Tilavet Secdesi Nedir?

Tilavet secdesi nedir, nasıl yapılır? Tilavet secdesi neden yapılır? Tilavet secdesi ile ilgili ayet ve hadiler var mıdır? Tilavet secdesinin hükmü ve yapılışı.

Kur’an-ı Kerim’de ondört yerde geçen secde âyetlerinden birini okuyan veya dinleyenin yapması gereken secdeye “tilâvet secdesi” denir. Hz. Peygamber’in, içinde secde âyeti bulunan bir sûreyi okuduğunda secde ettiği, sahâbenin de onunla birlikte secde ettikleri nakledilmiştir.

TİLAVET SECDESİNİN DAYANDIĞI DELİLLER

Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Onlara ne oluyor ki, iman etmiyorlar ve kendilerine Kur’an okunduğunda, secde etmiyorlar” [1] Bir kimse ancak vâcip olan işi yapmamaktan ötürü kötülenir. Diğer yandan bu secde namaz içinde yapılan secdedir, bu yüzden de namaz secdesi gibi vâcip olur. Abdullah İbn Ömer (r.a)’ten, şöyle demiştir: “Nebî (s.a.s), biz yanında olduğumuzda secde âyetini okur, ardından secde eder, biz de onunla birlikte secde ederdik. Öyle ki, içimizden bazıları, izdihamdan dolayı, secde için yüzünü koyacağı bir yer bulamazdı!” [2]

Hz. Peygamber Mekke’de müşriklerin de bulunduğu toplulukta Necm sûresini okumuş, 19 ve 20 nci âyetlere gelince, Allah için secde etmişti. Bu âyetlerde Lât, Uzza ve Menat adlı putlardan söz edildiği için müşrikler de secde etmiş, böylece mü’minlerle müşrikler arasında, farklı niyetlere dayalı bir eylem birliği oluşmuştu. Tarihte bu olaya Garanik Olayı denir. Bu arada Ümeyye İbn Halef secde yapmadığı için, bir sahabe yerden aldığı toprağı yüzüne sürmüş, o da “bu bana yeterli olur” diyerek alay etmişti. Ancak kendisi daha sonra küfür ehli olarak öldürülmüştür.[3] Necm sûresinde secde âyeti, son âyet olan 72. âyettir. Bu yüzden Hz. Peygamber’in, putların adının geçtiği âyetlerin hemen ardından, 72. secde âyetine geçmiş olması da muhtemeldir. Zeyd İbn Sâbit (r.a)’in, “Hz. Peygamber, daha sonra Necm sûresini okuyunca tilâvet secdesi yapmadı.” [4] sözlerini de .19 ve .20 âyetler olarak değerlendirmek uygun düşer.

Ebû Hüreyre’den rivâyete göre Nebî (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Âdemoğlu secde âyetini okuyup secde edince, şeytan ağlayarak uzaklaşır ve şöyle der: “Vay benim hâlime! Âdemoğlu secde etmekle emrolundu ve hemen secde etti, bu yüzden cennet onundur. Ben ise secdeyle emrolundum, fakat secde etmekten kaçındım, bundan dolayı cehennem benimdir.” [5]

Yukarıdaki delillere dayanarak Hanefîler tilâvet secdesinin vâcip olduğunu söylemiştir.  Diğer üç mezhebe göre ise tilavet secdesi sünnettir. Çoğunluğun delili; Zeyd İbn Sâbit (r.a)’den nakledilen; “Hz. Peygamber’e Necm sûresini okudum ve bizden hiçbir kimse secde etmedi” [6] hadisi ile Hz. Ömer’in Nahl sûresindeki secde âyetini ikinci cumada okuduğu zaman, cemaatı secde yapıp yapmamakta serbest bırakmasıdır. O şöyle demiştir: Secde eden sevap kazanmış olur, secde etmeyene ise bir günah yoktur. Hz. Ömer, kendisi secde etmemiştir. Abdullah İbn Ömer’in rivâyetinde şu ilâve vardır: “Allah bize secde etmeyi farz kılmamıştır. Ancak kendiliğimizden dilersek yaparız” [7]

TİLAVET SECDESİNİN SEBEBİ VE YAPILIŞI

Ondört tane secde âyeti dikkatlice incelendiğinde, bunların bir bölümünde müşriklerin Yüce Allah’a boyun eğmedikleri ve secde etmekten kaçındıkları anlatılır. Bir bölümünde ise mü’minler/muhataplar doğrudan secde etmekle emrolunur. Buna göre secde âyetlerini okuyan veya işiten kimse, hem Allah’ın emrine uymak ve hem de müşriklerin ısyanına tepki göstermek üzere secde yapmış bulunur. İmama uyan kimseler, secde âyetini işitmeseler de, imamla birlikte secde etmeleri gerekir.

Tilâvet secdesi şöyle yapılır: Bu secdeyi yapacak kişinin abdestli, beden ve giysilerinin temiz ve avret yerlerinin de örtülü olması şarttır. Tilâvet secdesi yapmak niyetiyle kıbleye dönülür ve eller kaldırılmaksızın “Allahu ekber” diyerek secdeye varılır. Üç kere “sübhane Rabbiye’l-a’lâ (En yüce olan Rabb’imi bütün noksan sıfatlardan tenzih ederim)” denildikten sonra, yine Allahu ekber diyerek secdeden kalkılır. Bu tek secdenin rüknü, Allah Teâlâ’yı yüceltmek için yüzü yere koymaktır. Ancak namazda secde âyetinin, kıraatin sonuna rastlaması durumunda namazın rükûu ve secde yapamayan özür sahipleri için de ima, tilâvet secdesi yerine geçer.

Tilavet secdesine ayaktan inilmesi, secdeden sonra ayağa kalkılması ve bu sırada, “gufrâneke Rabbenâ ve ileyke’l-masîr (Ey Rabbimiz! Senin bağışlamanı bekliyoruz, son dönüş sanadır)” denilmesi müstehaptır. Tilâvet secdesine varılırken ve kalkarken alınan tekbirler de müstehaptır. Asıl secde ise vâciptir.[8]

TİLAVET SECDESİYLE İLGİLİ MESELELER

Hanefîlere göre namaz dışında okunan secde âyetinden dolayı yapılacak secdenin zamanı belirsiz olup geniş zaman içinde yapılabilir. Ancak özürsüz olarak geciktirmek mekruhtur. Ebû Yusuf’a göre bu secdenin, namaz dışında da hemen yapılması gerekir. Kur’an okuyanın insan olması, uyanık bulunması ve akıllı olması gerekir. Bu yüzden okuyanın cünüp, hayızlı ve nifas halinde olması, kâfir veya mümeyyiz çocuk bulunması yahut sarhoş olması bu hükmü değiştirmez. Çünkü bunların bu okuyuşları geçerli bir okuyuştur. Müslüman olan cünüp veya sarhoş kişi de okuyacağı veya işiteceği bir secde âyetinden dolayı secde ile yükümlü olur. Temizlik ve ayık halinde bu secdeyi yapmaları gerekir.

Tilâvet secdesiyle yükümlü olabilmek için her şeyden önce, dinlenen âyetin secde âyeti olduğunun bilinmesi gerekir. Buna göre dinlediği âyetler arasında secde âyetinin bulunduğunu bilmeyen kişinin secde etmesi gerekmez. Yine teyp, radyo ve televizyonda okunan Kur’an’ı dinlerken secde âyeti geçse ve dinleyen kişi bunun secde âyeti olduğunu bilmiyorsa, onun da secde etmesini beklemek uygun olmaz. Ancak okuyan kişi dinleyicileri bu konuda uyarır veya Kur’an’ın mealinden okuyan ya da izleyen kişi, secde âyeti olduğunu anlarsa, secde etmesi gerekir. Secde âyeti, temyiz gücü bulunmayan (yedi yaşından küçük) çocuktan işitilirse, en sağlam görüşe göre tilavet secdesi gerekmez. Çünkü geçerli bir okuyuş için, okuyanın temyiz gücüne sahip olması gereklidir.

Fakat âdetli veya loğusa bulunan bir kadına ne okuyacağı ve ne de işiteceği bir secde âyetinden dolayı tilâvet secdesi gerekmez. Çünkü bunlar bu halde namaz ile yükümlü değildirler.

Namaz sırasında okunacak secde âyeti için tilavet secdesi derhal vâcip olur. Çünkü bu, namazdan bir parça olmuştur, namaz dışında kaza olunamaz.

Secde âyeti namazda kıyam halinde okunsa, eğer bundan sonra üç âyetten fazla okunmayacaksa namaz için yapılacak rükû veya secdelerle, bu tilavet secdesi de yerine getirilmiş olur. Tilavet secdesine niyet edilip edilmemesi sonucu değiştirmez. Ancak üç âyetten fazla okunacaksa, bu secde âyetinden dolayı hemen bağımsız olarak rükû veya secde edilmesi gerekir. Secde edilmesi daha faziletlidir. Bu durumda, namazın rükû ve secdeleriyle bu tilavet secdesi düşmez.

Secde âyetini namazın içinde okuyan kimse, dilerse okuyacağı âyetlerin miktarına bakmaksızın derhal “Allahu ekber” diyerek tilâvet secdesine varır. Tilavet secdesi niyetiyle yalnız rükûa varması da yeterlidir. Bundan sonra yeniden ayağa kalkar, bir kaç âyet daha okur, ondan sonra namazın rükûuna ve secdelerine gider. Namazına devam eder. Eğer bir sûreyi bitirmiş ise, başka bir sûreden birkaç âyet okur. Çünkü tilavet secdesinden kalkar kalkmaz bu şekilde bir kaç âyet okumadan rükû ve secdeye varmak mekruhtur.

Namazın dışında ise, yalnız rükû etmek suretiyle tilâvet secdesi eda edilmiş olmaz. Çünkü Allah’a ta’zim, namaz dışında rükû ile yapılmış olmaz.

Secde âyeti bir namazda birden fazla yerde okunsa sağlam görüşe göre bir tilâvet secdesi yeterlidir. Çünkü meclis birdir. Ayrı ayrı rekâtlarda secde âyetinin tekrarlanması da hükmü değiştirmez. Bu Ebû Yusuf’a göredir. İmam Muhammed’e göre, değişik rekâtlarda okunursa meclis değişmiş sayılacağı için secde âyeti sayısınca tilavet secdesi gerekir.

İmam secde âyetini okuyup, secdeye varınca, cemaat imamın rükû ve secdeye vardığını sanarak rükû ve secdeye varsalar bununla namazları bozulmaz. Fakat bir secde daha yaparlarsa namaz fasit olur.

İmamın cuma ve bayram namazları ile gizli okunan namazlarda secde âyetini okuması mekruhtur. Çünkü cemaatin yanılmasına yol açabilir. Ancak secde âyeti kıraatın sonuna rastlarsa bu sakınca kalkar. Bu durumda da imamın bu namazın rükûu ile tilavet secdesine niyet etmemesi gerekir.

Bir kimse namaz kılarken rükû, secde veya oturuş halinde secde âyetini okusa yahut imama uymuş olduğu halde onun arkasında secde âyetini okusa, ne kendisine ve ne de imama uyan diğer cemaata tilâvet secdesi gerekmez. Çünkü namaz kılanlar bu yerlerde kıraattan men edilmişlerdir, bunların kıraati hükümsüzdür. Fakat bu okuyuşu dışardan duyanlara tilâvet secdesi yapmak gerekli olur.

Secde âyetini, dinleyenler secde için hazırlıklı iseler açıktan, hazır değil iseler gizlice okumak müstehaptır. Bunda cemaata karşı bir şefkat vardır.

Bir sûre okunup, içinden secde âyetinin atlanması mekruhtur. Yalnız secde âyetinin okunup, diğer âyetlerin okunmamasında ise bir kerahat yoktur. Ancak secde âyeti ile birlikte bir veya birkaç âyetin de okunması müstehaptır. Secde âyeti okununca, hemen secde yapılması mümkün olmadığı takdirde okuyan ve dinleyenin “Semi’nâ ve eta’nâ, gufrâneke Rabbenâ ve ileyke’l-masîr” (İşittik ve boyun eğdik. Ey Rabbimiz! Bağışlamanı bekliyoruz.) demesi müstehaptır.

SECDE AYETİNİN TEKRARLANMASI

Bir mecliste secde âyetinin birden fazla tekrarlanması halinde bir tilavet secdesi yeterlidir. Secdeyi ilk okuyuştan sonra yapmak daha iyidir. Başka bir görüşe göre, bu secdeyi okuyuşların sonuna bırakmak daha uygundur.

Ancak aynı secde âyeti, ayrı yer ve meclislerde tekrarlanırsa, secdenin de tekrarlanması gerekir.

Birkaç secdenin bulunduğu çeşitli âyetleri okuyan kimsenin, meclis bir olsun, ayrı bulunsun her bir âyet için ayrı bir tilavet secdesi yapması gerekir.

Açık arazide ve yoldaki meclis birliği üç adım yürümekle, yani o yerden başka bir yere geçmekle değişmiş olur. Bir evin salonunda bir köşeden diğerine geçmekle veya büyük bir camide yer değiştirmekle, mekân değişikliği gerçekleşmez. Ancak okuyan sabit bir yerde bulunmakla birlikte, dinleyen abdest almak için mescitten dışarı çıkmak gibi bir eylemle, meclis değiştirse, kendisi için secdenin vücûbu da tekrarlanır.[9]

SECDE AYETLERİNİN YERLERİ

Kur’an-ı Kerim’de ondört yerde bulunan secde âyetlerinin bulunduğu sûreler ve âyet numaraları şunlardır: A’râf, 7/206; Ra’d, 13/15; Nahl; 16/50; İsrâ, 17/109; Meryem, 19/58; Hac, 22/18; Furkân, 25/60; Neml, 27/25; Secde, 32/15; Sâd, 38/25; Fussılet, 41/38; Necm, 53/62; İnşikak, 84/21 ve Alak, 96/19.

Şâfi ve Hanbelîler’e göre de sayı ondörttür. Ancak onlar Sâd sûresindeki secdeyi “şükür secdesi” sayarken, Hac sûresinde iki tane secde âyeti kabul ederler. Mâlikîler’e göre ise sayı on birdir. Onlar Necm, İnşikak ve Alak sûrelerindeki secdeleri bağlayıcı saymazlar.[10]

Bu ondört secde âyetini bir mecliste okuyup, her biri için okudukça ayrıca bir secde yapan veya hepsini okuduktan sonra tamamına birden ondört secdede bulunan kimsenin dünyevî ve uhrevî istek, sıkıntı ve kederleri konusunda Allah Teâlâ’nın yeterli olacağı rivâyet edilmiştir.

TİLAVET SECDESİNİ BOZAN HALLER

Namazı bozan her şey tilâvet secdesini de bozar. Daha tilâvet secdesinden kalkmadan abdestin bozulması, konuşmak veya yüksek sesle gülmek gibi. Ancak bu secdede yüksek sesle gülmek abdesti bozmaz, kadınlarla bir hizada bulunmak da bu secdeyi etkilemez.

Dipnotlar:

[1] İnşikak, 84/21, 22. [2] Buhârî, Sücûd, 8, 9, 12. [3] Buhârî, Sücûd, 1, 4, 5. [4] Buhârî, Sücûd, 6. [5] Müslim, İmân, 133. [6] bk. Buhârî, Sücûd, 6; Müslim, Mesâcid, 106; Tirmîzî, Cum’a, 52; Nesâî, İftitah, 50; Şevkânî, age, III, 101. [7] Buhârî, Sücûd, 10; Şevkânî, age, III, 102. [8] bk. Kâsânî, age, I, 179-195; İbnu’l-Humâm, age, I, 380-392; İbn Âbidîn, age, I, 715-730; Meydânî, age, I, 103-105; İbn Kudâme, age, I, 616-627; Şirbînî, Muğni’l-Muhtac, Mısır, ty, I, 214 vd; Zühaylî, age, II, 109 vd; [9] İbn Âbidîn, age, I, 726-728; Şürünbülâlî, age, 84 vd. [10] bk. Meydânî, age, I, 103; Şirbînî, age, I, 214 vd; Zühaylî, age, II, 120, 121.

Kaynak: Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslam İlmihali, Erkam Yayınları

SECDE NEDEN YAPILIR?

Secde Neden Yapılır?

TİLAVET SECDESİ NEDİR, NEDEN VE NASIL YAPILIR?

Tilavet Secdesi Nedir, Neden ve Nasıl Yapılır?

TİLAVET SECDESİNİN ŞARTLARI, SEBEPLERİ VE YAPILIŞI

Tilavet Secdesinin Şartları, Sebepleri ve Yapılışı

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.