Ulbe bin Zeyd’in (r.a.) Sadakası

Abdullah Sert Hocaefendi, sahabi Ulbe bin Zeyd’in (r.a.) malı olmasa da infak eden yüce gönlünü ve ihlasını anlatıyor.

Aşağıdaki video maddi imkansızlıklar nedeniyle cihada katılamayan sahabi Ulbe bin Zeyd’in (r.a.) dokunaklı hikayesi üzerinden ihlas ve fedakarlığın derinliğini anlatmaktadır.

SAHABİ ULBE BİN ZEYD’İN (R.A.) KABUL OLAN SADAKASI

Gerçekten ihtiyaç sahibi fakir Müslümanlardan Ulbe bin Zeyd (r.a.), gecenin bir kısmı geçince kalktı, namaz kıldı ve Allah’a şöyle yalvardı:

“Ey Allah’ım! Sen cihada çıkmayı emrettin ve teşvik buyurdun. Hâlbuki beni, üzerine binip Resûlünle birlikte cihada çıkabileceğim bir hayvana sahip kılmadın. Ben Resûlullah’la birlikte gitmeyi çok arzu ediyorum; fakat yâ Rabbi, benim üzerine bineceğim bir hayvanım bile yok.

Sonra Resûlullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) gittim. Onun elinde de beni üzerine bindirecek bir hayvan bulunmadı. Ne yapacağım şimdi? Ben Allah’ın Resûlü ile cihada gitmek istiyorum; fakat ne benim imkânım var ne de Resûlullah’ta bana verecek bir şey… O da mahcup oldu ve: ‘Sana verecek bir şey bulamadım’ buyurdu.

Ey Allah’ım! Ben bugüne kadar maldan, bedenden ve eşyadan üzerime düşen sadakaları verdim. Bana nasip ettiğin şu bir parça malımı da tasadduk ediyorum. Hepsi bu…”

Sabah olunca Resûlullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) geldi ve dedi ki:

“Yâ Resûlallah! Elimde sadaka olarak verebileceğim bir şey yok. Sadece şu bir parça eşyam var; onu tasadduk ediyorum. Ayrıca beni üzen, bana kötü söz söyleyen ya da benimle alay eden kimselere de hakkımı helâl ediyorum.”

Burası çok önemlidir, kıymetli kardeşlerim. Hatta şu rivayet de vardır:

“Ey Rabbim! Bugüne kadar herhangi bir Müslümanın üzerinde benim bir hakkım varsa, ben o haktan da vazgeçiyorum. Madem verecek hiçbir şeyim yok, bari Müslümanlar üzerindeki haklarımı sadaka olarak veriyorum. Eğer biri benim aleyhimde konuştuysa, benim için kötü bir söz söylediyse ya da gıyabımda benimle alay ettiyse; bunların hepsini bağışlıyorum. Benim infakım da bu olsun.”

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), aşk, muhabbet, ihlâs ve sehavetle dolu olduğu kadar engin bir müsamaha ve merhametle de yüklü olan bu sözler karşısında sadece şunu buyurdu:

“Ey Ulbe! Allah sadakanı kabul etsin.”

Başka da bir şey söylemedi.

Ertesi gün ise ona şöyle buyurdu:

“Ben senin sadakanı kabul ettim. Seni müjdeliyorum: Muhammed’in varlığı kudret elinde bulunan Allah’a yemin ederim ki, sen sadakası kabul olunanların divanına yazıldın.”

Evet, neden? Çünkü gönlün o kadar genişti ki, haklarından bile vazgeçtin. Kimseyle bir hesabın kalmadı.

İşte değerli kardeşlerim… Gerçekten sevgili Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) ve onun şahsında İslâm’ın inşa ettiği toplum böyle bir toplumdu.

Peki biz bugün böyle miyiz?

Böyle olmaya gayret etmeliyiz. Ama nasıl olacak? Ferden ferde herkes kendi dünyasına bakacak, kendi hayatını gözden geçirecek. Ayet-i kerimelerde ve hadis-i şeriflerde bir mümin için, bir Müslüman için olması gereken ne varsa; “Ben bunların ne kadarındayım?” diye kendine soracak.

İslam ve İhsan

SADAKASI KABUL OLUNAN SAHABİNİN SIRRI

Sadakası Kabul Olunan Sahabinin Sırrı

ZEKAT VE SADAKA VERMENİN HİKMETLERİ

Zekat ve Sadaka Vermenin Hikmetleri

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle