Yalnız Kalmak İstemiyorum

Keder yalnızken daha da bir koyulaşır. Hayatın omuzlarda hissedilebilir olan yükü daha da bir ağırlaşır. Yaşam her şeyiyle daha da zorlaşır.

Genç kız eve koşar adımlarla girip, kimseye selam vermeden odasına doğru yöneldikten sonra duyar evin ahalisi; hızla çarpılan kapının sesini. Meraklı ve endişeli gözlerle birbirleriyle bakışıp hepsi adına anneyi gönderirler sorunun ne olduğunu öğrenmesi ve ihtiyacı olan yardımı yapması için. Ne yapacağını bilmeden kapıyı tıklar anne ama duyacağı cevabı zaten önceden biliyordur.

“Yalnız kalmak istiyorum.”

Evin beyi asık bir suratla eve gelip, belli belirsiz bir sesle selam verdikten sonra en ıssız köşeye geçer ve diker gözlerini sabit bir noktaya oradan hiç ayırmayacağına yemin etmişçesine. Nasıl davranacağını bilemeden çaresiz yanına yaklaşan eşine vereceği cevabı önceden hazırdır.

“Yalnız kalmak istiyorum.”

Delikanlı okul bahçesinin en kuytu köşesindeki bankta iğreti şekilde oturup hiçbir şey görmeden etrafa bakınırken ona doğru gelen en iyi arkadaşının yaklaşmasına fırsat vermeden ezberlediği tepkisini verir.

“Yalnız kalmak istiyorum.”

Evin hanımı kapının açılmasına aldırmadan oturduğu yerden mütemadiyen oynayan gözbebekleriyle beraber dudaklarını ısırmaya devam eder. Yanına yaklaşıp elini hafifçe omzuna koyan beyi, konuşmaya nasıl başlaması gerektiğini düşünürken evin hanımı herkes gibi tepki verir.

“Yalnız kalmak istiyorum.”

Ne çok duyuyorum ve hatta söylüyorum bu rahatsız edici cümleyi diye düşünür başı iki elinin arasında. Çok defa aktörü ya da şahidi olmuştur yukarıdaki senaryoların ama halen anlayamamaktadır bir insanın niçin yalnız kalmak isteyeceğini. Hele ki yalnızlaşmak istediği insan; biricik sevgili eşi, her şeyi annesi veya sırdaşı, en iyi arkadaşı ise. “Kendimi dinlemem lazım kendimi toparlayabilmem için” mazereti de hazırdır kendisini yalnız bırakmalarına ikna edemediklerine karşı.

Hâlbuki keder yalnızken daha da bir koyulaşır. Hayatın omuzlarda hissedilebilir olan yükü daha da bir ağırlaşır. Yaşam her şeyiyle daha da zorlaşır. Göze görünen sadece olumsuzluklar, dertler, sıkıntılar olmaya başlar. Güzele dair ne varsa kalpteki yankısını kaybeder. Sonrasında dile şarkılar dökülür: “Hep yalnızlık var sonunda, yalnızlık ömür boyu” diye. İstenilen ve hatta ötesinde hazırlanan yalnızlıktan şikâyetler başlar. Dönemez kendisine yardım için gelen kişiye söylediği “yalnız kalmak istiyorum” sözünden ama ihtiyaç aşikârdır; yalnız kalmamak. Göz gezdirme başlar telefon defterinde. Yüzlerce isim geçer gözlerden, yüzlerce sima zihinden, bir türlü yakın hissedemez kimseyi kendine aramak, konuşmak, dertleşmek için. En zayıf yanıyla, en çaresiz haliyle kendisini gösterebilecek kadar güven duyduğu kimse yoktur. Yalnız kalma arzusu gerçek olmuştur ama geç de olsa fark eder ki istediği bu değildir. Hatta istemediği, devamlı kaçtığı budur. Elemi arttıkça artar, bir yüreğin kaldırabileceğinden fazla bir yük olur.

Böyle olunca yalnız kalmama zarureti de daha acil bir hal alır. Vurur kendini sokaklara. Temiz, güvenilir, dayanılır bir nasiye göreyim de tanıdık tanımadık fark etmez biraz halleşeyim ister. Şart değildir derdini anlatması, sıkıntılarından bahsetmesi. Hava durumunu konuşsa bile yetecektir ona fazlasıyla. Yeter ki dinleyen, sevgi dolu bir gözle ve candan, dikkatle dinlesin onu. Saatlerce dolaşır da bulamaz aradığını ve sonra yorgunluktan çaresiz duvarlara yasladığı vücudunda kalan bütün gücüyle bağırır sesi soluk gibi çıksa da:

“YALNIZ KALMAK İSTEMİYORUM”

Kaynak: Mehmet Dinç, Altınoluk Dergisi, Sayı: 371, Ocak 2017

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

  • bende be bende bende kalmak istemiyorum artık :S

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.