Tasavvuf ve Edebiyat İlişkisi

Tekke edebiyatı nedir, temsilcileri kimlerdir? Divan edebiyatı nedir, temsilcileri kimlerdir? Tasavvufun edebiyat açısından önemi nedir? Tasavvuf ve edebiyat arasındaki ilişki.

Asıl faaliyet sahası gönül âlemi olan tasavvuf, mânevî ve derûnî his, fikir ve heyecanları belli bir üslûp ve âdâb dâhilinde satırlara, mısralara, yâni kelâma da aksettirmiştir. Böylece ferd olarak birebir ulaşamadığı nice sadırlara, satırlar vâsıtasıyla ulaşırken sâdece gönüllere değil, sahip olduğu engin muhtevâ ile de edebiyata büyük bir zenginlik kazandırmıştır. Bu itibarla edebiyatımız, insandaki görüş ufuklarını genişleten, gönlü derinleştiren, tefekkür ve tahassüs zarâfeti ile idrâke incelik veren bir bediî sanat olma vasfında müstesnâ bir zirveye ulaşmıştır.

TEKKE EDEBİYATI NEDİR?

Edebiyat târihimizde “Tekke Edebiyatı” adı altında kendini gösteren sâde, akıcı, bâzen lirik ve bâzen tâlimî (didaktik) türdeki edebî mahsullere, dînî-tasavvufî değerler yoğun bir şekilde aksetmiştir. Allâh’ın birliğinden bahseden tevhîd, O’na yanık ilticâları ifâde eden münâcaat ve Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e duyulan aşk, muhabbet ve hasreti mevzu edinen na’t gibi edebî türler, halkın mâneviyâtının takviye edilmesinde, dertli ve yorgun gönüllerin tesellî bulmasında, günah, isyân ve gafletten uzaklaştırılmasında, cemiyette muhabbet, kardeşlik, sulh ve sükûn hâlinin tesisinde pek faydalı bir vazîfe icrâ etmiştir.

  • Tekke Edebiyatının Temsilcileri

Yûnus Emre’nin, Moğol istîlâları hengâmesinden başlayıp zamânımıza kadar yedi asırdır devâm edegelen şiirleri, halkın irşad ve tesellî kaynaklarından biri olmuştur. Yâni bu tür edebî mahsûller veren mutasavvıflar, dînî heyecânın geniş halk kitlelerine taşınmasında, mânevî değerlerin zinde tutulmasında mühim hizmetler vermişlerdir. Hoca Ahmed-i Yesevî, Hacı Bayram-ı Velî, Eşrefoğlu Rûmî ve Aziz Mahmûd Hüdâyî -kaddesallâhu esrârahum- Hazarâtı bunların başlıcalarıdır.

DİVAN EDEBİYATI NEDİR?

Dîvân edebiyatı ise, daha çok aruz vezniyle yazan ve sanatkârâne üslûbuyla dikkat çeken şâirlerin eserlerinden meydana gelmiştir. Nesir türünde de eserler verilmiş olmasına rağmen, manzûm eserlerin galebesi sebebiyle “Dîvân Edebiyatı” diye bilinen bu dönemde de tasavvufî tefekkür ve derinliğin büyük tesiri görülmüştür. Şiirlerin kelime hazînesinde bulunan pek çok rumuzlarla tasavvufî incelikler yüksek bir zevke hitâb eder tarzda ve mâhirâne bir sûrette ifâde edilmiştir.

Ayrıca edebî türlerin her birinde, farklı bir rûhî heyecanın tezâhürü hâkimdir. Tevhîdlerde coşkun bir rûh hâlinin sonsuz ilâhî ufuklara doğru kanat çırpışları sezilir. Husûsiyle mutasavvıf şâirlerin yazdığı tevhîdler, gönlü apayrı bir feyizle îman fezâsının seyyâhı eyler.

  • Divan Edebiyatı Temsicileri

Na’tler, Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e duyulan aşk ve muhabbetin, mısralara dökülmüş yanık terennümleridir. Gönüllerde resmedilen muhabbet tablolarıdır. Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e duyulan engin tahassür ve iştiyâk, Fuzûlî’nin na’tinde ne güzel ifâde edilir:

                    Hâk-i pâyine yetem der ömrlerdir muttasıl

                    Başını taştan taşa urup gezer âvâre su...

“(O rahmet Peygamberi’nin) ayağının (değdiği, gezip dolaştığı, mübârek) toprağına ulaşayım diye, su(lar), hiç durmadan ömürler boyu baş(lar)ını taştan taşa vurarak âvâre (ve meclûb bir şekilde) akmaktadır.”

Hazret-i Mevlânâ, Fuzûlî, Nâilî, Nâbî, Nahîfî, Şeyh Gâlib ve daha nice şâirler, eserlerini tasavvufî neşveden beslenen bir gönül iklîminde meydana getirmişlerdir.

TASAVVUF VE TÜRK EDEBİYATI

Bütün bunlar da gösteriyor ki, tasavvufî derinlik ve muhtevânın edebiyata apayrı bir zenginlik ve olgunluk kazandırdığı bir gerçektir. Şiir ve edebiyat zevkinin geniş halk kitlelerine ulaşmasında böyle bir muhtevâdan beslenmekte olmasının da büyük bir tesiri vardır. Nitekim, edebiyat târihçisi Nihad Sâmi Banarlı da;

“Türk edebiyatını vücûda getiren, geliştiren ve olgunlaştıran, tasavvuftur.” sözüyle bu hakîkati ifâde etmiştir.

Bu gerçeğin zirvede olduğu dönemlerde dünyevî bir şâir olarak bilinen Nedîm’in bile na’t yazması ve hattâ Tevfik Fikret gibi bir şâirin de başlangıçta tevhid yazarak meşhur olması, bu gerçeğin mânidar yansımalarıdır.

Diğer taraftan edebiyatın ve bilhassa şiirin insanları belli bir his ve fikre meylettirmesi için kullanılmasının takdîre şâyân bir keyfiyet olduğu, şu hadîs-i şerîfle de sâbittir:

Hazret-i Âişe -radıyallâhu anhâ-, Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in bu sahaya verdiği ehemmiyeti şöyle ifâde eder:

“Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, şâir Hassân bin Sâbit için mescidde husûsî bir minber koydurdu. Hassân, onun üzerine çıkıp oturur ve Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’i hicvedenlere şiirle cevap verirdi. Resûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de onun hakkında:

«Allah Teâlâ, Hassân’ı, o, Allah Resûlünü savunduğu müddetçe Rûhu’l-Kudüs’le te’yîd eder.» buyururdu.” (Tirmizî, Edeb, 70; Ebû Dâvud, Edeb, 87)

Burada Cebrâîl -aleyhisselâm-’ın şiir söyleyen Hassân -radıyallâhu anh- ile olması, Hak yolundaki şâire Allah tarafından ilham bahşedilmesi ve ilâhî te’yîde mazhar kılınması demektir.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, İmandan İhsana Tasavvuf, Erkam Yayınları

 

TASAVVUF VE İSLAMİ İLİMLER

Tasavvuf ve İslami İlimler

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.