Yap-İşlet-Devret Ekonomi Modeli Caiz midir?

Yap-işlet-devret ekonomi modeli caiz midir? Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Hamdi Yıldırım cevaplıyor.

Yap-işlet-devret modelinin benzeri Osmanlı'da, özellikle de vakıf mülklerinde görülmüştür. İcareteynli vakıflar dediğimiz çift kiralama usulü ile bir sistem benimsenmiştir. Belki kardeşimizin burada faiz endişesi de dikkate alınarak çift kiralamalı vakıf gayrimenkullerinin değerlendirilmesi söz konusu olmuştur.

Osmanlı'da Bu Sistem Nasıl İşlemiş?

Nasıl olmuştur? Mesela bir Müslüman cami yapmıştır. Caminin ihtiyaçlarında kullanılmak üzere de caminin etrafına veya farklı bir yerde dükkanlar yapmıştır. 10 tane dükkan yapmıştır. İşte bu 10 tane dükkandan bugünün parasıyla diyelim ki yüzer bin liradan 1 milyon tahsil ediliyor. O 1 milyon da caminin imamının, müezzininin, muvakkitinin, münecciminin, temizliğinin, şusunun, busunun masraflarını da çıkartıyormuş. Ama bir müddet sonra dükkan yıpranmaya başlamış. Dükkan yıpranınca da artık kiraya verilemez hale gelmiş. E şimdi bu durumda dükkanın yeniden restore edilmesi, tamir edilmesi lazım. Fakat öyle bir bütçe yok. E bu durumda birçok böyle vakıf dükkanı işletmesi atıl kalmaya başlamış. Yani insanlar harabe halindeki dükkanı tutmaz olmuşlar. Sonra şöyle bir usul geliştirelim demişler: Biz bunu 20 yıllığına kiraya verelim. Her ay normalde 100.000 lira alınan yerden biz sembolik olarak 3.000 lira alalım. Geriye kalan 97.000 lirasını adam bu dükkanın tamiri için baştan harcamış olsun. Dolayısıyla birinci kiralama 20 yıllığına kiraya veriliyor ve böylelikle de o kira bedelinin karşılığında dükkanı tamir ediyor. İkinci kiralamada; iki kiralamalı dediğimiz, sembolik olarak her ay yine burası bir vakıf olduğu için bila bedel kiralanması uygun olmayacağı için aslında bir bedel var, tamirat bedeli ama yine de olsun her ay buradan bir şey gelsin diye ayda 3.000 lira tahsil edilmiş.

Yap-İşlet-Devret Ekonomi Modeli Caiz midir?

Devlet dediğiniz şey işleyişi temin etmekle yükümlüdür. Yani şimdi Türkiye büyük bir devlet, 80 milyonluk bir devlet. İşte bunun içerisinde 5-6 milyonun memuru var. Memur olsun olmasın 80 milyonun her gün karnının doyması lazım. Bunların konut ihtiyaçlarının giderilmesi lazım ve sosyal devlet olmanın gereği olarak da sağlığının, eğitiminin vesairesinin karşılanması lazım. Binaenaleyh böyle büyük bir yapı söz konusu olunca devlet bazen ancak rutini çevirebilme imkanına sahip oluyor. Yatırım yapmaya imkan kalmıyor. Bu durumda ne diyor? Bir takım büyük şirketler geliyorlar, işte biz şuraya bir köprü yapalım. Bu köprüyü yapmak söz konusu olmadan da orada hayat devam ediyordu. Şimdi diyelim ki İstanbul'dan Yalova'ya bir köprü yapılmış, Bursa'ya bir köprü yapılmış. Eskiden Bursa'ya 3 saatte, 3,5 saatte giderdik. Şimdi bir saatte, 1,5 saatte gelebiliyoruz. Bu köprüyü yaparken devlet bir kuruş para vermemiş şirkete. Onun yerine demiş ki: "Bu köprüden her ay şu kadar vasıtanın geçmesini ben garanti ediyorum." Neye göre garanti ediyor bunu? Onun da fizibilitesini yapıyor. Yani şimdi mesela köprüye diyelim ki 1.000 lira geçiş ücreti ödüyorsunuz. Köprüyle geçmeseniz karadan dolaşacak olsanız hemen hemen o kadar bir mazot yakmanız gerekiyor veya feribotla geçecek olsanız 850 lira vermeniz gerekiyor. Zaman israfıydı vesaireydi filan derken köprüyle geçmeyi birçok vatandaş tercih ediyor. Belki bu ilk günlerde bu kadar bir alışkanlık haline gelmiyor ama zamanla bakıyorsunuz ki devletin taahhüt etmiş olduğu 50.000 geçiş fazlasıyla aşılmış, geçilmiş.

Binaenaleyh devlet dediğiniz aygıtı bir vatandaş gibi düşünmemeniz lazım. Devlet eğer böyle bir iş modelini benimsemişse ve bunun karşılığına da birtakım taahhütler vermişse bunu salt hukuk kuralları açısından da değerlendirmek doğru değil. Burada milletin, halkın menfaatinin esas alınıp alınmadığı meselesi söz konusudur. Eğer halkın menfaati esas alınmamış da birtakım kimselerin çıkarları esas alınmışsa bu işi yapanlar haram iş yapmış olurlar. Allah katında bunun sorumluluğunu, efendim tüyü bitmemiş yetimin hakkını ödeme mecburiyeti ahirette ortaya çıkar. Ama öyle değil de milletin menfaatini öncelemişlerse o zaman hem milletten dua alırlar hem de Allah katında ecir alırlar, mükafat alırlar. Bütün mesele burada yöneticilerin adil, yani her şeyi yerli yerinde yapıp yapmadıkları meselesidir. Bu da böyle çok uzaktan anlaşılabilecek bir şey değildir. Nihayetinde nereden baktığınıza yönelik bir şeydir. Bundan dolayı da bu tür zanlardan da kaçınmak lazım gelir diye düşünürüm. Vesselam.

İslam ve İhsan

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle