Dr. Adem Ergül, Elmalılı Hamdi Yazır'ın tefsirinden hareketle "Allah'ın insanı zikrettiği 10 yeri" anlatıyor.
Sâmi Efendi Hazretleri’nin, zaruret olmazsa saatlerce konuşmadığı olurdu. Bu sessizlik hâllerinde dâimâ zikir ve murâkabe ile meşgul olurlardı. Yanında bulunanlar bu esnâda derin bir huzûr hâli yaşar, ayrıldıklarında ise aynı hâli devam ettiremezlerdi.
Dünyaya aldanarak âhireti unutmak; bayağı şeylerle oyalanarak saâdeti sefâlet çarşısında aramaktan farksızdır. Bu gafleti bertaraf etmenin çâresi ise “zikir”dir. Zikir, gönlün Allah ile olmasıdır.
Es‘ad Erbili Hazretleri kâinattaki ilâhî sanat hârikaları üzerinde tefekkür edip bunlardan gereken dersleri almaya teşvik ederdi.
Hakîkate nazar eden akıllı kişilerin, «istikbâl» kelimesinden en büyük maksadın, ebedî olan ve herkesin kendi başına hesap vereceği âhiret hayatı olduğunu basit bir mütâlâa ile kabûl edeceği açıktır.
“Bütün gaybları en iyi şekilde bilen Cenâb-ı Hak, ibadetlerin sûretleri ile birlikte kulluk vazifesinin îfâsını da rûh ve rûhâniyetin en derin ve en hassas noktasından bekler.”[1]
Seyyid Tâha’l-Hakkârî Hazretleri, talebelerinden kimseyi ihmâl etmez, herkesin hâlini hatırını sorardı. Kimin bir sıkıntısı varsa hemen gidermeye gayret ederdi. Sıla-i rahime ehemmiyet verir, muhtaçların ihtiyaçlarını karşılardı.
Kurân-ı Kerîm'in bazı ayetlerde “sıratı müstekim” şeklinde ifadesi İslam’ın çizdiği hayat tarzı ve hayatı okuyuş biçimi, aynı ifade güzelliği ile bize İslam’ın geniş bir caddeye benzetilmesini salık veriyor.
Allah Teâlâ, sana doğru yolu göstersin! İyi bil ki, Allah yolunda bulunmak isteyen sâlike önce lâzım olan şey, itikadını düzeltmektir. Doğru itikat, Ehl-i Sünnet âlimlerinin, Kur’ân-ı Kerîm’den ve hadîs-i şeriflerden ve ashab-ı kirâmdan öğrendikleri, anladıkları itikattır. Kur’ân-ı Kerîm’in ve hadîs-i şerîflerin manasını doğru anlayan, doğru yolun âlimleridir. Bunlar da, Ehl-i Sünnet vel-cemâat âlimleridir.
Bir sanatkâr, yaptığı sanat eserini; bir mûcid, îcâd ettiği makineyi arzu ettiği şekilde planlayıp biçimlendirir ve onu en iyi kendisi tanır. Ayrıca her sanatkâr, eserine koyduğu imzâsıyla da dâimâ hatırlanmak, ismini yâd ettirmek ister. Hâl böyle iken mikro âlemden makro âlemlere, atomdan galaksilere kadar bütün kâinâtı yoktan var eden Cenâb-ı Hakk’ın, yarattığı varlıkları, kendisini periyodik olarak zikredecek şekilde tanzîm etmesi kadar tabiî bir şey olamaz.