Rûhsal Olarak Krize Girilen Anlarda Dînen Ne Yapılması Gerekir?
Rûhsal olarak krize girilen anlarda dînen ne yapılması gerekir?
Sabır, olayları metânetle karşılayabilmek, bir imtihân geçirdiğinin bilincinde olmak, Allâh’a isyân etmemektir. Musîbetleri, felâketleri ya da başımıza gelen bir hastalığı tabîi karşılamanın en iyi yolu, sabırdan geçer.
Sabretmek; hastalanınca tedâvî olmamak, bir musîbete mâruz kalınca tedbîr almamak, maddî ve mânevî sıkıntılardan kurtulmak için çârelere başvurmamak anlamına gelmez.[1]
İnsanın başına gelen her sıkıntının müsebbibi bizzât kendisi olmayabilir. İlâhî imtihânın yanı sıra, anne-baba ve toplumun da ihmâl ve kusûrları olabilir. İster ilâhî bir imtihân sonucu, isterse kendisi ve diğer insânların kusûru sebebiyle olsun bir musîbetle karşılaşsın insânın her şeyden önce metânet ve sabır gösterebilmesi gerekir. Bu durum sıkıntılarından kurtulmak için maddî ve mânevî çârelere başvurmaya ve tedâvî olmaya engel değildir. Aksine tedâvî olmak, dertlere çâre aramak Allâh ve Peygamberin emridir. Mü’mîn, öncelikle bütün çârelere başvurur. Sıkıntı başına geldiğinde veyâ devâm ettiğinde de “musîbet ancak Allâh’ın izni ve takdîri ile olmuştur, O, izin vermeseydi olmazdı, bunda da bir hayır vardır diyerek” kendini râhatlatma bilincine ulaşır.[2]
“... Sıkıntıda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamânlarda sabrederler. İşte sadık (doğru) olanlar bunlardır ve muttakî olanlar da (korkup-sakınanlar da) bunlardır.”[3]
Bu âyetti kerîmede muttakî ve sâdık insânların nitelikleri arasında hastalıklara, zarâr ve sıkıntılara karşı sabırlı olmak da zikredilmektedir.[4]
“Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla; bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz...”[5] âyet-i kerîmesi de bu dünyâda imtihânın bir realite olduğunu hatırlatmaktadır. Âyette bahsedilen “canlardan eksiltme” ifâdesine engelli insânların da dâhil olduğunu söylemek mümkündür. Dolayısıyla, engellilik hâli de insânların sabretmesi gereken bir imtihân çeşididir. Allâh’tan belâ, musîbet ve sıkıntı istenmez. Ancak ilâhî takdîrin bir tecellisi olarak başa gelen her türlü sıkıntıya da güzelce sabretmek bir mü’mîn tavrıdır.
Kimde Allâh Teâlâ’nın ni’meti çok olduysa, belâsı da o kadar çok olur. Allâh Teâlâ’nın en sevdiği kulları olan peygamberler dâhî yaşadıkları sürece çok çeşitli sıkıntılara dûçâr olmuşlardır. Peygamber Efendimiz (s.a.s) çocukluğundan îtibâren sıkıntı çekmiş, maddî ve mânevî imtihânlarla karşı karşıya kalmıştır.[6] Mus’ab b. Sa’d (r.a) babasından naklettiğine göre şöyle demiştir: “Dedim ki; Ey Allâh’ın Rasûlü! İnsanların hangisi daha şiddetli belâ ve sıkıntıya uğrar?” Rasûlüllâh (s.a.s) dedi ki:
“Peygamberler, sonra onlara yakın olanlar, sonra onlara yakın olanlar… Kişinin sınanması dînine göre olur. Sıkıntı ve belâ dînindeki durumuna göre cereyân eder. (Kimi zamân) bu sınama, o kul yeryüzünde hatâsız olarak yürüyünceye kadar devâm eder.”[7]
Hz. Âişe (r. anhâ), Rasûlullâh (s.a.s)’den daha şiddetli acı çeken birisini görmediğini söylemiştir:[8] Başka bir hadîste Allâh Rasûlü’nün çektiği acının diğer insânların çektiği acının iki katı olduğumu ve ecrinin de iki katı olacağı belirtilmiştir.[9] Bu da bize, fazla acı çekip de sabreden kulların daha fazla sevâp kazandıklarını göstermektedir.
Âyet-i Kerîmelerde de şöyle buyurulmaktadır:
“(Dertlere, sıkıntılara) göğüs gerenler ve sâlih amel işleyenler böyle değildir. Onlar için bağışlanma ve büyük bir ödül vardır.”[10]
“... Allâh sabredenleri sever.”[11]
Sevineceğimiz, huzûr duyacağımız şeylerle karşılaşmayı nasıl tabîi buluyorsak, zamân zamân bizi üzecek bir olayla, musîbetle, hastalıkla, felâketle karşılaşmayı da tabîi bulmalıyız. Karşılaştığı bütün zorluklara, hastalıklara, musîbetlere ve felâketlere sabredebilenlere ne mutlu![12]
Dipnotlar:
[1] Karagöz, İsmail; Âyet ve Hadisler Işığında Engelliler, s. 53.
[2] Karagöz, İsmail; Âyet ve Hadisler Işığında Engelliler, s. 100.
[3] Bakara: 2/177.
[4] Beydâvî, I, 249, Nesefî. I, 249.
[5] Bakara: 2/155.
[6] Sancaklı, Saffet; Hz. Peygamber’in Engellilere Karşı Bakış Açısının Tesbiti, Din Bilimleri Akademik Araştırma Dergisi, Yıl: 2006, Sayı: 2.
[7] Tirmizî, “Zühd” 56, 57 (2398) IV, 601. İbni Mâce, “Fiten” 23, II, 1335.
[8] Buhârî, “Merdâ” 3; Tirmizî, “Zühd” 57 (2397).
[9] Buhârî, “Merdâ” 3.
[10] Hûd: 11/11.
[11] Âl-i İmrân: 3/146.
[12] Yiğit, Yaşar; Diyânet Dergisi, Sayı: 132, Sayfa 40-43.
Kaynak: Hasan Serhat YETER, Engellinin İlmihâli, 2022











YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!