Vatanın Selâmeti
Vatanın selâmetinin önemi nedir?
Din vatanda yaşanır. Ümmetin birlik ve beraberliği, huzur ve selâmeti için, vatan ve millet uğrunda da fedâkârlık bir zarûrettir.
Fedâkârlık, Cenâb-ı Hak indinde, çok makbul olduğu için; zaferler dâimâ büyük fedâkârlıklar neticesinde zuhûr eder.
Çanakkale’de sayıları yüz binleri bulan Mehmetçikler, bayraklarına da işledikleri üzere; Allah, nâmus, vatan ve ittihâd için canlarını fedâ ettiler.
Fedâkâr analar, -kurbanlık koçları işaretlemek için kına yakıldığı gibi- evlâtlarını Allah yolunda şehîd olsun diye, cephelere kınalayıp gönderdiler. Evlâtlarını fedâkârlığa teşvik etmek için;
“–Ezanımız susacaksa, vatanımız kâfirlerin eline geçecekse, siz de dönmeyin!” diye tembihlediler.
Çanakkale cephesinde Binbaşı Lütfi Bey;
“–Yetiş yâ Muhammed; kitâbın elden gidiyor.” diye haykırıyordu. Uhud’da fedâkâr ashâbın;
“–Allah Rasûlü’ne bir şey olduysa biz neden yaşayalım!” demeleri gibi, Çanakkale’de, Millî Mücadele’de bu milletin evlâtlarını cansiperâne şehâdete koşturan düstur, Allah için fedâkârlık rûhuydu.
İşte bir misal:
Çanakkale Harbi’nde gösterdiği müstesnâ gayretlerle büyük faydalar sağlayan, sînesi îman dolu Zâbit Muzaffer; daha sonra koştuğu Doğu Cephesi’nde kanlı bir çarpışma esnasında ağır bir şekilde yaralandı.
Ateş hattında çarpışan ve vazifesi başında şehîd olan Zâbit Muzaffer Bey, son nefesinde artık sesinin çıkmadığı ve gözlerinin bir şey anlatamadığı dakikada, cebinden bir zarf çıkardı; sonra yerden bir çöp parçası alarak yarasından akan kanlara batırıp yazmaya başladı:
“–Asker! Kıble ne tarafta?!.”
Etrafındakiler; rûhunu, Beytullâh’a yönelerek Allâh’a teslim etmek isteyen Muzaffer Bey’i kıbleye çevirerek onun bu arzusunu yerine getirdiler. Yüzü vuslat neşesiyle dolan zâbit, muazzez rûhunu şehîden Rabbine teslim eyledi.
Hâsılı;
Ferdin mânevî tekâmülü, ailenin huzuru, milletin selâmeti ve iki cihan saâdeti, hepsi Allah yolunda fedâkârlık ve îsârı îcâb ettirir. İlâhî yardımı celbeden bu ulvî meziyetin yaşatılması, bu ahlâkın zıddı olan hodgâmlık / bencillik ve cimriliğin bertaraf edilmesi dînî ve millî bir zarûrettir.
Rabbimiz; Allah Rasûlü’nün ve ashâbının o kâ‘bına erişilmez fedâkârlık, ferâgat ve îsâr ahlâkından bizlere de nasîb eylesin.
Fedâkârlığın ulvî lezzetini tadabilen bahtiyar kulları zümresine bizleri ve nesillerimizi ilhak buyursun. Âmîn!..
Kaynak: Osman Nuri Topbaş Hocaefendi, Yüzakı Dergisi, Yıl: 2026 Ay: Mayıs, Sayı: 255












YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!