Derinden derine düşünmek gerekir neden müslüman aklının bilim, düşünce ve teknik üretmediğini. İki milyarlık müslüman dünyanın neden insanlığa bir şeyler sunamadığını.
“İnsanlara nasihat için ölüm kâfîdir.” hadîsinde de ifâde edildiği üzere, düşünen ve ibret alan bir kimse için ölümde pek çok dersler vardır.
Cenâb-ı Hakk’a kulluğun tezâhürü olan bütün ibadetler, rûha verilen ayrı ayrı vitaminler mesâbesindedir. Her ibadetten almamız gereken hikmetler, dersler ve ahlâkî kıymetler bulunmaktadır. İbadetlerimizin makbûliyetinin alâmeti de bunlardır.
Güneşin ışığında oynaşan çiçeklerin mavisi, pembesi, onların gönül açan tebessümleri ve rûhu okşayan güzel kokuları… Ve saymakla bitmeyecek diğer güzellikler… Duygu derinliğine sahip bir kalp için, her yer harikalar sergisi…
Kâinat kitabında sergilenen ilâhî sır ve hikmetleri kâmil mânâda okuyabilmek için bir hususta derinleşmek lâzımdır.
Osman Nûri Topbaş Hocaefendi, Süleyman Çelebi’nin yazmış olduğu Mevlîd-i Şerîf’in Nûr Bahri girişinde yer alan; "Hak Teâlâ çün yarattı Âdem’i Kıldı Âdem’le müzeyyen âlemi" beytini kısaca izah ediyor.
Yaratılmış her varlık, Yaratan’ından bir nişan taşır. Gören gözlere, hisli yüreklere, derûnundaki ilâhî mühürleri sergiler.
Hazret-i Ali -radıyallâhu anh- buyurur: “İffet, fakirliğin; şükür de zenginliğin süsüdür.
Arı faydalı bir canlıdır. Onda hikmet-i azim vardır. Zira Allah Teâlâ Kur’ân-ı Kerim’de onun halinden haber verdi. (Nahl Suresi/68)
Mârifet, tanıma, bilme demektir. Mârifetullah, Yaradan’ı Kur’ân’ın bildirdiği gibi tanıma, sıfatlarını, isimlerini ve bunların sonsuz kemâlde olduğunu bilme, İlâhî hakîkatlere vakıf olma, şeklinde özetlenebilir.