Vesayet, Vasi ve Kayyım Nedir?

Vesayet, vasi ve kayyım ne demektir? Vesayet, vasi ve kayyımın sözlük anlamı.

Vesayet sözlükte; birisine ölümünden sonra yerine getirilmek üzere verilen tasarruf hakkını ifade eder. Daha çok küçüklük veya kısıtlılık nedeniyle eksik ehliyetli olan kimse adına tasarrufta bulunma anlamında kullanılır. Çoğulu “vesâyâ”dır. Vasiyet bir fıkıh terimi olarak şöyle tarif edilebilir: “Bir kimsenin sağlığında veya ölümünden sonra bir veya birden çok işleri yerine getirmek veya tasarruflarda bulunmak üzere başka birisini görevlendirmesidir.” Bu işi üstlenen kişiye “vasî” denir. Çoğulu “evsıyâ” dır.

Günümüz hukuk siteminde vasinin tanımı şöyledir: Velâyet altında bulunmayan kısıtlı kişilerin menfaatlerini korumak için sulh mahkemesi tarafından tayin edilen kanunî temsilcidir. Asliye hukuk mahkemesi ise denetim görevi yapar. İhtiyaç duyulduğu takdirde vesayet istisnâî olarak bir aileye verilebilir.[1]

Vasi vesayet altındaki küçüğün veya kısıtlının kişiliği veya mal varlığı ile ilgili bütün menfaatlerini korumak ve hukukî işlemlerde onu temsil etmekle yükümlüdür.

KAYYIM NEDİR?

Kayyim da kısıtlı kimselerin işlerini üstlenen kimse olup; belli bir işin görülmesi veya bir mal, şirket ya da kuruluşun yönetilmesi için yetkili makamlarca tayin edilen kişi ya da kişileri ifade eder. Camilerin temizlik ve aydınlatma işlerini gören kimseye de “kayyim” denilir. Vakıf kayyimi ise mütevelli tarafından; kendisine vakfın korunması, gelirlerinin toplanması ve vakfın sarf yerlerine harcanması görevi verilen ve vakıf mütevellisinin idaresi altında bulunan kimsedir. Buna göre, mütevellinin yetkisi daha geniştir.[2]

Vasinin göreceği işler; malların idare ve korunmasından ibaretse, günümüzdeki “vasiyeti tenfiz memuru”, vasiyetçinin çocuklarının işlerini yürütmeyi kapsıyorsa “vasî” görevi söz konusu olur.

VESAYET ALTINA ALINMA NEDENLERİ

Bir kimsenin Vesayet altına alınmasını gerektiren kısıtlılık (hacr) halleri altı tane olup şunlardır.

1) Yaş küçüklüğü,

2) Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı,

3) Bunama,

4) Akıl zayıflığı,

5) Sefihlik,

6) Malın borca batık olması.[3]

TMK. na göre vesayeti gerektiren durumlar şunlardır: 1) Küçüklük, 2) Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı, 3) Savurganlık, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı, kötü yönetim, 4) Bir yıl veya daha fazla özgürlüğü kısıtlayıcı ceza, 5) Kişinin yaşlılık, engellilik, deneyimsizlik veya ağır hastalık sebebiyle işlerini gerektiği gibi ispat ederek vesayet isteğinde bulunması. Yetili makamın ilgiliyi dinlemesi ve bilirkişi raporu istemesi gerekir.[4]

VASİ ÜÇ ÇEŞİTTİR

Vasî üç çeşittir. İslâm devlet başkanının vasîsi, hâkimin belirleyeceği vasî veya kişinin serbestçe belirleyeceği vasî.

1. İslâm devlet başkanının vasîsi

İslâm devlet başkanı, ehil birisini kendinden sonra başkan olmak üzere aday gösterebilir. Nitekim Hz. Ebû Bekir (ö.13/634) kendisinden sonrası için Hz. Ömer’i (ö.23/643) aday göstermiş, Ömer (r.a.) de devlet başkanı seçim işini “şûrâ”ya bırakmıştır. Bu uygulama sahabe topluluğunun önünde gerçekleşmiş ve karşı çıkan olmamıştır.[5]

2. Hakimin belirleyeceği vasî

Bu, eksik ehliyetli kişinin işlerini yürütmede hâkimin kendisine yardımcı olduğu vasî olup, hakim tarafından tayin edilir.

3. Kişilerin seçeceği vasî

Bir kimsenin sağlığında iken, ailesinden eksik ehliyetlilerin işlerini ölümünden sonra yönetmek üzere başka birisini tayin etmesidir. Vesayet, küçük yaşta yetim ve öksüz kalan veya işlerini idare edemeyecek şekilde akıl hastalığına veya bunamaya maruz kalan kimselere Allah rızası için yardımcı olmak üzere konulan koruyucu bir yönetimdir.

Mısırlı Kadri Paşa’nın (ö.1306/1888) hazırladığı Aile Kanunu 435 nci maddede kişinin ölmeden önce belirleyeceği vasi konusu şöyle düzenlenmiştir: “Bir kimse ölümünden sonra, bir şahsı işlerini yürütmek veya tasarrufta bulunmak üzere vasi tayin etmek gayesiyle icapta bulunsa, o zat da vesayet görevini vasiyetçi (mûsî) hayatta iken kabul etse Vesayet tamam olur ve vasîyi bağlar. Vasî, vasiyetçinin ölümünden sonra Vesayet görevinden çekilemez. Ancak vasiyetçi istediği zaman görevden çekilebileceği şartıyla kendisini vasî tayin etmişse, Vesayetten istediği zaman çekilebilir.”

İslâm, hakları korunacaklar arasında özellikle yetimlere ayrıcalık vermiştir. Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurulur:

“Yetimin malına olgunluk yaşına ulaşıncaya kadar en güzel olanın dışında yaklaşmayın.”[6]

“Sana yetimlerin durumunu sorarlar. De ki: Onların işlerini düzeltmek, kendileri için daha hayırlıdır. Eğer onları aranıza alırsanız onlar sizin din kardeşlerinizdir. Allah işleri bozanla düzelteni bilir. Eğer Allah dileseydi sizi zor durumda bırakırdı. Şüphesiz ki Allah mutlak üstün, tam hüküm ve hikmet sahibidir.”[7]

Dipnotlar:

[1]. TMK. 396, 397 vd. [2]. Mehmet Erdoğan, Fıkıh ve Hukuk Terimleri, Ensar Neşriyat, 2. Baskı, İstanbul 2005. [3]. Kadri Paşa Kodu, mad. 482, bk Mecelle, mad. 941, 943-946, 957-960. Krş. T.M.K. 404-408. [4]. KMK. Mad. 404-409. [5]. Şirâzî, age, Mısır, t.y., I, 449. [6]. En’âm, 6/152. [7]. Bakara, 2/220.

Kaynak: Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Delilleriyle Aile İlmihali, Erkam Yayınları

AİLE NEDİR?

Aile Nedir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.