Vedâ Tavafı (sader)

Vedâ tavafı (sader) nedir, nasıl yapılır? Vedâ tavafı (sader) hükmü ve yapılışı.

Vedâ tavafı (sader): Vedâ tavafı Mekkeli olmayan ve bu hükümde bulunmayan, uzak yerlerden gelen Âfâkî hacıların Mekke’den ayrılmadan önce yapmaları gereken en son tavaftır. Bu tavaf Mâlikîler’e göre mendup, diğer mezheplere göre ise vâciptir. Buna sader tavafı da denir. Sader, “ayrılmak, veda etmek” demektir.

Mekke’de, Harem bölgesi içinde ve mîkât sınırları içinde oturanların vedâ tavafı yapması gerekmediği gibi, henüz vedâ tavafını yapmadan âdet gören veya loğusa olan ve temizlenemeden Mekke’den ayrılmak durumunda kalan kadınlardan da bu vedâ tavafı düşer. Fakat bu bayanlar, Mekke’den ayrılmadan önce temizlendikleri takdirde, yola çıkmadan önce vedâ tavafını yapmaları gerekir.

Vedâ tavafını yapmadan Mekke’den ayrılan âfâkî, mîkât sınırından çıkmadan önce geri dönüp ihramsız olarak bu tavafı yaparsa ceza düşer. Mîkât dışına çıkmışsa, yeniden ihrama girerek, umre yapar ve arkasından vedâ tavafını kaza edebilir. Aksi takdirde vâcibi terkettiği için kurban cezası gerekir.

VEDA TAVAFI NEDİR?

Arafat vakfesinden sonra bayram günlerinde veya sonrasında ilk yapılan tavaf hangi niyetle yapılırsa yapılsın ziyâret tavafı olur. Ziyâret tavafından sonra yapılan her tavaf da vedâ tavafı sayılır.

Hanefîlere göre vedâ tavafını Mekke’den ayrılırken yapmak daha faziletli ise de önceden yapmak da câizdir. Bu takdirde Mekke’den ayrılırken yeniden yapmak gerekmez. Vedâ tavafını yaptıktan sonra Harem-i Şerîf’e gidip namaz kılmakta veya tavaf yapmakta bir sakınca bulunmaz. Bu durumda en son yapılan tavaf “vedâ tavafı” olur.

Şâfi ve Hanbelîler’e göre vedâ tavafı Mekke’den ayrılırken yapılır, daha önce yapılmışsa iâdesi gerekir.[1]

Dipnot:

[1] bk. Kâsânî, age, II, 125-133, 143 vd.; Meydânî, age, I, 184, 189, 191; İbn Kudâme, age, III, 370, 440, 442, 444, 458-465.

Kaynak: Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslam İlmihali, Erkam Yayınları

VEDA TAVAFI NEDİR?

Veda Tavafı Nedir?

TAVAF ÇEŞİTLERİ NELERDİR?

Tavaf Çeşitleri Nelerdir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.