Türkiye 3 Milyon Suriyeli İçin Güvenli Bölge Önerdi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın BM'de önerdiği güvenli bölge, 3 milyona kadar Suriyelinin yerleşebileceği bir alanı işaret ediyor. 

Türkiye'nin önerdiği 480 kilometrelik hatta yayılan güvenli bölge, 3 milyona kadar Suriyelinin yerleşebileceği bir alana karşılık geliyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın dün Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulunda tarif ettiği güvenli bölge, Türkiye sınırı boyunca 480 kilometrelik hattı kapsıyor.

30 kilometre derinlikteki alan, Cerablus, Münbiç, Aynularab (Kobani), Tel Abyad, Suluk, Rasulayn, Dırbasiye, Amude, Kamışlı ve Malikiyye yerleşimlerini içine alıyor.

Fırat Kalkanı Harekatı'nda terörden arındırılan Cerablus ilçesi dışındaki yerleşimler, terör örgütü YPG/PKK'nın işgalinde bulunuyor. 

M4'Ü İÇİNE ALMASIYLA SİVİLLERİN GÜVENLİĞİ SAĞLANACAK

Güvenli bölgenin sınırını, Suriye'nin doğusunu batısına bağlayan M4 kara yolu oluşturuyor. 
M4'ün güvenli bölge içerisinde olmasıyla, YPG/PKK'nın bölgeye erişmesi ve silahlı faaliyetler yürütmesinin engellenmesi amaçlanıyor.

YPG/PKK, halihazırda söz konusu kara yolunu, lojistik ve ticari faaliyetleri için kullanıyor. 

İLK ETAPTA 1-2, SONRASINDA 3 MİLYON SURİYELİ YERLEŞEBİLECEK

Erdoğan, BM'deki konuşmasında hedefin ilk etapta kurulacak bu alana 1-2 milyon Suriyeliyi yerleştirmek olduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bölgenin derinliğinin Rakka-Deyrizor hattına indirildiği takdirde ise Türkiye, Avrupa ve dünyanın diğer bölgelerinden dönecek Suriyeli sayısının 3 milyona kadar çıkabileceğini ifade etti.

Suriye'de 8 yılı aşkın süredir devam eden iç savaşta, 5 milyon 642 bin sivil, mülteci konumuna düştü. Bunlardan 3 milyon 660 binden fazlası Türkiye'de barınıyor.

Terör örgütü YPG/PKK, Suriye'nin üçte birini, Türkiye sınırının ise dörtte üçünü işgal ediyor.

Kaynak: AA
 

 

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.