Taklit Hastalığı
Mü’min, inancını ve ahlâkını korumak için başkalarını taklit etmekten sakınmalıdır.
Îmânı tehlikeye atan hususlardan bir diğeri de, gayrimüslimlere veya fâsıklara benzeme ve onların nefsânî hayat tarzlarını taklit etme hastalığıdır. Îman temelindeki çözülmelerin, fikrî ve ahlâkî yozlaşmaların birçoğu, bu tür taklitlerle başlar. Taklit, zamanla alışkanlık ve huy hâline gelir. Sonrasında ise şeklî beraberlik, zihnî beraberliğe, zihnî beraberlik ise zamanla kalbî beraberliğe kadar gider. Bunun içindir ki hadîs-i şerîfte:
“Kim bir kavme benzemeye çalışırsa, o da onlardandır.” buyrulmuştur. (Ebû Dâvud, Libâs, 4/4031)
Bu hüküm, dînî sembollerle alâkalı olsa da, sembol sayılmayan şeylerde dahî ehl-i küfre benzemek, şüphesiz ki hatâdan berî değildir.
TAKLİT HASTALIĞI: GAYRİMÜSLİMLERE BENZEMEMEK
Taklit meyli, her insanın fıtratında -az veya çok- mutlakâ mevcuttur. Günümüzde İslâm ahlâkı bakımından toplumda büyük ölçüde bozukluğun hâkim olduğu görülmektedir. Kötü örneklerin güzel örneklere kıyasla daha çok olması sebebiyle taklit meylinin doğru bir şekilde kullanılması, zamanımızda çok daha büyük bir nezâketi hâizdir. Milyonlarca insan, sırf taklit meyli sebebiyle siyaset ve spor münâkaşalarında en kıymetli zamanlarını ziyan ettikleri gibi, bunun hiç kāle alınmayan, fakat aslında çok mühim olan başka tezâhürleri de vardır:
Meselâ câmi-i şerîflere, göğüslerinde ecnebîce bir reklâm ifâdesi veya uygunsuz bir resimle giren gençler, maalesef îkaz edilmediğinden, İslâm vakârına aykırı olan bu tavrın çirkinliğinin farkına bile varmamaktadırlar. Mü’minler de kendilerini Cenâb-ı Hakk’ın; “iyiliği tavsiye edip kötülükten men eden” bir ümmet olarak vasıflandırdığını unutmuş gibidirler. Hâlbuki yanlışa karşı aksülamel göstermek, mukâbilinde hikmetli ve güzel sözlerle doğruyu tavsiye etmek, her müslümana kuvvetle farzdır. Bu bakımdan:
“...Onlara öğüt ver ve onlara kendileri hakkında قَوْلاً بَلِيغاً : tesirli söz söyle.” (en-Nisâ, 63) âyet-i kerîmesinde buyrulduğu üzere açık ve tesirli bir lisanla hakîkatleri ifâde etmelidir.
Gayr-i müslimlere benzememek, İslâm şahsiyet ve vakârını muhâfaza etmenin en mühim şartlarından biri olduğu içindir ki, Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- 10 Muharrem orucunda, aynı gün oruç tutan yahudîlere muhâlefet için, bir gün evveli veya sonrasıyla beraber oruç tutmamızı emretmiştir. Yani ibâdetlerde bile onlara benzememizi yasaklamıştır.
Kalpte, Allah için buğz etme hassâsiyeti kaybolursa, gayr-i müslimlerin nefsânî hayat tarzını taklit neticesinde yavaş yavaş aradaki farklar ortadan kalkmaya başlar. Îmânı bir halat kabul edersek, Allah için muhâlefet hissi zayıflayınca, halatın liflerinin tek tek kopmaya başlayacağı muhakkaktır.
Ecdâdımız Osmanlı, hâkim olduğu 24 milyon kilometre karelik coğrafyada farklı din, dil ve ırka mensup birçok milletle asırlarca birlikte yaşadı. Fakat dâimâ İslâm’ın izzet ve şerefiyle kendi örfünü yaşattı. Değil gayrimüslimlerden tesir almak, onlara tesirde bulunmak sûretiyle dînini ve kültürünü en güzel şekilde temsil etti. Gayrimüslimler nazarında bile Türk yemekleri, Türk tatlıları, Türk âdetleri meşhur oldu.
Fakat bugün iktisâdî sebeplerle dünya devletleri içinde geri sıralara düşmemizle beraber, öz kültürümüze uymayan birçok âdet hayâtımıza girdi. Giyim kuşamdan, düğün, eğlence, yılbaşı ve tatil anlayışlarına ve evde köpek beslemeye kadar hayâtın pek çok safhasında gayr-i müslimlere benzerlikler arttı.
Ayrıca gayrimüslimlerin ve yabancıların estirdikleri moda rüzgârlarıyla toplumumuzda bir marka düşkünlüğü de meydana gelmiş durumdadır. Basîret sahibi mü’minlerin bunlara meyletmemesi, kendi imkânlarıyla global kültürün öz kültürümüz üzerindeki istîlâ hamlelerini desteklememesi, bilâkis bunlara karşı şahsiyetli bir duruş sergilemesi zarûrîdir.
Bizim giyim tarzımız, evlerimizin dekoru, yaşayış şeklimiz vs. İslâm’ın târif ettiği şekil, renk ve âhenkte olmalıdır. Nitekim bu hassâsiyetin örnek bir tezâhürü olarak Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh- Azerbaycan ve Dağıstan’a ordu gönderirken, oradaki putperestlerin giysilerinin, yemeklerinin, örf ve âdetlerinin taklid edilmemesi husûsunda çok ciddî îkazlarda bulunmuştur.
Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Hak Dostlarının Örnek Ahlakından 1, Erkam Yayınları









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!