Yahûdilikte Peygamberlik Anlayışı

Yahûdîlikte peygamber anlayışı nasıl? Yahûdîlere göre kaç çeşit peygamber var ve asıl görevleri neler? Peygamberliğinin sahihliği için ne gibi özelliklere sahip olması gerek? Yahûdîlikte peygamber anlayışı sizler için derledik...

Yahûdîlikte Hazret-i İbrâhîm’den başlamak üzere toplam kırksekiz peygamber vardır. Daha önce peygamber gelmemiştir. Bu kırk sekiz peygamberin onaltı tanesi kanonik, yâni Kitâb-ı Mukaddes’te kendilerine yazı nisbet edilen peygamberdir. Yedi tanesi de kadın peygamberdir.

Tevrât’a göre sahte ve hakîkî olmak üzere iki çeşit peygamber vardır. Bu kırksekizin dışında kalan peygamberler, sahtedir. Onları peygamber kabûl etmezler.

Hakîkî peygamber;

  1. İnsanları Allâh’a kulluğa çağırmalı ve Allâh’tan başka ilâhların peşinden gitmemelidir. (Yeremya, 14/14, 23/21, 32)
  2. İstikbâle âit haberler vermeli ve söyledikleri de tahakkuk etmelidir. (Tesniye, 18/20-22)

Bu iki şartın dışında, İslâm Dîni’ndeki gibi peygamberler için vâcib olan beş sıfat yoktur. Benî İsrâîl dîninde peygamberler, hîle-hurda yapabilir, zânî ve zâlim olabilir; yalan söyleyebilir; sırf kendisini düşünen bencil bir karakter çizebilir vs.

Hattâ yahûdîlerin, peygamberlerinden bahsediş şekilleri, kendi koydukları bu iki şartla dahî tenâkuz hâlindedir. Meselâ muharref Tevrât’ta Hârun Peygamber, altın buzağıyı yapıp buna tapılmasını emretmekle suçlanır. (Çıkış, 32/1-5, 24, 35) Yahûdîler, Hârun -aleyhisselâm-’ı bir peygamberden ziyâde Hazret-i Mûsâ’nın yardımcısı ve bir kâhin olarak kabûl ederler. Onlar hâdiseyi, “Hârûn -aleyhisselâm-, putu kavminin baskısıyla yaptı.” şeklinde te’vîl etseler de, bu, peygamberlik vazîfesinin hakîkatiyle aslâ bağdaşmaz. Çünkü peygamberler, te’yîd-i ilâhîye mazhardırlar. Kur’ân-ı Kerîm ise, bu iftirâyı şiddetle reddederek, hâdisenin doğrusunu haber vermiştir. Buna göre Hazret-i Hârûn, putu yapan değil, buzağı putunun yapılmasını engellemeye çalışan, hattâ bu yüzden putperestliğe meyleden bir kısım İsrâîloğulları tarafından linç edilme tehlikesiyle karşı karşıya kalan bir peygamberdir.[1]

Yâni, Allâh inancı gibi, peygamberlik anlayışı da kendilerine has bir keyfiyet arz etmektedir. Peygamberlik anlayışı, pek çok çelişkili telâkkîlerle doludur. Nitekim Hazret-i Âdem, Hazret-i İdrîs, Hazret-i Nûh ve diğerleri peygamber olarak kabûl edilmez. Ancak bunlarda yine de alt derecede bir nübüvvet vazîfesi vardır. Zîrâ Eski Ahid’in Tekvîn Kitâbı’nda Tanrı’nın bunlara zaman zaman vahiyde bulunduğu ifâde edilmektedir. Aynı şekilde Hazret-i Dâvûd ve Hazret-i Süleyman’ın kral olarak kabûl edilmelerine rağmen, yine de Tanrı’yla bir vahiy irtibâtı içinde oldukları görülmektedir.

Yahûdîler, bazı peygamberlere garip ve aslâ kabûl edilemeyecek sıfatlar yakıştırırlar. Onlara göre:

  1. Hazret-i Nûh, Tûfân’dan sonra üzüm yetiştirip şarap üreten ve içki içen bir alkoliktir. Birgün o kadar içer ve kendinden geçer ki, çadırının içinde sızıp kalır. Bu sırada küçük oğlu Hâm, içeri girer. Bakar ki babası çıplak… Diğer kardeşleri Sâm ve Yâfes’e söyler. Onlar gelip babasının üzerini örterler. Nûh ayılınca, küçük oğlunun kendisine kötülük yaptığını anlar...

Bunun üzerine Nûh, bu işi yapan oğlunu değil de, oğlunun oğlunu, yâni torunu Kenan’ı lânetler. Bu yüzden Kenan adı, Yahûdîlik’te en kötü isimlerden biri olarak kabûl edilir. (Tekvîn, 9/20-29)

  1. Hazret-i Lût, Tevrât’a göre kızlarıyla zinâ etmiştir. Sodom ve Gomore şehirleri helâk edildikten sonra Hazret-i Lût ve iki kızı kurtulur. Bir mağaraya sığınırlar. Hazret-i Lût, uykuya dalar. Kızları:

“–Memlekette neslin devâmı için varabileceğimiz er kişi kalmamıştır. Babamıza şarap içirelim!..” diyerek babalarıyla zinâ ederler. (Tekvîn, 19/30-36)

  1. Hazret-i Ya’kûb, babasının duâsını alma husûsunda ikiz kardeşi Iys’a hîlekârlık yapar. (Tekvîn, 27. bâb) Yine Hazret-i Ya’kûb’un kayınpederi ile yapmış olduğu anlaşmada bir hîleye başvurarak sürünün en iyi koyunlarını kendisine ayırdığı söylenir. (Tekvîn, 30/32-42, 31/7-16)
  2. Hazret-i Dâvûd, pek çok karısı olan bir kraldır. Buna rağmen komutanı Urya’nın karısını görünce, gönlü ona kayar ve onunla zinâ eder. Sonra da Urya’yı bir savaş hîlesiyle öldürtür. Cezâ olarak da doğan ilk çocuğu vefât eder. İkinci çocuk Hazret-i Süleyman’dır. Yahûdî kutsal kitâbında bu fiil anlatılır ve Hazret-i Dâvûd için sâdece: “Rabbin gözünde kötü olanı yaptı.” denilir. (II. Samuel, 11/2 - 12/22)
  3. Hazret-i Süleyman’ın bin tane karısı vardır. Ancak o da âhir ömründe putperest kadınların peşinde koşarak putlara tapar. Böylece Hazret-i Süleyman’ın da “Rabbin gözünde kötü olanı yaptığı” nakledilir. (I. Krallar, 11/1-7)

Bunların dışında bazı peygamber yakınları hakkında da yakışıksız isnatlarda bulunulur. Meselâ Hazret-i Ya’kûb’un oğlu Yahuda, gelini ile zinâ eder. (Tekvîn, 38/12-26) Ya’kûb’un diğer oğlu Ruben’in, babasının câriyesi ile münâsebette bulunduğu söylenir. (Tekvîn, 35/22) Ayrıca Hazret-i Dâvûd’un bir oğlu, üvey kız kardeşi ile (II. Samuel, 13. bab), diğer oğlu ise babasının câriyesi ile zinâ eder. (II. Samuel, 16/15, 20-23)

Elbette bunların hepsi, yahûdîlerin ortaya attıkları çirkin iftirâlardır. Onlar bu iftirâlarla da kalmamış, pek çok peygamberlerini de öldürmüşlerdir. Nitekim Hazret-i Zekeriyyâ ve oğlu Hazret-i Yahyâ, yahûdîler tarafından öldürülen iki mazlûm peygamberdir.

Yahûdîlerin bu hâlini, Kur’ân-ı Kerîm şöyle açıklar:

“Sözlerinden dönmeleri, Allâh’ın âyetlerini inkâr etmeleri, haksız yere peygamberleri öldürmeleri ve «kalblerimiz kılıflanmıştır» demeleri sebebiyle (onları lânetledik! Onların kalbleri kılıflı değil) tam aksine küfürleri sebebiyle Allâh, o kalbler üzerine mühür vurmuştur; pek azı müstesnâ artık îmân etmezler.” (en-Nisâ, 155)

Allâh Teâlâ, Fâtiha Sûresi’nde de yahûdîlerden:

“el-mağdûbi aleyhim: (ilâhî) gazaba uğramış olanlar!” diye bahseder.

[1] Bkz. el-A’râf, 150; Tâhâ, 90-94.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Nebiler Silsilesi-2, Erkam Yayınları

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.