Tek Cümlede Tasavvufun En Güzel Tarifi
Tek cümlede tasavvufun en güzel tarifi...
- Bir tarifiyle; Tasavvuf, nefsin çirkin huylarını bertaraf ederek; insanı, güzel ahlâka kavuşturma eğitimidir.
Nefsin en rezil huyları; kibir, enâniyet, hodgâmlık (bencillik) ve cimriliktir. Bu menfî ve çirkin sıfatları, zıdd-ı kâmilleri olan; tevâzu, hiçlik, diğergâmlık ve cömertlik ile bertaraf etmek, tasavvufun en mühim gayelerindendir. Bütün bu güzel hasletlerin temelinde fedâkârlık vardır.
Muhabbetin, îmânın ve kardeşliğin ispatı için; maldan, candan, uykudan, rahattan ve menfaatten fedâkârlık şarttır.
Muhabbetin en bariz alâmeti fedâkârlıktır. Bir sevginin büyüklüğü, sevilen uğrunda yapılan fedâkârlıkla ölçülür. O hâlde; Allâh’a ve dînine muhabbet besleyen mü’minlerin, Allah yolunda infaklarda bulunup bazı meşakkatlere gönüllü olarak tahammül etmeleri lâzımdır.
Tasavvufun ferdî ibâdet sahasında da fedâkârlığı görürüz:
Uykunun bastırdığı, yatağın mıknatıs gibi çektiği seher vakitlerinde, vücudu yataktan ayırmak; büyük bir fedâkârlık ister. Bu fedâkârlık ile muhabbetullah arasında karşılıklı bir irtibat vardır. Hakk’ı seven, gündüzleri günahtan uzak duran bir kişiye bu fedâkârlık ağır gelmez.
Fedâkârlığın asıl tebârüz ettiği saha ise, îman kardeşliği ve infak sahasıdır:
YETİMLERDEN NE HABER?
Dâvûd-i Tâî Hazretleri’nin hizmetine bakan mürîdi bir gün ona;
“–Biraz et pişirdim; buyurmaz mısınız?” dedi ve üstâdının sükût etmesi üzerine eti getirdi.
Ancak Dâvûd-i Tâî -kuddise sirruhû-, önüne konan ete bakarak;
“–Falanca yetimlerden ne haber var evlâdım?” diye sordu.
Mürîd, durumlarının yerinde olmadığını izhâr sadedinde içini çekip;
“–Bildiğiniz gibi efendim!” dedi.
O büyük Hak dostu;
“–O hâlde bu eti onlara götürüver!” dedi.
Hazırladığı ikrâmı üstâdının yemesini arzu eden mürîd;
“–Efendim, siz de uzun zamandır et yemediniz!..” diye ısrar edecek oldu.
Fakat Dâvûd-i Tâî Hazretleri kabul etmeyip şöyle buyurdu:
“–Evlâdım! Bu eti ben yersem dışarı çıkar; fakat o yetimler yerse, Arş-ı Âlâ’ya çıkar!..”
Cömertlik dört derecedir.
Birincisi: Sâile, isteyene vermek, ihtiyacını arz eden kişiyi asla geri çevirmemektir.
İkincisi: Mahrumu, muhtaç olduğu hâlde hâlini gizleyeni arayıp bulmaktır.
Üçüncüsü: Ensâr-ı kirâmın yaptığı gibi bölüşmektir. İhtiyaç sahibi kardeşine; «Malımın yarısı senin olsun!» diyebilmektir.
Dördüncüsü: Kendisi de muhtaç olduğu hâlde, canından koparıp kardeşine vermektir. Bu en yüksek fedâkârlık seviyesinin adı «îsâr»dır. Kelime mânâsı tercih etmek demektir. Yani kardeşini nefsine tercih etmektir. Kıssada Dâvûd-i Tâî; kendisi de ihtiyaç sahibi olduğu hâlde, yetimleri kendisine tercih etmiş, bu ulvî meziyeti sergilemiştir.
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Yüzakı Dergisi, Yıl: 2026 Ay: Mayıs, Sayı: 255
TASAVVUF İLE İLGİLİ YAZILAR
- BİR TASAVVUF YOLUNA/TARÎKATE, MÜRŞİDE İNTİSÂB ETMEK ŞART MIDIR?
- TASAVVUFUN TANIMI
- TASAVVUF NASIL ORTAYA ÇIKTI?
- TASAVVUF’UN AMACI NEDİR?
- TASAVVUF EĞİTİMİNDE RİÂYET EDİLECEK ŞARTLAR
- GÜNÜMÜZDE TASAVVUFİ TERBİYE NASIL OLMALI?
- TASAVVUFİ LEVHALAR VE ANLAMLARI!
- 12 MADDEDE KISACA TASAVVUF NEDİR?
- TASAVVUFİ TERBİYEDE İLK KURAL
- SAHİH BİR TASAVVUF ÇİZGİSİ NASIL OLMALIDIR?
- TASAVVUFİ HAYAT FERDİ OLARAK YAŞANIR MI?









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!