Tasavvufun Islah Metodu Neden Farklıdır?
Öfkeyle değil şefkatle, yılan diliyle değil rahmet lisânıyla... Tasavvufun günahkârı "kanadı kırık bir kuş" gibi gören o eşsiz ıslah metodunu idrak edin.
Tasavvufun günümüzdeki lüzum ve ehemmiyetinin diğer bir yönü de onun, insanları ıslah hususunda izlediği metot ve üslûptur:
Bilhassa zamanımızda nice insan, nefsâniyete ve ağır günahlara dalmanın rûhî buhrânı içindedir. Böyle kimselere bir ıslah ve kurtuluş imkânı sunmanın, onlara kızıp öfkelenmek yerine, tasavvufun vazgeçilmez düsturları olan, af, müsâmaha, merhamet ve şefkat yoluyla daha kolay olduğu âşikârdır.
Zira tasavvufî telâkkîye göre; günaha duyulan nefreti günahkâra taşırmamak gerekir. Hattâ günahkârı, kanadı kırık bir kuş gibi farzederek, ona şefkat ve merhametle yaklaşmak îcâb eder.
GÜNAHA NEFRET, GÜNAHKÂRA ŞEFKAT DÜSTURU
Şu misaller, bu hakîkati ne güzel îzah eder:
Sahâbeden Ebu’d-Derdâ Hazretleri Şam’da kadılık yapıyordu. Bir gün şehri dolaşırken, halkın, bir günahkâra ağır sözlerle hakâret etmekte olduğunu gördü. Onlara:
“–Siz, kuyuya düşmüş bir adam görseniz, onu oradan çıkarmaz mısınız?” diye sordu.
“–Evet, çıkarırız!” dediler. Bunun üzerine Ebu’d-Derdâ -radıyallâhu anh-:
“–O hâlde kardeşinize ağır sözler söylemeyin, size âfiyet veren Allâh’a hamd edin!” dedi. Bunun üzerine onlar:
“–Siz bu günahkâra kızmıyor musunuz?” dediler.
Ebu’d-Derdâ Hazretleri şöyle cevap verdi:
“–Ben onun kendisine ve şahsiyetine değil, günahına kızıyorum, günahını terk ettiğinde, o yine benim din kardeşimdir.” (Abdürrazzâk, Musannef, XI, 180; Ebû Nuaym, Hilye, I, 225)
Mevlânâ Hazretleri’nden bir misal:
Dergâhtaki bir sohbet esnâsında, sarhoşun biri çıkagelir. Dervişler onu inciterek dışarı çıkarmak isterler. Hazret-i Mevlânâ, o sarhoşun hakîkati aramak için dergâha sığınan bir insan olduğunu düşünerek onu incitenlere hitâben;
“–Dokunmayın garibe! Görüyorum ki şarabı o içmiş, fakat siz sarhoş olmuşsunuz!” îkâzında bulunur.
Diğer bir misal:
Hüdâyî Vakfı’nda verilen bir iftara, iki sarhoş çıkagelir. Cemaatin bir kısmı hiddetle:
“–Böyle mübârek bir zamanda sarhoş gelen bu gâfilleri dışarı atalım!” derler.
Buna mukâbil, cemaatin içindeki sûfî meşrep bazı kişiler de:
“–Biz bunların günahına bakmayalım. Bu mübârek vakitte Allâh’ın iki aç kulu kapımıza geldi diye tasavvur edelim.” derler. O sarhoşları yedirir, içirir, alâkadar olurlar. Zamanla bunlardan biri tamamen hâlini ıslah edip sâlih bir derviş olur.
YILAN DİLİ DEĞİL RAHMET LİSÂNI
İşte tasavvufî üslûp, îman nîmetinden mahrumlara veya nefsânî zaaflara kapılmış olanlara, yılanların soğuk ve zehir saçan diliyle değil, rahmet lisânıyla yaklaşarak, onların evvelâ gönüllerini fethetmeyi hedefler.
Bu yüzden tarih boyunca gönlünü bir rahmet dergâhı kılmış olan gerçek mutasavvıflar, dâimâ toplumu aydınlatan birer irşad meş’alesi olmuşlardır. Bunun içindir ki Abdülkâdir Geylânî, Bahâüddîn Nakşibend, Mevlânâ, Yunus Emre, Hüdâyî ve emsali Hak dostları dâimâ sevilmekte ve özlenmektedir.
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Gençler Soruyor, Erkam Yayınları










YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!