bir yoksula vermesi ve ardından yaşanan bereket ile kanaat örneklerinden biri.
Hazret-i Âişe -radıyallâhu anhâ-ʼnın oruçlu olduğu bir gün kapısına bir yoksul gelip kendisinden bir şeyler istedi.
AÇKEN VERMENİN VE ELİNDEKİYLE YETİNMENİN BEREKETİ
Âişe Vâlidemizʼin evinde bir somun ekmekten başka bir şey yoktu. Hizmetçisine:
“−Ekmeği ona ver!” buyurdu. Hizmetçi:
“−Efendim, akşam iftar edeceğiniz başka bir şey yok!” dedi. Âişe Vâlidemiz:
“−Sen ekmeği ona ver.” buyurdu.
Hizmetçi hâdisenin devamını şöyle anlatıyor:
Hazret-i Âişe’nin emri üzerine ekmeği o fakire verdim. Akşam olunca birisi bize pişmiş koyun küreği gönderdi. Hazret-i Âişe beni çağırdı ve:
“−Haydi ye, bu senin ekmeğinden daha iyidir!” dedi.[1]
Şu rivâyet de Hazret-i Âişe Vâlidemiz’in hânesindeki zühd ve kanaatin bir misâlidir. Hazret-i Ebû Bekir’in âzadlısı ve Hazret-i Âişeʼnin de sütkardeşi Kesîr bin Ubeyd şöyle der:
“Mü’minlerin Annesi Hazret-i Âişe’nin yanına gittim. Bana:
«–Dışarıda biraz bekle de elbisemi dikeyim.» dedi. Ben de:
«–Ey Mü’minlerin Annesi! Şayet çıkıp senin bu yaptığını insanlara haber verirsem sana cimri derler.» dedim.
«–Sen işine bak! Eskiyi giymeyenin yenisi olmaz.» cevâbını verdi.”[2]
Hisse:
Ârifler bilirler ki; insanın bedeni yemekle, rûhu ise yedirmekle doyar.
Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de ümmetinin açlarını doyurmadan kendi açlığını düşünmezdi. Ümmetinin açlarını doyurmanın huzuru, O’na âdeta kendi açlığını unuttururdu.
Rasûlullah r Efendimiz’in hâne-i saâdetleri, dünyanın öyle huzur ve güzellik dolu yuvasıydı ki oradan burcu burcu saâdet râyihaları yayılırdı. Hâlbuki o mukaddes yuvada hanımların odası, ancak başlarını sokabilecekleri küçük bir mekândan ibâretti. Ancak o yuvanın en lezzetli rızıkları; muhabbet, rızâ, kanaat, tevekkül, sabır, teslîmiyet, hamd ve şükürdü.
Efendimizʼin hâne-i saâdetlerinin feyz ve rûhâniyeti içinde bir takvâ hayatı yaşayan Hazret-i Âişe -radıyallâhu anhâ- Vâlidemiz de gönüllü olarak aza kanaat edip ihtiyaç fazlasını infâk eder, hattâ îsârda bulunarak muhtaç olduğu nîmetleri dahî, ona ihtiyacı olan bir din kardeşine sevinerek ikram eder, infâkın tarifsiz hazzıyla huzur bulurdu.
Dipnotlar:
[1] Muvatta, Sadaka, 5.
[2] Ebû Abdullah Muhammed b. İsmail b. İbrahim el-Buhârî, el-Edebü’l-Müfred, thk. Muhammed Fuâd Abdülbâkî (Beyrut: Dâru’l-Beşâiri’l-İslâmiyye, 1989), no: 471; İbn-i Saʻd, et-Tabakātü’l-Kübrâ, 8/50.
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Kıssaların Diliyle Mü'minin Gönül Ufku, Erkam Yayınları









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!