Türkiye-israil İlişkileri Düzeliyor mu?

Türkiye-İsrail ile ilişkilerin normalleşmesi konusunda netleşen bir durum yok ama o yönde adımlar atıldığı ifade ediliyor. İşte son dönemde Türkiye-İsrail ilişkilerinin arka planı...

Ortadoğu’da dengelerin değiştiği, Türkiye’nin köşeye sıkıştırılmaya çalışıldığı bir dönemde, Ankara ile Tel Aviv arasındaki görüşmeler çokça tartışıldı. Mavi Marmara katliamı ile başlayan gerilimli 5 yılın ardından Türkiye ile İsrail normalleşme sürecine mi giriyordu? Türkiye, bölgede sıkıştırılmasının da etkisiyle dış politikasında özellikle İsrail ile ilişkilerinde bir değişikliğe mi gidiyordu? Daha yalın ifadeyle her konjonktürde Filistinlilerin yanında yer alan, neredeyse dünyada tek insani politika üreten Türkiye reel politik gerçekler sebebiyle Filistinlileri yüz üstü mü bırakıyordu?

Başbakan Ahmet Davutoğlu bu yöndeki soru işaretlerini ve endişeleri “Kim, ‘Türkiye Filistin’e olan desteğini gözardı ederek İsrail ile yakınlaşıyor’ derse, bize en büyük bühtanı yapar. Biz gece rüyalarımızda bile Filistin’i unutmayız” şeklindeki net ifadeleriyle giderdi.

Türkiye-İsrail ile ilişkilerin normalleşmesi konusunda netleşen bir durum yok ama o yönde adımlar atıldığı ifade ediliyor. Ankara, üç şart kabul edilirse neden olmasın diyor. Özür gerçekleşti. Tazminat konusunda ilerleme var. Geriye Gazze’ye uygulanan ablukanın kalkması kalıyor. O konuda İsrail’in nasıl bir adım atacağı merakla bekleniyor. İsrail’in, ilişkilerin normalleşmesi konusunda istekli olmasının arkasında Akdeniz’de bulduğu doğalgazı Batı’ya ulaştırmanın en ekonomik yolunun Türkiye’den geçmesi gösteriliyor.

Mısır’ın, Doğu Akdeniz’de büyük rezervler bulmasının ardından Mısır pazarı İsrail açısından kapandı. Bölgedeki en istikrarlı müşteri Türkiye ve oradan uzanılacak Avrupa ülkeleri olacağı beklentisi var.

İsrail’in Türkiye ile uzlaşı arayışlarının bir başka nedeni gazın bir an önce uluslararası piyasalara ulaştırılması. Bu arada Filistin devletini kabul eden ülkelerin sayısının artması ile Doğu Akdeniz’den çıkan doğalgazda Filistin devletinin de hakkının olacağı  gerçeğinin hukuki bir boyut kazanması gündemde. Bu da bölgeyi daha hararetli hale getiriyor.

Kaynak: Beytullah Demircioğlu, Altınoluk Dergisi, 359. Sayı, Ocak 2016

İslam ve İhsan

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.